Sözcükte Anlam
Bunları biliyor olman gerekiyor
Bu konuya girmeden önce üç kavramın kafanda net olması lazım. Üçü de zor değil, sadece adlarını doğru koyalım.
Sözcük (kelime): tek başına ya da cümle içinde bir anlamı olan en küçük dil birimidir. "kalem", "soğuk", "düşünmek" birer sözcüktür.
Sözlük anlamı: bir sözcüğün sözlükte yazan, herkesçe bilinen karşılığıdır. Sözlükte bir sözcüğün altında çoğu zaman birden fazla madde görürsün; işte bunlar o sözcüğün taşıyabildiği anlamlardır.
Bağlam: bir sözcüğün içinde geçtiği cümle ve o cümlenin çevresindeki sözlerdir. Yani sözcüğün komşuları. Bir sözcük sözlükte on anlam taşıyabilir ama bir cümlede yalnızca bir anlamı vardır; hangisi olduğuna bağlam karar verir.
Şu iki cümleye bak: "Çorbaya biraz tuz attım." ve "Bu şakanın hiç tuzu yokmuş." İkisinde de aynı sözcük var ama birinde mutfaktaki tuzdan, öbüründe şakanın tadından söz ediliyor. Sözcük değişmedi; onu çevreleyen sözler değişti.
Konunun tamamı tek bir cümlede özetlenebilir: sözcüğün anlamını sözlük değil, cümle belirler. Aşağıda öğreneceğin bütün anlam türleri, bu belirlemeyi doğru okuyabilmen için birer araçtır.
Anlamı belirleyen şey bağlamdır
Bir sözcüğü tek başına duyduğunda aklına gelen ilk anlam, çoğu zaman o sözcüğün cümledeki anlamı değildir. Çünkü sözcükler tek başına dolaşmaz; her zaman bir cümlenin içindedir ve o cümle onlara bir görev verir.
"acı" sözcüğünü düşün. Tek başına söylersem aklına muhtemelen bir tat gelir. Şimdi cümlelere koyalım:
"Bu biberin bu kadar acı olduğunu söylemedin." → ağızda hissedilen bir tat.
"Dizimdeki acı sabaha kadar geçmedi." → bedende hissedilen ağrı.
"Ayrılığın acısını yıllar sonra bile unutamadı." → yürekte hissedilen üzüntü.
"Duvarları acı bir sarıya boyamışlar." → gözü rahatsız eden, keskin bir renk.
Dört cümlede tek bir sözcük var ama dört ayrı anlam çıktı. Sözcük hiç değişmedi; değişen, onun yanına gelen sözlerdi: "biber", "diz", "ayrılık", "sarı".
Bunu şöyle aklında tut: sözcük bir anahtar değil, bir kilittir; hangi anlama açılacağına yanındaki sözler karar verir. Bu yüzden bir sözcüğün anlamını sorarken kendine "bu sözcük ne demek?" diye değil, "bu sözcük BURADA ne demek?" diye sor.
T.8.3.5
Gerçek (temel) anlam
Bir sözcüğün gerçek anlamı, o sözcüğü duyduğunda aklına ilk gelen, herkesin ortak olarak bildiği anlamıdır. Buna temel anlam da denir.
"burun" dediğimde aklına yüzündeki organ gelir. "soğuk" dediğimde sıcaklığın düşük olması gelir. "düşmek" dediğimde bir şeyin yukarıdan aşağı gelmesi gelir. İşte bunlar temel anlamlardır.
Temel anlamın iki işareti vardır:
Birincisi, sözcük gerçek karşılığını gösterir. "Elimdeki bardak düştü." cümlesinde gerçekten yere düşen bir bardak vardır; ortada mecaz yoktur.
İkincisi, sözlükte genellikle ilk sırada yazan anlam odur. Diğer anlamlar bu anlamın üstüne kurulur.
Temel anlamı doğru bulmak önemlidir, çünkü diğer üç anlam türünü (yan, mecaz, terim) hep ona göre ölçersin. Temel anlamı bilmiyorsan sözcüğün kaydığını da fark edemezsin.
Küçük bir uyarı: "gerçek anlam" demek "cümlede gerçekten olmuş" demek değildir. "Yarın kar yağacak." cümlesi henüz olmamış bir olayı anlatır ama "kar" sözcüğü temel anlamındadır. Ölçtüğümüz şey olayın gerçekliği değil, SÖZCÜĞÜN kendi karşılığını gösterip göstermediğidir.
T.8.3.5
Yan anlam: temel anlamın uzantısı
Yan anlam, bir sözcüğün temel anlamıyla arasında görülebilir bir bağ bulunan, ondan türemiş yeni anlamıdır. Genellikle benzer bir biçim ya da benzer bir işlev yüzünden doğar.
"göz" sözcüğünü ele alalım. Temel anlamı görme organıdır. Ama:
"İğnenin gözünden ipliği geçiremedim." → iğnenin ucundaki küçük delik. Neden "göz"? Çünkü biçimi göze benziyor.
"Çorapları dolabın alt gözüne koydum." → dolabın bölmesi. Yine biçim benzerliği var.
"Bu çeşmenin gözü kurumuş." → suyun çıktığı yer.
Üçünde de sözcük artık organı göstermiyor ama temel anlamla arasındaki bağı hâlâ görebiliyorsun: hepsi yuvarlak ya da bir şeyin çıktığı/durduğu küçük bir açıklık.
Yan anlam kelimenin yeni anlamlar kazanmasıdır; dile zenginlik katar. Türkçede özellikle organ adları (baş, göz, ayak, burun, kol, dil) çok sayıda yan anlam kazanmıştır: "dağın başı", "masanın ayağı", "geminin burnu", "koltuğun kolu", "ayakkabının dili".
Bunları ezberlemene gerek yok. Yan anlamı bulmanın yolu şu soruyu sormaktır: "Sözcük temel anlamını göstermiyor ama temel anlamla arasında bir benzerlik hâlâ duruyor mu?" Duruyorsa yan anlamdır.
T.8.3.5
Mecaz anlam: sözcüğün kendi karşılığından çıkması
Mecaz anlam, bir sözcüğün kendi gerçek karşılığından tamamen uzaklaşıp başka bir kavramı anlatmak için kullanılmasıdır. Anlatıma güç katmak, bir duyguyu daha etkili söylemek için başvurulur.
