Paragrafta Anlam 1 — Çalışma Kağıdı
Ad Soyad: ______________________ Tarih: 16.09.2026 10 soru TYT Türkçe
Çalışma Kağıdı
Paragrafta Anlam 1 — Çalışma Kağıdı
Sayfa numarası için yazdırma penceresinde "Üstbilgi/altbilgi"ni aç
10 soru · şıkları kağıt üzerinde işaretle, cevap anahtarı son sayfada
1. Bir kitabı ikinci kez okumak, çoğu okurun gereksiz bulduğu bir iştir; raftaki okunmamışlar dururken aynı sayfalara dönmek zaman kaybı gibi görünür. Oysa ikinci okuma, birincisinin yaptığı işi yapmaz. İlk okuyuşta merak bizi öne doğru iter: Ne olacak, sonu nasıl bitecek? Son bilindiğinde bu telaş kalkar, geriye cümlelerin kendisi kalır. Yazarın bir bölümü neden tam orada kestiği, hangi ayrıntıyı ilk sayfaya usulca bıraktığı ancak o zaman görünür. Kitap değişmemiştir; değişen, ona bakan gözdür. Bu yüzden kimi okurlar için kütüphane, yeni kitaplar yığını değil, dönülecek adreslerin listesidir.
Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden söz edilmektedir?
2. Kuzey Kutbu'na yakın bir adada, kayanın içine oyulmuş bir depo var; içinde bir milyondan fazla tohum örneği saklanıyor. Amaç, bir gün herhangi bir ülkenin tarlaları kuraklıkla ya da hastalıkla boşaldığında o toprağın eski bitkisini yeniden ekebilmek. Ancak deponun asıl değeri felaket senaryosunda değil, çeşitlilikte. Bugün dünyanın kalorisinin büyük bölümü bir avuç bitkiden geliyor; verimi yüksek diye seçilen bu türler yayıldıkça, kendi köyünün toprağına göre biçimlenmiş binlerce yerel çeşit sessizce ortadan kalkıyor. Depo, kaybolan bu çeşitliliğin kopyasını tutuyor. Yani orada saklanan yalnızca tohum değil, bir daha kurulamayacak seçeneklerdir.
Bu parçaya en uygun başlık aşağıdakilerden hangisidir?
3. Uykunun yalnızca dinlenme olduğunu düşünürdük; beynin geceyi bir tür bakım vardiyası gibi geçirdiğini öğreneli çok olmadı. Gün boyu biriken atık moleküller, uykuda genişleyen kanallardan süpürülüyor. Aynı saatlerde gündüz tutulmuş kayıtlar ayıklanıyor: bazıları kalıcı hâle getiriliyor, çoğu siliniyor. Bu yüzden sınav gecesi uykudan çalınan üç saat, ertesi gün masa başında kazanılacak üç saatten daha pahalıya mal olur. Üstelik eksik uyku yalnız belleği değil, ruh hâlini de bozar; sabırsızlık ve dikkatsizlik çoğu zaman tembelliğin değil, uykusuzluğun işaretidir. Yine de uykuyu, yapılacaklar listesinden ilk gözden çıkarılan madde olarak görmeyi sürdürüyoruz.
Bu parçada uykuyla ilgili aşağıdakilerden hangisine DEĞİNİLMEMİŞTİR?
4. Bir resmin önünde geçirdiğimiz süreyi ölçen araştırmalar, müze ziyaretçisinin ortalama on yedi saniye sonra bir sonraki tabloya geçtiğini söylüyor. On yedi saniye, tuvalin adını, ressamını ve kabaca neyi resmettiğini okumaya ancak yetiyor. Oysa bir resim, bakılan değil, içinde oyalanılan bir şeydir. Bir köşedeki gölgenin neden o kadar koyu tutulduğunu, figürün bakışının tuvalin dışına neden kaçtığını fark etmek zaman ister; bu fark ediş de izleyenin kendi hikâyesiyle karışır. Salonu baştan sona gezmiş olmak, hiçbir şey görmemiş olmakla aynı kapıya çıkabilir. Sanatla karşılaşma, kat edilen mesafeyle değil, durulan yerle ilgilidir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
5. Bir romanı başka dile aktarırken en zor iş, sözcükleri bulmak değildir; sözlük bunu zaten yapar. Zor olan, cümlenin taşıdığı sıcaklığı ya da mesafeyi korumaktır. Kaynak metinde bir karakterin ötekine seslenişindeki resmiyet, çevirinin dilinde aynı sözcükle verilmeye kalkılırsa çoğu kez soğukluğa dönüşür; bazen o resmiyeti korumanın yolu, sözcüğü büsbütün değiştirmekten geçer. Bu yüzden iyi çevirmen, aslına en çok benzeyen cümleyi değil, okurunda aslının bıraktığı izi bırakan cümleyi arar. Sadakat sözcüğe değil, etkiye gösterilir. Kelimesi kelimesine çeviri, çoğu zaman metne en uzak duran çeviridir.
