Paragrafta Anlam 2 — Çalışma Kağıdı
Ad Soyad: ______________________ Tarih: 15.09.2026 10 soru TYT Türkçe
Çalışma Kağıdı
Paragrafta Anlam 2 — Çalışma Kağıdı
Sayfa numarası için yazdırma penceresinde "Üstbilgi/altbilgi"ni aç
10 soru · şıkları kağıt üzerinde işaretle, cevap anahtarı son sayfada
1. Yirmi yıldır aynı ilçenin haberini yazıyorum. Bu sürede öğrendiğim tek şey, bir olayı ilk yazan olmanın kimseye bir şey kazandırmadığıdır; yanlış kurulmuş, bir dakika erken bir cümle o ilçede yıllarca dolaşır. Artık kendime tek bir ölçü koyuyorum: yazdığım cümleyi, o cümlede adı geçen kişinin yüzüne bakarak okuyabilecek miyim? Okuyamayacaksam ya eksiğim vardır ya da acele etmişimdir. Meslektaşlarımın nasıl çalıştığına karışmam, okuru da eğitmeye kalkmam; kendi masamda, gönderme tuşuna basmadan önceki o kısa duraklamayı korumaya çalışırım. Hız benim işim değil; işim, geri alınamayacak bir cümlenin altına adımı koymadan önce bir kez daha durmaktır.
Bu parçada yazar, kendisinden ne yapmasını beklemektedir?
2. Okul koridorlarındaki başarı panolarına her yıl aynı çerçeve, aynı yazı tipi, aynı beş isim asılır. Panonun mantığı basittir: görünen ödüllendirilir, görmeyen özenir. Ancak o panoya bakan otuz çocuktan yirmi beşi, kendi adının hiçbir zaman orada olmayacağını daha ilkokulda öğrenir; bunu bir kez öğrenen çocuk çoğu zaman denemeyi de bırakır. Üstelik pano yalnızca varılan yeri ölçer; bir çocuğun kendi geçen yılına göre ne kadar yol aldığını göstermez. Bir okul, en hızlı beşini ilan etmek için değil, otuzunu birden yürütmek için vardır. Duvara asılacak bir şey aranıyorsa, sıralama değil, geçen yıla göre kat edilen mesafe asılsın.
Bu parçanın yazılış amacı aşağıdakilerden hangisidir?
3. Büyükannemin defterindeki tarifleri uygulamaya kalkan herkes aynı yerde durur: 'bir su bardağı un, gözü kadar yağ, kıvamını alana dek.' Ölçü yok gibi görünür; oysa vardır, yalnızca deftere değil ele yazılmıştır. O mutfakta un her gün aynı çuvaldan, yağ aynı tenekeden, tencere aynı ocaktan gelirdi; kıvamın nasıl bir şey olduğunu her gün gören biri, tarifi yazarken bunu ayrıca yazma gereği duymaz. Tarif, tek başına duran bir metin değil, bir mutfağın hafızasına iliştirilmiş bir nottur. Bugün o mutfak dağıldığı için not da eksik kalır. Eski tariflerin kapalı gelmesi, yazanın cimriliğinden değil, bizim o hafızanın dışında kalmamızdandır.
Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık yazılmış olabilir?
4. (I) Yazarın son romanı, üç yıllık bir aradan sonra geçen ay yayımlandı. (II) Kitap, 1970'lerde bir liman kentinde geçen olayları 412 sayfa boyunca anlatıyor. (III) Anlatım, yazarın önceki kitaplarına göre çok daha akıcı ve sürükleyici. (IV) Roman, ilk baskısında otuz bin adet basıldı. (V) Kitabın kapağı ise metnin havasını hiç yansıtmayan, fazlasıyla renkli bir seçim.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangi ikisi kanıtlanabilir nitelikte değildir?
5. Terzi Vahit Usta'nın dükkânının karşısında oturur, camdan içeriyi seyrederdim. Makasın kumaşta bıraktığı sesi ezberlemiştim; hangi müşterinin ceketinin omzunu iki kez söktürdüğünü, hangisinin parayı bırakırken elini masada unuttuğunu bilirdim. Vahit Usta bana hiç dönüp bakmazdı, ben de içeri girmezdim. Onun her akşam vitrindeki mankeni neden pencereden içeri çevirdiğini yıllarca çözemedim; sorsam söylerdi belki, sormadım. Anlattıklarım, o camın bu tarafından görülebilen kadarıdır: eller, omuzlar, inen kepenk. Vahit Usta'nın aklından geçenleri bilmiyorum; yalnızca, mahallede kimsenin fark etmediği bir düzenin her gün aynı saatte kurulduğunu gördüm.