"Bu çocuk çok tatlı." cümlesinde çocuğun tadına bakmıyoruz; "tatlı" sözcüğü sevimlilik anlatıyor. Sözcük gerçek karşılığından çıkmış, yerine yepyeni bir anlam gelmiştir. İşte bu mecazdır.
Başka örnekler:
"Arkadaşımın soğuk davranışı beni üzdü." → sıcaklıkla ilgisi yok, ilgisizlik anlatıyor.
"Bu haberi duyunca yıkıldım." → bir bina yıkılmıyor, derin üzüntü anlatılıyor.
"Ağır konuşma, kalbini kırarsın." → ne bir yük ağır ne de kalp cam; incitici söz kastediliyor.
Mecazla yan anlam arasındaki farkı şöyle ayır. Yan anlamda sözcük temel anlamıyla bağını korur, sadece benzeri bir nesneye geçer: iğnenin gözü hâlâ göz gibi bir açıklıktır. Mecazda ise bağ koparılır; "göze girmek"in gözle görme organı olarak hiçbir ilgisi kalmamıştır.
Deyimler mecazın en yoğun hâlidir. "Etekleri zil çalmak", "pabucu dama atılmak", "burnu havada olmak" gibi kalıpların hiçbirinde sözcükler kendi karşılıklarını göstermez. Bir deyim gördüğünde neredeyse her zaman mecaz anlam vardır.
T.8.3.5
Aynı sözcüğü dört farklı anlamda okumak
Aşağıdaki cümlelerde "göz" sözcüğünün kazandığı anlamları belirle.
1. Doktor önce gözlerimi kontrol etti.
2. Çantanın ön gözüne bilet koydum.
3. Ödevini geciktirince öğretmeninin gözünden düştü.
4. Deney sonuçlarını çizelgenin ilgili gözüne işledik.
- Her cümlede sözcüğün gerçek karşılığını gösterip göstermediğine bakalım.
- 1. "gözlerimi kontrol etti" → doktorun kontrol ettiği şey görme organımız. Sözcük tam olarak kendi karşılığını gösteriyor → gerçek (temel) anlam.
- 2. "çantanın ön gözü" → burada organ yok, çantanın bir bölmesi var. Ama neden "göz" denmiş? Çünkü o bölme, göz gibi küçük bir açıklıktır; temel anlamla arasındaki benzerlik hâlâ görülüyor → yan anlam.
- 3. "gözünden düşmek" → ne bir göz var ne de düşen bir şey. Anlatılmak istenen şey değerini yitirmek. Sözcük kendi karşılığından tamamen kopmuş → mecaz anlam. Zaten bu bir deyimdir.
- 4. "çizelgenin gözü" → burada sözcük belli bir alanın (matematik, istatistik) özel adı olarak kullanılıyor: bir çizelgede satır ile sütunun kesiştiği hücre. Bilim ya da sanat dalına özgü tanımlı kullanım → terim anlam.
- Sonuç: 1 gerçek, 2 yan, 3 mecaz, 4 terim.
- Dikkat et: dört cümlenin dördünde de aynı sözcük vardı. Anlamı değiştiren tek şey, sözcüğün yanına gelen sözlerdi: "doktor", "çanta", "öğretmeninin", "çizelge". LGS'de sana sorulan da tam olarak budur: sözcüğe değil, çevresine bakabiliyor musun?
T.8.3.5
Terim anlam: bir alanın kendi sözlüğü
Terim anlam, bir sözcüğün bilim, sanat, spor ya da meslek gibi belli bir alanda kazandığı özel ve tanımlı anlamıdır. O alanda çalışan herkes sözcüğü aynı biçimde anlar; anlam kişiye göre değişmez.
"kök" sözcüğüne bak. Günlük dilde "ağacın kökü" dediğinde bitkinin toprak altındaki bölümünü anlatırsın; bu temel anlamdır. Ama:
Biyolojide "kök", bitkinin su ve mineral alan organıdır ve tanımı bellidir → terim anlam.
Matematikte "kök", bir denklemi sağlayan değerdir: "Denklemin kökleri 2 ve 5'tir." → terim anlam.
Dil bilgisinde "kök", sözcüğün anlamlı en küçük parçasıdır: "Bu sözcüğün kökü 'göz'dür." → terim anlam.
Aynı sözcük üç ayrı alanda üç ayrı tanıma sahip. Hepsi terim anlamdır, çünkü hepsi bir alana bağlıdır.
Başka örnekler: müzikte "nota", coğrafyada "ova", futbolda "korner", tıpta "yayılma", edebiyatta "kafiye", fizikte "kuvvet".
Terim anlamı tanımanın en pratik yolu şudur: cümlede o alanı işaret eden başka sözcükler var mı diye bak. "denklem", "hücre", "paralel kenar", "besin zinciri" gibi bir komşu görüyorsan sözcük büyük ihtimalle terim anlamındadır.
T.8.3.5
Mecazı "benzetme var mı" diye arama
Çok yaygın bir yanlış yöntem var: öğrenciler mecazı bulmak için cümlede benzetme arıyor. "Benzetme varsa mecazdır, yoksa değildir" diye düşünüyorlar. Bu yöntem seni yanıltır, çünkü iki yönden de bozuktur.
Birinci bozukluk: benzetme var ama mecaz yok. "Bu çocuk babasına benziyor." cümlesinde açık bir benzetme vardır ama hiçbir sözcük gerçek karşılığından çıkmamıştır. Çocuk gerçekten çocuktur, baba gerçekten babadır. Burada mecaz YOKTUR.
İkinci bozukluk: benzetme yok ama mecaz var. "Sınavdan sonra rahatladım, içim açıldı." cümlesinde hiçbir şey bir şeye benzetilmiyor ama "içi açılmak" gerçek karşılığını göstermiyor; bir organ açılmıyor, ferahlama anlatılıyor. Burada mecaz VARDIR.
Doğru test tek sorudan ibarettir: SÖZCÜK KENDİ GERÇEK KARŞILIĞINI Mİ GÖSTERİYOR?
Bunu uygulamanın yolu şu: cümleyi zihninde canlandır. Sözcüğün sözlükteki karşılığını olduğu gibi yerine koyduğunda ortaya saçma ya da imkânsız bir görüntü çıkıyorsa mecaz vardır.