Bu parçada asıl vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
6. Sinemada oyuncu bir kez oynar, biz o kaydı izleriz; aynı sahne bin salonda aynı biçimde geçer. Tiyatroda ise oyun her akşam yeniden kurulur: Aynı replik, dün gülen bir seyirci karşısında başka, bugün susan bir salonda büsbütün başka tınlar. Sinema seyircisi ne kadar öne eğilirse eğilsin perdedeki hiçbir şeyi değiştiremez; tiyatro seyircisi ise öksürüğüyle, kahkahasıyla oyunun ritmine karışır. Biri kusursuz olanı çoğaltır, öteki eksik kalma riskini göze alıp canlılığı kazanır. İkisini birbirinin yerine koymak, fotoğrafla portre ressamını aynı işi yapıyor saymaya benzer.
Bu parçanın anlatımında ağırlıklı olarak aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangisinden yararlanılmıştır?
7. Teknolojinin çocukları tembelleştirdiği, tekrarlana tekrarlana doğru sayılmaya başlanmış bir yargı. Bu yargıya katılmıyorum. Ekran başındaki bir çocuğun hareketsiz durması, zihninin de durduğu anlamına gelmez; kuralları kendi kendine sökülen bir oyun, çoğu ödevden daha fazla deneme yanılma ister. Asıl sorun araçta değil, çocuğun o araçla baş başa bırakılmasındadır. Kitap da tek başına bırakıldığında sihirli bir sonuç vermez; okunanı konuşacak biri yoksa sayfalar arasında kaybolur gider. Öyleyse suçu ekrana yükleyip rahatlamak yerine, çocukla birlikte ne yaptığımızı sormamız gerekir. Kolay olan, aracı suçlamaktır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
8. Genç bir bestecinin ilk albümünü dinledim. Parçaların hepsinde aynı titizlik var: Hiçbir nota fazla, hiçbir geçiş pürüzlü değil. Bu kadar temiz iş çıkarmak, hele bu yaşta, kolay değildir; sanatçının çalışkanlığını teslim etmek gerekir. Ne var ki albüm bittiğinde aklımda tek bir ezgi kalmadı. Kusursuzluk kimi zaman kendini korumanın başka adıdır: Yanlış nota çalmayan, riskli bir çıkış da yapmaz. Bu besteciyi birkaç yıl sonra, cesaret edip bir iki pürüzü göze aldığında dinlemeyi çok isterim. Şimdilik elimizde, hatasız ama sesi olmayan bir albüm var.
Bu parçada yazarın besteciye yaklaşımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
9. Uzun mesafe koşusunda bitiş çizgisine ilk varan, çoğu zaman en hızlı başlayan değildir. Maratonun ilk on kilometresinde öne çıkanların büyük bölümü otuzuncu kilometrede tempoyu tutamaz; çünkü vücut depoladığı yakıtı erken harcadığında geriye yalnızca irade kalır ve irade yakıtın yerine geçmez. Deneyimli koşucu bu yüzden ilk saatte rakibine değil, saatine bakar. Son kilometrelerde yarışı belirleyen şey de hız değil, hızın ne kadar az düştüğüdür. Kısacası maraton, hızlanma değil, yavaşlamayı geciktirme sanatıdır. Antrenmanların çoğu da bu yüzden koşucuya hızlanmayı değil, kendi temposunu tanımayı öğretmek üzere kurulur.
Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı yoktur?
10. Bir kentin bisiklete ne kadar yer açtığını anlamak için yola boyanmış şeritleri saymak yetmez; asıl ölçüt, on yaşındaki bir çocuğun o şeritte tek başına pedal çevirip çeviremeyeceğidir. Otomobil trafiğinden yalnızca boyayla ayrılmış bir şerit, kullanıcısına güven vermediği sürece kâğıt üstünde kalır; nitekim böyle şeritlerin çoğu, yağmurlu bir günde park hâlindeki araçlarla dolar. Kentin bisikletlisi arttıkça sürücüler de bisikletliyi görmeye alışır, kazalar seyrelir. Yani güvenlik, bisikletliyi bekleyen bir ön koşul değil, bisikletli çoğaldıkça birlikte gelen bir sonuçtur. Şeridi çizmek kolaydır; asıl iş, o şeridi kimin kullanabileceğine karar vermektir.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi çıkarılamaz?
Cevap Anahtarı
1-B 2-D 3-A 4-C 5-D 6-C 7-A 8-E 9-B 10-E
8genyks · YKS Hazırlık · sekizgenacademy.com