Bu parçanın anlatıcısıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
6. (I) Bir kentin ne kadar yaşanabilir olduğunu anlamak için trafiğe değil, kaldırıma bakmak gerekir. Kaldırım genişse yaşlı rahat yürür, çocuk koşar, esnaf sandalyesini önüne çıkarır; darsa herkes eve kapanır ve sokak yalnızca geçilen bir yere dönüşür. Kaldırımın genişliği bir belediye ayrıntısı değil, bir kentin insanına ayırdığı yerin ölçüsüdür.
(II) Bir okulun havasını sınıflardan değil, teneffüs bahçesinden anlarsınız. Bahçe genişse çocuklar birbirini tanır, oyun kurar, kavga edip barışır; darsa herkes duvar dibine çekilir ve okul yalnızca ders yapılan bir binaya dönüşür. Bahçenin ölçüsü bir mimari tercih değil, o okulun çocuğa ayırdığı payın kendisidir.
Bu iki parçanın ortak yönü aşağıdakilerden hangisidir?
7. Bir kutu eski fotoğrafı elden geçirirken, arkalarında yalnızca üç tanesinde yazı buldum: bir tarih, bir yer adı, bir de 'Nuri'nin düğünü'. Geri kalan yüz kırk fotoğraf, kimin kim olduğunu bilen son kişi de gidince tanımadığımız insanların yığınına dönüşecek. Fotoğraf makinesi ucuzladıkça çektiğimiz kare arttı, ama kareyi adlandırma alışkanlığımız kayboldu; telefonun kendiliğinden düştüğü tarih, bir görüntüyü hatırlanabilir kılmaya yetmiyor. Bugün rahatça çoğalttığımız görüntülerin çoğu, yirmi yıl sonra kimsenin çözemeyeceği birer bilmeceye dönecek. Bu akşam, elinizin altındaki fotoğrafların hiç değilse birkaçının arkasına oradaki kişilerin adlarını yazın; sonraki kuşağa bırakacağınız şey görüntü değil, o görüntünün kime ait olduğudur.
Bu parçada yazar, okurdan ne yapmasını istemektedir?
8. Sesli kitapları uzun süre okumanın ucuz bir taklidi saydım. Kulakta biri konuşurken sayfada kalınan yeri, dönüp yeniden bakılan cümleyi, altı çizilen sözü nereye koyacaktık? Bir kış, gözlerimi zorlayan bir ameliyat yüzünden altı hafta okuyamadım ve mecburen dinledim. İlk günler tahmin ettiğim gibi oldu, cümleler üstümden akıp gitti. Sonra bir şey değişti: metnin nefes aldığı yerleri duymaya başladım. Yazarın virgülü nereye koyduğunu, hangi tümceyi uzun kurup okuru yorduğunu, gözle okurken hiç fark etmediğim kadar iyi anladım. Bugün kâğıttan vazgeçmiş değilim; ama sesli kitabı artık okumanın eksiği değil, başka bir duyuyla yapılan provası sayıyorum.
Bu parçada yazarın tutumuyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
9. Mahallenin fırını sabah beşte açılır, ama ilk ekmek altıyı çeyrek geçe çıkar; arada geçen zaman hamurun değil, fırının ısınma zamanıdır. Fırıncı Şevket bu yetmiş beş dakikayı otuz yıldır aynı biçimde geçirir: odunu diziyor, ilk müşterilerin siparişlerini yazıyor, bir de kimin borcunun kabardığını sessizce not ediyor. Fiyat listesi duvarda asılıdır, kimse dönüp ona bakmaz. Kışın ekmek daha geç çıkar, çünkü taş geç ısınır; buna kimse itiraz etmez, herkes yarım saat daha bekler. Semtte üç market daha açıldı, hepsinde ekmek var; yine de altı buçukta kapının önünde on iki kişi durur. Şevket'in tuttuğu asıl defter, ekmeğin değil mahallenin defteridir.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi çıkarılamaz?
10. Kasabaya inen yolun iki yanındaki dükkânların çoğunun kepengi kapalı; kapakların üzerine telefon numaraları yazılmış, hepsi aynı boyayla, aynı elin yazısıyla. Fırın açık, bakkal açık; kalanların önünde bir yaz boyunca birikmiş toz duruyor. Kahvede oturanların hepsi altmışını geçmiş; garson bardağı doldurmadan önce müşteriye adıyla sesleniyor. İlkokulun bahçesindeki potaya yeni bir file takılmış, ama sahanın çizgileri çoktan silinmiş. Sağlık ocağının kapısında, doktorun haftanın hangi iki günü geleceği yazılı. Terminalde günde iki sefer yazıyor; ikisi de büyük şehre. Bakkalın camında bir ilan asılı: 'Aranıyor: her işe koşacak, kasabada oturacak bir kişi.'
Bu parçadan, kasabayla ilgili olarak aşağıdakilerin hangisi çıkarılabilir?
Cevap Anahtarı
1-E 2-B 3-A 4-B 5-C 6-D 7-E 8-D 9-A 10-C
8genyks · YKS Hazırlık · sekizgenacademy.com