"Öğretmenimiz çok tatlı bir insan." → "tatlı"yı tat olarak koy: öğretmenin tadına bakılmış oluyor. Saçma. Demek ki mecaz.
"Bu reçel çok tatlı olmuş." → tat olarak koy: gayet normal. Demek ki gerçek anlam.
Bir de şunu unutma: bir cümlede mecaz olması için tek bir sözcüğün kaymış olması yeter. Cümlenin geri kalanı gerçek anlamda olabilir.
T.8.3.5
Mecaz mı, gerçek anlam mı?
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük mecaz anlamda kullanılmıştır?
A) Dün akşam hava iyice soğudu. (soğudu)
B) Kardeşimin sesi bu sabah çok kısıktı. (kısık)
C) O tartışmadan sonra ikisi de birbirinden soğudu. (soğudu)
D) Buzdolabından soğuk bir şişe su aldım. (soğuk)
- Her seçenekte sözcüğün sözlükteki karşılığını yerine koyup mantıklı bir görüntü çıkıyor mu diye bakalım.
- A) "hava soğudu" → sıcaklık düştü. Sözcük tam olarak kendi karşılığını gösteriyor. Gerçek anlam.
- B) "sesi kısıktı" → burada gerçekten sesin gücü azalmış, duyulabilirliği düşmüş durumda. "kısık" sesin az çıkması demektir ve sözcük bu karşılığını gösteriyor. Gerçek anlam.
- C) "birbirinden soğudu" → sıcaklık ölçersen iki kişinin de derecesi değişmemiştir. Anlatılmak istenen şey aralarındaki yakınlığın azalmasıdır. Sözcük kendi karşılığından tamamen çıkmış. Mecaz anlam. Aradığımız bu.
- D) "soğuk su" → suyun sıcaklığı düşük. Gerçek anlam.
- Cevap: C seçeneği.
- Dikkat: A ile C'de aynı sözcük var, üstelik aynı çekimde. Ek de aynı, yazılış da aynı. Ayıran tek şey bağlam: A'da "hava", C'de "ikisi de birbirinden". Bu yüzden şıklara bakarken sözcüğü değil, sözcüğün yanındaki sözleri okumalısın.
T.8.3.5
Çok anlamlılık: bir sözcük, birçok anlam
Bir sözcüğün temel anlamının yanında yan ve mecaz anlamlar da taşımasına çok anlamlılık denir. Türkçe bu bakımdan çok zengindir; günlük dilde en sık kullandığımız sözcükler aynı zamanda en çok anlamlı olanlardır.
"düşmek" sözcüğünü izleyelim:
"Elimdeki tabak yere düştü." → yukarıdan aşağı inmek (temel anlam)
"Ateşi sabaha karşı düştü." → azalmak
"Bu iş bana düştü." → sorumluluğu birine gelmek
"Yolda bir dilenciye rastladık, hâli çok düşkündü." → durumu kötüleşmek
"Fiyatlar geçen aya göre düştü." → azalmak, gerilemek
Hepsinde tek bir sözcük var. Anlamların hepsi birbirine bir iple bağlı: bir şeyin yukarıdan aşağıya gelmesi fikri her birinde bir biçimde duruyor. İşte bu ip çok anlamlılığın işaretidir.
Bunun sınavdaki karşılığı şudur: "Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'düşmek' sözcüğü, verilen cümledekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?" Böyle bir soruda önce verilen cümledeki anlamı kendi cümlenle yaz ("burada azalmak demek"), sonra şıklarda o anlamı ara. Sözcüğün yazılışı hepsinde aynı olacağı için gözüne güvenemezsin; anlamı yazıya dökmek zorundasın.
Bir uyarı: çok anlamlılık bir kusur değildir. Sözcük yanlış kullanılmıyor; dil, yeni kavramlar için her seferinde yeni sözcük üretmek yerine elindekini esnetiyor.
T.8.3.5
Aynı anlamda kullanılan sözcüğü bulma
"Sınav yaklaşınca sınıfın havası bir anda ağırlaştı."
Bu cümledeki "ağır" sözcüğü, aşağıdakilerin hangisinde bu cümledekine yakın bir anlamda kullanılmıştır?
A) Valizim o kadar ağırdı ki merdivenlerde iki kez dinlendim.
B) Cenaze evinde herkes sessizdi, ortamda ağır bir hüzün vardı.
C) Bu yemek bana biraz ağır geldi, gece hiç uyuyamadım.
D) Ağır ağır yürüyordu, acelesi olmadığı belliydi.
- Önce verilen cümledeki anlamı kendi sözcüklerimle yazayım: sınıfın havasının ağırlaşması, ortamdaki gerginliğin, sıkıntının artması demek. Yani buradaki "ağır" bir kilo değil, bir ruh hâli anlatıyor.
- Şimdi şıklara aynı ölçüyü uygulayalım.
- A) "valizim ağırdı" → gerçekten kilosu fazla. Tartıya koysan çıkar. Temel anlam. Aradığımız bu değil.
- B) "ortamda ağır bir hüzün vardı" → hüznün kilosu olmaz; anlatılan şey ortamın sıkıntılı, bunaltıcı hâli. Verilen cümledeki anlamla aynı → aradığımız bu.
- C) "yemek ağır geldi" → sindirimi zor anlamında. Bu da mecazdır ama bizim aradığımız anlam değil; ortamın gerginliğinden söz etmiyor.
- D) "ağır ağır yürüyordu" → yavaş yürümek. Yine farklı bir anlam.
- Cevap: B seçeneği.
- Buradan çıkaracağın ders şu: bu soru tipinde "mecaz mı değil mi" diye bakmak yetmez, çünkü birden fazla şıkta mecaz olabilir (burada B ve C). Verilen cümledeki anlamı önce kendi cümlenle yazmalısın; ancak o zaman eşleştirebilirsin.
T.8.3.5
Eş anlamlı (anlamdaş) sözcükler
Yazılışları ve okunuşları farklı olduğu hâlde aynı kavramı karşılayan sözcüklere eş anlamlı sözcükler denir. "okul - mektep", "kara - siyah", "cevap - yanıt", "kelime - sözcük", "anı - hatıra", "yaşam - hayat" gibi.
Eş anlamlılığın en kolay testi yer değiştirmedir: bir sözcüğü çıkarıp öbürünü yerine koyduğunda cümlenin anlamı bozulmuyorsa o ikisi eş anlamlıdır.
"Sorunun cevabını biliyorum." → "Sorunun yanıtını biliyorum." Anlam aynı kaldı; bunlar eş anlamlıdır.
Ama bu test her zaman temiz sonuç vermez, çünkü Türkçede tam eş anlamlılık azdır. İki sözcük çoğu bağlamda birbirinin yerini tutar, bazı bağlamlarda tutmaz:
"Kara gözlü bir çocuktu." ile "Siyah gözlü bir çocuktu." ikisi de olur.
"Kara haber tez duyulur." cümlesinde "kara" yerine "siyah" koyamazsın; kalıp bozulur.
Bu yüzden eş anlamlılığa da bağlamdan bakacaksın. Sınavda "Aşağıdaki cümlelerin hangisinde eş anlamlı sözcükler bir arada kullanılmıştır?" diye sorulur; "Konuk gelen misafirlere yer açtık." gibi bir cümlede "konuk" ile "misafir" aynı cümlede yan yana durur.
Son bir not: eş anlamlı sözcükler çoğunlukla biri Türkçe, öbürü yabancı kökenli olan çiftlerdir (okul - mektep, öğretmen - muallim, yaşam - hayat).
T.8.3.5
Zıt anlamlı (karşıt anlamlı) sözcükler
Anlamca birbirinin karşıtı olan sözcüklere zıt anlamlı sözcükler denir: "uzun - kısa", "gelmek - gitmek", "aydınlık - karanlık", "ileri - geri", "başlangıç - son".
Burada çok yapılan bir hata var, onu baştan söyleyeyim: bir sözcüğün olumsuzu, o sözcüğün zıddı değildir.
"gelmek" sözcüğünün zıddı "gitmek"tir; "gelmemek" değildir. Çünkü "gelmemek" sadece gelme işinin gerçekleşmediğini söyler, karşı yönde bir iş göstermez. Aynı biçimde "güzel" sözcüğünün zıddı "çirkin"dir, "güzel değil" değildir.
Zıtlığın iki türlü işlediğine dikkat et:
Bazı çiftler arada hiçbir basamak bırakmaz: "ölü - diri", "var - yok". Biri doğruysa öbürü kesinlikle yanlıştır.
Bazı çiftlerin arasında ara basamaklar vardır: "sıcak - soğuk" arasında ılık, serin gibi durumlar bulunur. Bunlar yine de zıt anlamlıdır, çünkü bir ölçeğin iki ucunda dururlar.
Zıtlık da bağlama bağlıdır. "ağır" sözcüğünün zıddı, cümledeki anlamına göre değişir:
"ağır valiz" → zıddı "hafif valiz"
"ağır yürüyor" → zıddı "hızlı yürüyor"
"ağır bir söz" → zıddı "tatlı bir söz"
Yani "bu sözcüğün zıddı nedir?" sorusunun tek bir cevabı yoktur; önce sözcüğün cümlede hangi anlamda olduğunu bulman gerekir. Bu konudaki her yol yine bağlamdan geçiyor.
T.8.3.5
Eş anlam ve zıt anlam bir arada
"Kapıyı açık bırakmışlar, içeriye soğuk bir hava doluyordu; kapıyı kapatınca oda kısa sürede ısındı."
Bu cümlede yer alan zıt anlamlı sözcük çiftlerini bul. Ayrıca aşağıdaki seçeneklerden hangisinde eş anlamlı iki sözcüğün aynı cümlede kullanıldığını belirle.
A) Uzun bir yoldan geldiği belliydi.
B) Verdiği yanıt, beklediğimiz cevaptan çok farklıydı.
C) Sabahleyin erkenden yola çıktık.
D) Bahçedeki ağaçların çoğu meyve vermişti.
- Önce cümledeki zıt çiftleri arayalım. Zıt anlamlılıkta aynı ölçeğin iki ucunu ararız.
- "açık" - "kapatınca": kapının iki karşıt durumu. Zıt anlamlı çift.
- "soğuk" - "ısındı": sıcaklık ölçeğinin iki yönü. Zıt anlamlı çift.
- Cümlede iki zıt çift vardır.
- Şimdi seçeneklere bakalım. Eş anlamlılıkta yer değiştirme testini uygulayacağız.
- A) "uzun" ve "yol" → aynı kavramı karşılamıyorlar; biri sıfat, öbürü isim. Eş anlam yok.
- B) "yanıt" ve "cevap" → yer değiştirme testi: "Verdiği cevap, beklediğimiz yanıttan çok farklıydı." Anlam bozulmadı. İkisi de aynı kavramı karşılıyor, üstelik aynı cümlede birlikte kullanılmışlar → aradığımız bu.
- C) "sabahleyin" ve "erkenden" → yakın anlamlıdırlar ama aynı şey değildirler. Bir işi akşam da erkenden yapabilirsin. Yer değiştirme testi bozuluyor → eş anlam değil.
- D) "ağaç" ve "meyve" → ilgili sözcükler ama aynı kavramı karşılamıyorlar.
- Cevap: B seçeneği.
- Buradaki tuzağa dikkat: C'deki gibi yakın anlamlı sözcükler eş anlamlı sanılır. Ölçü "birbirini çağrıştırıyor mu" değil, "birbirinin yerine geçebiliyor mu" olmalıdır.
T.8.3.5
Eş sesli (sesteş) sözcükler
Yazılışları ve okunuşları aynı olduğu hâlde anlamları arasında hiçbir ilgi bulunmayan sözcüklere eş sesli (sesteş) sözcükler denir.
"yüz" sözcüğüne bak:
"Sınıfta yüz kişi vardı." → bir sayı
"Yüzünü yıkamadan sofraya oturma." → surat
"Havuzda beş dakika yüz, sonra çık." → yüzmek fiili
Üç anlam da var ama aralarında hiçbir bağ yok. Sayı ile surat arasında ne benzerlik ne de türeme ilişkisi bulunuyor. İşte bu yüzden bunlar eş seslidir. Aslında bunlar aynı sözcüğün üç anlamı değil, birbirinden bağımsız üç ayrı sözcüktür; sadece rastlantı sonucu aynı harflerle yazılıyorlar.
Başka örnekler:
"gül" → çiçek / gülmek fiili
"kaz" → kuş / kazmak fiili
"yaz" → mevsim / yazmak fiili
"dolu" → içi boş olmayan / gökten düşen buz taneleri
"bin" → sayı / binmek fiili
Önemli bir kural: uzun okunan bir ünlü, sözcüğü eş sesli olmaktan çıkarır. "hala" (babanın kız kardeşi) ile "hâlâ" (henüz) eş sesli değildir, çünkü okunuşları farklıdır; "âlem" ile "alem", "kar" ile "kâr" da öyle. Eş seslilik için hem yazılışın hem okunuşun aynı olması şarttır.
T.8.3.5
Eş sesli mi, çok anlamlı mı? Ölçü: anlamlar arasında bağ var mı?
Bu, konunun en çok karıştırılan yeridir ve LGS'de tam olarak buradan soru gelir.
Hem eş seslilikte hem çok anlamlılıkta sözcük aynı yazılır. İkisinde de birden fazla anlam vardır. Öyleyse fark nerede? Tek bir yerde: ANLAMLAR ARASINDA BİR BAĞ VAR MI?
Çok anlamlıda bağ VARDIR. "göz" (organ) ile "iğnenin gözü" arasındaki bağı görebiliyorsun: ikisi de küçük, yuvarlak bir açıklık. İkinci anlam birinciden doğmuştur. Bu yüzden bunlar tek bir sözcüğün iki anlamıdır.
Eş seslide bağ YOKTUR. "yüz" (sayı) ile "yüz" (surat) arasında hiçbir ilişki kuramazsın. Yüz sayısının surata benzeyen bir yanı yok, birinden öbürü türememiş. Bunlar iki ayrı sözcüktür; aynı yazılmaları tesadüftür.
Pratik testi şöyle uygula: iki anlamı yan yana koy ve kendine sor, "Birinci anlamdan ikincisine bir yol çizebiliyor muyum? Neden aynı adı almışlar, açıklayabiliyor muyum?"
Açıklayabiliyorsan → çok anlamlı.
Açıklayamıyorsan, aralarında kurulacak bağ yoksa → eş sesli.
İkinci bir ipucu daha var, kesin değil ama çoğu zaman işe yarar: eş seslilerin biri genellikle bir fiildir ("yaz-", "kaz-", "gül-", "bin-"), öbürü isimdir. Bir isimle bir fiilin aynı yazılması genellikle tesadüftür ve eş sesliliğe işaret eder.
T.8.3.5
Eş sesliyi ayırt etme
Aşağıdaki cümle çiftlerinin hangisinde altı çizili sözcükler eş seslidir?
A) Kolumdaki saat durmuş. / Bu koltuğun kolu kırılmış.
B) Yaz aylarında burası çok kalabalık olur. / Defterine adını yaz.
C) Kapının kolunu tutup çektim. / Dağın eteğinde bir köy varmış.
D) Çocuk bahçede koşuyordu. / Bahçedeki ağaçlar meyve vermiş.
- Her çiftte iki anlam arasında bir bağ kurulabiliyor mu diye soralım.
- A) "kolum" (organ) ile "koltuğun kolu" → koltuğun yan kısmına neden "kol" denmiş? Çünkü insanın kolu gibi yandan uzanıyor, biçim ve konum benzerliği var. Bağ KURULABİLİYOR → çok anlamlı, eş sesli değil.
- B) "yaz" (mevsim) ile "yaz" (yazmak fiilinin emir hâli) → mevsimle yazma işi arasında hiçbir ilişki yok. Biri bir zaman dilimi, öbürü bir eylem. Bağ KURULAMIYOR → eş sesli. Aradığımız bu. Üstelik biri isim, öbürü fiil; az önce söylediğimiz ipucu da bunu doğruluyor.
- C) "kapının kolu" ile "dağın eteği" → burada iki farklı sözcük var, aynı sözcüğün iki anlamı değil. Soru zaten aynı sözcüğün iki kullanımını istiyor.
- D) İki cümlede de aynı sözcük tekrarlanmamış, "bahçe" ise iki cümlede de aynı anlamda. Farklı anlam bile yok.
- Cevap: B seçeneği.
- A seçeneği bu soru tipinin klasik tuzağıdır. Aynı yazılış, iki farklı anlam gördüğünde hemen "eş sesli" deme; önce anlamlar arasında bir yol var mı diye bak. Varsa o çok anlamlılıktır.
T.8.3.5
Somut ve soyut anlam
Somut anlamlı sözcükler, duyu organlarımızla algılayabildiğimiz varlıkları karşılar: görebilir, dokunabilir, duyabilir, koklayabilir ya da tadabiliriz. "masa", "su", "rüzgâr", "koku", "ses", "ağaç" somuttur.
Soyut anlamlı sözcükler ise duyu organlarıyla algılanamayan, yalnızca akılla ve duyguyla kavradığımız kavramları karşılar: "sevgi", "özgürlük", "korku", "adalet", "düşünce", "umut".
Bir sözcüğün somut mu soyut mu olduğunu bulmanın testi şudur: "Bunu beş duyumdan biriyle algılayabilir miyim?" Rüzgârı göremezsin ama teninde hissedersin, sesini duyarsın; öyleyse somuttur. Özgürlüğü ise hiçbir duyunla algılayamazsın, sadece kavrarsın; öyleyse soyuttur.
Asıl önemli olan şu: bir sözcük cümlede somutken başka bir cümlede soyuta geçebilir. Buna somutlaştırma ve soyutlaştırma denir.
"Sırtındaki yük çok ağırdı." → gerçekten taşınan bir yük, somut.
"Ailesinin bütün yükü onun omuzlarındaydı." → sorumluluk anlatılıyor, soyut.
"Bu odanın havası çok sıcak." → ölçülebilir sıcaklık, somut.
"Aramızdaki sıcaklık hiç bozulmadı." → yakınlık duygusu, soyut.
Gördüğün gibi soyut anlam çoğu zaman mecazla birlikte gelir. Ama ikisi aynı şey değildir: mecaz sözcüğün karşılığından çıkmasıdır, soyutluk ise anlatılan kavramın duyularla algılanamamasıdır. "sevgi" sözcüğü hiç mecaz olmadan da soyuttur.
T.8.3.5
Genel ve özel anlam
Bir sözcüğün kapsamı genişse genel anlamlı, dar ve belirli bir varlığı gösteriyorsa özel anlamlıdır.
"varlık" en geniştir; içine her şey girer. "canlı" biraz daralır. "bitki" daha da daralır. "ağaç" daha dar. "çam" en dardır. Bu sıralamada aşağı indikçe kapsam küçülür, anlam özelleşir.
Burada bilmen gereken en önemli şey şu: genellik ve özellik mutlak değil, karşılaştırmalıdır. Bir sözcük tek başına "genel" ya da "özel" değildir; ancak başka bir sözcükle karşılaştırıldığında öyle olur.
"ağaç" sözcüğü "çam"a göre geneldir ama "bitki"ye göre özeldir. Yani aynı sözcük, hangisiyle yan yana konduğuna göre yer değiştirir.
Bu yüzden soruda "Aşağıdaki sözcüklerden hangisi en genel anlamlıdır?" diye sorulduğunda yapman gereken, sözcükleri kapsamına göre sıraya dizmektir. Şöyle test et: "Her çam bir ağaçtır ama her ağaç çam değildir." Bu cümle kuruluyorsa "ağaç" daha geneldir.
Aynı ilişki eylemlerde de vardır: "hareket etmek" - "gitmek" - "yürümek" - "koşmak" sırasında kapsam gittikçe daralır.
Dikkat: özel anlam ile özel isim aynı şey değildir. "Ayşe" bir özel isimdir; "çam" ise cins isimdir ama "ağaç"a göre özel anlamlıdır.
T.8.3.5
Somut-soyut ve genel-özel birlikte
"Dedem, yıllar önce diktiği kiraz fidanına gösterdiği sabrı bana da öğretmek istiyordu."
Bu cümleyle ilgili aşağıdaki soruları yanıtla:
1. Cümledeki soyut anlamlı sözcük hangisidir?
2. "kiraz" sözcüğü "ağaç" ve "bitki" sözcükleriyle karşılaştırıldığında nerede durur?
3. "dikmek" sözcüğü burada gerçek anlamda mı kullanılmıştır?
- Soruları sırayla alalım.
- 1. Cümledeki sözcükleri duyu testinden geçirelim. "dede" görülebilir, "yıl" bir zaman ölçüsüdür ama yaşanır, "fidan" görülebilir ve dokunulabilir, "kiraz" görülebilir. "sabır" ise hiçbir duyu organıyla algılanamaz; onu ancak akılla kavrarsın → soyut anlamlı sözcük "sabır"dır.
- 2. Kapsam testini uygulayalım: "Her kiraz bir ağaçtır ama her ağaç kiraz değildir." Demek ki "kiraz", "ağaç"a göre özel anlamlıdır. "Her ağaç bir bitkidir ama her bitki ağaç değildir." Demek ki "ağaç" da "bitki"ye göre özeldir. Sıralama şöyle olur: bitki (en genel) → ağaç → kiraz (en özel). "kiraz" üçünün en özelidir.
- 3. "fidan dikmek" → gerçekten toprağa bir fidan yerleştirmekten söz ediliyor. Sözcük kendi karşılığını gösteriyor → gerçek anlam. (Aynı sözcük "Sırtını dik tut." ya da "Söküğümü diktim." cümlelerinde başka anlamlara geçerdi; ama bu cümlenin bağlamında fidan ve toprak var.)
- Özetle: soyut sözcük "sabır", kapsam sırasında "kiraz" en özel, "dikmek" gerçek anlamda.
- Üç sorunun üçünde de aynı yöntemi kullandık: sözcüğe tek başına değil, cümledeki komşularıyla birlikte baktık.
T.8.3.5
Nitel ve nicel anlam
Nitel anlamlı sözcükler bir varlığın NASIL olduğunu, niteliğini anlatır; sayılamaz, ölçülemez, kişiden kişiye değişebilir. "güzel", "akıllı", "sıcak", "yumuşak", "korkak" niteliktir.
Nicel anlamlı sözcükler bir varlığın NE KADAR olduğunu, sayısını ya da ölçüsünü anlatır; sayılabilir ya da ölçülebilir. "üç", "birkaç", "az", "çok", "beş kilo", "iki metre" niceliktir.
Ayırt etmenin en pratik yolu soru sormaktır: sözcük "nasıl?" sorusuna cevap veriyorsa nitel, "ne kadar? kaç?" sorusuna cevap veriyorsa niceldir.
"Bahçede uzun bir ağaç var." → Nasıl bir ağaç? Uzun. Nitel.
"Bahçede beş ağaç var." → Kaç ağaç? Beş. Nicel.
İşin ilginç yanı, bazı sözcükler cümleye göre iki tarafa da geçebilir. En çok karşına çıkacak olan "büyük" ve "ağır":
"Bu büyük bir ev." → Ölçüden söz ediliyor, evin boyutu büyük. Nicel.
"Bu büyük bir başarı." → Başarının metrekaresi olmaz; değerinden, öneminden söz ediliyor. Nitel.
"Valizim çok ağır." → Kilosu ölçülebilir. Nicel.
"Ağır bir söz söyledi." → Sözün kilosu olmaz; incitici olduğu anlatılıyor. Nitel.
Dikkat edersen buradaki ayrım da yine bağlamla çözülüyor: sözcük ölçülebilir bir şeyden mi söz ediyor, yoksa bir değerlendirme mi yapıyor?
T.8.3.5
Nitel mi, nicel mi?
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük nitel anlamda kullanılmıştır?
A) Bu kutuya en fazla on kitap sığar. (on)
B) Sırt çantam geçen yıla göre daha ağır. (ağır)
C) Sınıfın en derin sorusunu o sordu. (derin)
D) Havuzun derinliği iki metreymiş. (derin)
- Her seçenekte sözcüğün "nasıl?" sorusuna mı yoksa "ne kadar?" sorusuna mı cevap verdiğine bakalım.
- A) "on kitap" → Kaç kitap? On. Doğrudan bir sayı. Nicel.
- B) "daha ağır" → Ne kadar ağır? Tartıya koyup ölçebilirsin. Çantanın kilosundan söz ediliyor. Nicel.
- C) "en derin soru" → Sorunun derinliği metreyle ölçülmez. Burada sorunun kapsamlı, düşündürücü olması anlatılıyor; bir değerlendirme yapılıyor. Nasıl bir soru? Derin. Nitel. Aradığımız bu.
- D) "havuzun derinliği" → Kaç metre? İki. Ölçülebilir bir büyüklük. Nicel.
- Cevap: C seçeneği.
- C ile D'yi yan yana koy: aynı sözcük, iki farklı sonuç. D'de "metre" sözcüğü hemen yanında duruyor ve sözcüğü ölçü tarafına çekiyor; C'de "soru" sözcüğü onu değerlendirme tarafına çekiyor. Bir kez daha aynı yere geldik: kararı veren şey bağlamdır.
T.8.3.5
Terim anlam sözcüğün değil, bağlamın özelliğidir
Sık yapılan bir hata: bazı sözcüklere bakıp "bu zaten bir terimdir" demek. Oysa hiçbir sözcük her cümlede terim değildir. Terimlik, sözcüğün cümlede bir bilim ya da sanat alanına bağlanmasıyla ortaya çıkar.
"kök" sözcüğünü karşılaştır:
"Rüzgârda devrilen ağacın kökleri toprakta kalmıştı." → Burada bir alan yok, günlük bir gözlem var. Sözcük kendi karşılığını gösteriyor → gerçek (temel) anlam. Terim DEĞİL.
"Bitki, suyu ve mineralleri kökleriyle alır." → Burada biyolojinin tanımladığı bir organdan söz ediliyor; cümlede "mineral" gibi alanı işaret eden komşular var → terim anlam.
"Bu denklemin kökleri 3 ve -1'dir." → Matematiğin tanımlı kavramı → terim anlam.
Aynı hata "kuvvet", "nokta", "tabaka", "basınç", "tepe" gibi sözcüklerde de yapılır. "Tepeye çıkınca köyü gördük." cümlesinde "tepe" bir terim değildir; "Üçgende tepe açısı 40 derecedir." cümlesinde terimdir.
Bunun tersi de doğrudur: sözlükte hiç terim gibi durmayan bir sözcük, uygun bağlamda terim olur. "yayılma" günlük dilde sıradan bir sözcüktür ama bir tıp metninde hastalığın vücutta ilerlemesini anlatan tanımlı bir kavramdır.
Özetle: terim anlam ararken sözcüğü değil, cümleyi incele. Cümlede o alana ait başka sözcükler (denklem, hücre, kafiye, nota, açı) var mı? Varsa terim, yoksa değil.
T.8.3.5
Bilmediğin sözcüğün anlamını bağlamdan çıkarma
Şimdi bu konunun asıl amacına geldik. Sınavda karşına hiç duymadığın bir sözcük çıkacak ve sana "bu sözcüğün anlamı nedir?" diye sorulacak. Sözlük yok, telefon yok. Yine de bulabilirsin, çünkü sözcük yalnız değil: çevresinde ipuçları var.
Şu dört adımı sırayla uygula.
1. adım — Sözcüğün türünü belirle. Cümlede bir varlığı mı karşılıyor (isim), bir işi mi anlatıyor (fiil), bir varlığı mı niteliyor (sıfat)? Aldığı ekler ve yeri bunu ele verir. Türü bilmek, tahminini daha baştan doğru rafa koyar.
2. adım — Yakın komşularını oku. Sözcüğün hemen önündeki ve arkasındaki sözler onu sınırlar. "koyu bir ..." diyorsa muhtemelen renk ya da sıvıdır; "... diye bağırdı" diyorsa bir söz biçimidir.
3. adım — Cümledeki mantık bağını yakala. Cümlede "çünkü", "ama", "bu yüzden", "yani", "örneğin" gibi bağlayıcılar varsa altın değerindedir. "ama" bir karşıtlık kurar, yani bilmediğin sözcüğün anlamı cümlenin öbür yanının TERSİdir. "çünkü" ve "bu yüzden" bir neden-sonuç kurar. "yani" ise çoğu zaman sözcüğün tanımını hemen arkasından verir.
4. adım — Tahminini cümleye geri koy ve dene. Bulduğun anlamı sözcüğün yerine yerleştir; cümle akıcı ve mantıklı okunuyorsa tahminin doğrudur. Bir yeri tutmuyorsa tahminini daralt.
Bu yöntem tahmin oyunu değildir; okuduğunu anlama işidir. Metin sana zaten cevabı vermiştir, senin işin onu görmektir.
T.8.3.5
Bağlamdan tahmin: uygulama 1
"Köyün girişindeki değirmen yıllardır işlemiyordu; çatısı çökmüş, duvarları yosun tutmuştu. Kimse onarmaya kalkışmadığı için yapı gitgide daha metruk bir hâl almıştı."
Bu parçadaki "metruk" sözcüğü hangi anlamda kullanılmıştır? Nasıl bulduğunu adım adım açıkla.
- Dört adımı sırayla uygulayalım.
- 1. adım — Tür: "daha metruk bir hâl almıştı" diyor. Sözcük "bir hâl"i niteliyor, önünde "daha" var. Demek ki bir sıfat, yani yapının durumunu anlatıyor.
- 2. adım — Yakın komşular: "daha metruk bir hâl almıştı" ifadesindeki "daha" ve "gitgide" sözcükleri bize bir sürecin ilerlediğini söylüyor. Yapı bir yönde gitgide ilerliyor.
- 3. adım — Mantık bağı: cümlede "için" var, yani bir neden-sonuç kurulmuş. Neden: "kimse onarmaya kalkışmadı". Sonuç: yapı gitgide daha metruk oldu. Öyleyse "metruk", onarılmayan bir yapının zamanla geldiği durumdur. Bir önceki cümle de bunu destekliyor: "işlemiyordu", "çatısı çökmüş", "yosun tutmuştu".
- 4. adım — Tahmini yerine koy: "Yapı gitgide daha terk edilmiş, bakımsız bir hâl almıştı." Cümle akıcı okunuyor, önceki cümlelerle de uyuşuyor. Tahmin tutuyor.
- Sonuç: "metruk" = terk edilmiş, bakımsız bırakılmış.
- Burada bir şeye dikkat et: sözcüğün sözlük tanımını harfi harfine bilmene gerek yoktu. "Terk edilmiş, kimsenin uğramadığı" demen yeterliydi. LGS'de senden istenen de budur; kusursuz bir sözlük tanımı değil, doğru bir anlam alanı.
T.8.3.5
Bağlamdan tahmin: uygulama 2
Aşağıdaki cümlelerde altı çizili sözcüklerin anlamlarını bağlamdan çıkar.
1. "Konuşmasının başında çekingendi ama son bölümde şaşırtıcı biçimde pervasız konuşuyordu." (pervasız)
2. "Toprak aylardır yağmur görmemişti; çatlamış tarlalarda kuraklık her yanı kavurmuştu. Çiftçiler bu kadar uzun bir kuraklığın ürünü telef edeceğini biliyorlardı." (telef etmek)
- Her ikisinde de aynı dört adımı kullanacağız ama farklı ipuçları işleyecek.
- 1. "pervasız"
- Tür: "pervasız konuşuyordu" → yüklemi etkiliyor, konuşmanın nasıl olduğunu anlatıyor.
- Mantık bağı: cümlenin ortasında "ama" var. "ama" karşıtlık kurar; öyleyse bu sözcük, cümlenin ilk yarısındaki sözcüğün TERSİ olmalı.
- İlk yarıda ne var? "çekingendi". Çekingen olmanın tersi nedir? Korkusuz, çekinmeden davranan.
- Doğrulama: "Başta çekingendi ama sonra korkusuzca, hiç çekinmeden konuşuyordu." Cümle mantıklı, üstelik "şaşırtıcı biçimde" ifadesi de bu tersliği destekliyor.
- Sonuç: "pervasız" = çekinmeyen, korkusuz, sonucunu düşünmeden davranan.
- 2. "telef etmek"
- Tür: "ürünü telef edeceğini" → bir işi anlatıyor, fiil. Nesnesi "ürün".
- Yakın komşular ve önceki cümle: "yağmur görmemişti", "çatlamış tarlalar", "kuraklık her yanı kavurmuştu". Bütün ipuçları olumsuz, yıkıcı bir tabloya işaret ediyor.
- Mantık bağı: uzun kuraklık ürüne ne yapar? Onu yok eder, kurutur, mahveder.
- Doğrulama: "Uzun bir kuraklığın ürünü yok edeceğini biliyorlardı." Cümle akıcı ve parçayla uyumlu.
- Sonuç: "telef etmek" = yok etmek, mahvetmek, ziyan etmek.
- İki örnekte farklı iki ipucu çalıştı: birincisinde "ama" bağlacının kurduğu karşıtlık, ikincisinde çevre cümlelerin kurduğu ortak tablo. Bir sözcüğün anlamını bulmak için bazen tek bir bağlaç yeter, bazen bütün paragrafı okumak gerekir.
T.8.3.5
LGS'de bu konu nasıl sorulur?
Sözcükte anlam soruları neredeyse her yıl çıkar ve şu beş kalıptan birine girer. Kalıbı tanırsan zaman kazanırsın.
1. "Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük mecaz anlamda kullanılmıştır?" → Sözcüğün sözlük karşılığını yerine koy. Saçma bir görüntü çıkıyorsa mecazdır.
2. "Bu cümledeki ... sözcüğü aşağıdakilerin hangisinde aynı anlamda kullanılmıştır?" → Önce verilen cümledeki anlamı KENDİ cümlenle yaz, sonra şıklarda o anlamı ara. Bu adımı atlarsan şıklar birbirine karışır.
3. "Aşağıdakilerin hangisinde eş sesli sözcük vardır?" → Anlamlar arasında bağ kurulabiliyor mu diye bak. Kuruluyorsa çok anlamlıdır, eş sesli değildir.
4. Bir paragraf verilir, içindeki bir sözcüğün altı çizilir ve anlamı sorulur. → Dört adımı uygula: tür, komşular, mantık bağı (ama / çünkü / yani), yerine koyup deneme.
5. Bir sözcüğün anlamı verilir, o anlamda kullanıldığı cümle istenir. → Verilen tanımı bir cümleye çevir, sonra şıklarla karşılaştır.
Çalışma önerisi: okuduğun her metinde bilmediğin sözcüğün altını çiz, sözlüğe hemen bakma. Önce dört adımla tahmin et, tahminini bir kenara yaz, sonra sözlükten kontrol et. Kaç kere tuttuğunu görürsen bu beceriye güvenmeye başlarsın. Tahminlerini biriktirdiğin küçük bir sözlük defteri tut; bu konu ezberle değil, biriktirerek öğrenilir.
Aklında kalsın
Bu konunun tek bir ana fikri var: sözcüğün anlamını sözlük değil, bağlam belirler. Bir sözcük sözlükte on anlam taşıyabilir ama bir cümlede yalnızca bir anlamı vardır.
Dört temel anlam türü:
- Gerçek (temel) anlam: sözcük kendi karşılığını gösterir. "Gözlerim ağrıyor."
- Yan anlam: temel anlamdan türemiş, onunla bağı görülen yeni anlam. "İğnenin gözü"
- Mecaz anlam: sözcük kendi karşılığından tamamen çıkar. "Müdürün gözüne girdi."
- Terim anlam: bir bilim, sanat ya da meslek alanının tanımlı kullanımı. "Çizelgenin gözü"
İlişki türleri:
- Eş anlamlı: yazılışı farklı, anlamı aynı (cevap - yanıt). Testi yer değiştirmedir.
- Zıt anlamlı: anlamca karşıt (uzun - kısa). Bir sözcüğün olumsuzu zıddı DEĞİLDİR.
- Eş sesli: yazılışı aynı, anlamları arasında hiç bağ yok (yüz sayısı - yüz surat).
- Çok anlamlı: yazılışı aynı, anlamlar arasında bağ VAR (göz organı - iğnenin gözü).
Diğer ayrımlar:
- Somut: duyularla algılanır (ağaç, rüzgâr). Soyut: yalnızca akılla kavranır (sevgi, umut).
- Genel - özel: kapsamla ilgilidir ve karşılaştırmalıdır (bitki > ağaç > çam).
- Nitel: "nasıl?" sorusuna cevap verir, ölçülemez. Nicel: "ne kadar?" sorusuna cevap verir, ölçülebilir.
Üç büyük tuzak: mecazı benzetme arayarak değil, sözcüğün gerçek karşılığını gösterip göstermediğine bakarak bul; eş sesli ile çok anlamlıyı ayırırken anlamlar arasında bağ olup olmadığına bak; terim anlamı sözcüğün kendisinde değil, cümlenin bağlandığı alanda ara.
Ve en önemlisi: bilmediğin bir sözcükle karşılaştığında paniğe kapılma. Dört adımı uygula — türünü belirle, komşularını oku, mantık bağını (ama, çünkü, yani) yakala, tahminini yerine koyup dene. Sınavda ölçülen asıl beceri budur.