Paragraf — Çalışma Kağıdı
Ad Soyad: ______________________ Tarih: 15.09.2026 20 soru Sözel Anlam
Çalışma Kağıdı
Paragraf — Çalışma Kağıdı
Sayfa numarası için yazdırma penceresinde "Üstbilgi/altbilgi"ni aç
20 soru · şıkları kağıt üzerinde işaretle, cevap anahtarı son sayfada
1. Mahallenin kullanılmayan bir arsasında başlatılan toplum bahçesi projesi, ilk yılında yalnızca on iki gönüllüyle başlamıştı. Proje koordinatörüne göre bir toplum bahçesinin asıl ürünü sebze değil, komşuluk ilişkileridir. Gönüllüler, önce toprağı hazırlamak yerine kimin hangi bölümden sorumlu olacağını tartışarak haftalar geçirdi. Koordinatöre göre «bir bahçeyi birlikte kurmak, önce anlaşmazlığı ekip sonra hasat etmektir». İlk aylarda bazı gönüllüler, ortak kararların yavaş alınmasından şikâyet ederek projeden ayrıldı. Kalan gönüllüler ise zamanla ortak bir çalışma takvimi oluşturarak süreci basitleştirdi. İlk hasat, beklenenden az olsa da katılımcılar arasında büyük bir memnuniyet yarattı. Proje, ilk yılın sonunda mahalledeki diğer boş arsalar için de bir örnek olarak gösterilmeye başlandı.
İkinci yıl, bahçeye katılan gönüllü sayısı üç katına çıktı ve bahçe iki ayrı bölüme genişletildi. Koordinatör, bu büyümenin yönetimi zorlaştırdığını, artık herkesin her kararı birlikte almasının mümkün olmadığını fark etti. Bu yüzden bahçe, küçük gruplar hâlinde kendi bölümünden sorumlu olacak şekilde yeniden düzenlendi. Bu değişiklik, ilk yılın aksine kararların çok daha hızlı alınmasını sağladı. Bazı eski gönüllüler, yeni düzenin bahçenin ilk yıllardaki ortak ruhunu zayıflattığını düşünmektedir. Koordinatöre göre büyüyen her topluluk, bir noktada ortaklığı esneklikle dengelemek zorunda kalır. Proje, üçüncü yılında mahalledeki okulla iş birliği yaparak öğrencilere de küçük bir bölüm ayırmayı planlamaktadır.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
2. Yüksek dağ ormanlarında yağmur az yağsa da ağaçlar sürekli ıslaktır. Bunun nedeni, vadiden yükselen sisin ağaç yapraklarına çarparak damlacıklara dönüşmesidir. Yapraklar bu damlacıkları toplar, gövdeye ve oradan toprağa iletir. Ölçümler, bazı ormanlarda bu yolla toplanan suyun yağmurla gelenden fazla olduğunu gösteriyor. Ağaçlar kesildiğinde sis yine gelir; ama onu tutacak yaprak olmadığından su, dağı aşıp gider.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir?
3. Sonbahar rüzgârı, vadinin üzerine ince bir sis tabakası gibi çökmüştü. Kızıla dönen yapraklar, hafif esintiyle dallardan ayrılıp yavaşça toprağa süzülüyordu. Uzaktaki tepelerin ardından yükselen güneş, ışıklarını sisin arasından süzerek vadiye altın rengi bir görünüm veriyordu. Derenin kıyısındaki söğütler, suyun akışına eşlik eder gibi hafifçe sallanıyordu.
Bu parçanın anlatımında ağırlıklı olarak hangi anlatım biçiminden yararlanılmıştır?
4. Küçük tekne, limandan ayrıldıktan kısa süre sonra beklenmedik bir fırtınayla karşılaştı. Kaptan, dalgaların şiddetlenmesi üzerine yelkeni hızla indirmeye çalıştı. Bu sırada güvertede duran genç tayfa dengesini kaybedip az kalsın denize düşüyordu. Kaptan onu son anda yakalayıp güverteye çekti ve ikisi birlikte tekneyi sakin bir koya doğru yönlendirdi. Fırtına dinene kadar orada beklediler.
Bu parçanın anlatımında ağırlıklı olarak hangi anlatım biçimi kullanılmıştır?
5. Bir kentin ne kadar yaşanabilir olduğunu anlamak için meydanlarına değil, banklarına bakmak gerekir. Bank, hiçbir şey satın almadan durmaya izin verilen yerdir. Bankların söküldüğü ya da uzanılamayacak biçimde bölündüğü sokaklarda insanlar yalnızca geçer, kalmaz. Kalmanın olmadığı yerde karşılaşma, karşılaşmanın olmadığı yerde de mahalle olmaz. Bir bank küçük bir mobilyadır ama taşıdığı anlam bir kentin kime açık olduğudur.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
6. Küçük bir atölyede saatleri onaran usta, her parçayı büyüteçle tek tek inceler. Ona göre «bir saatin ruhu en küçük dişlisinde saklıdır». Yeni nesil tamirciler arızayı bulmak için doğrudan elektronik cihazlara başvururken o, önce saatin sesini dinlemeyi tercih eder. Sesteki en ufak düzensizlik, hangi dişlinin aşındığını ele verir. Usta, bu yöntemin yıllar süren bir alışkanlıkla kazanıldığını, hiçbir kitaptan öğrenilemeyeceğini söyler. Atölyesine gelen genç çıraklara ilk öğrettiği şey de aceleci olmamaktır. Ona göre bir saati doğru onarmak, zamanı anlamaktan geçer.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
7. Şehir müzesinin bodrum katındaki restorasyon atölyesi, yıllar içinde hasar görmüş tabloları ve heykelleri özgün hâline yaklaştırmaya çalışır. Atölyenin başındaki restoratöre göre bir eseri onarmak, onu yeniden boyamak değil, kaybolan izleri saygıyla tamamlamaktır. Restoratör, hangi rengin özgün olduğuna karar veremediği noktalarda boyamayı tamamlamak yerine o bölgeyi bilinçli olarak yarım bırakır. Ona göre «bir eserin geçmişini gizlemek, onu ikinci kez kaybetmektir». Bu ilke gereği restorasyon atölyesinde hiçbir onarım, orijinal malzemenin üzerini tamamen örtecek şekilde yapılmaz. Restoratör, çıraklarına ilk öğrettiği kuralın "emin değilsen dokunma" olduğunu söyler. Bazı eserlerin onarımı, tek bir santimetrekarelik alan için haftalarca sürebilir. Atölyede kullanılan malzemelerin çoğu, eserin yapıldığı döneme uygun olacak şekilde özel olarak hazırlanır.
Müze yönetimi, son yıllarda restorasyon sürecini ziyaretçilerden gizlemek yerine camlı bir bölmeyle sergilemeye başlamıştır. Bu değişiklik ilk başta restoratörü rahatsız etmiş, çünkü çalışırken izlenmek ona yabancı gelmiştir. Zamanla restoratör, ziyaretçilerin sorularının kendi işine bakış açısını da zenginleştirdiğini fark etmiştir. Müzeye gelen çocuklar, restorasyonu izleyerek eserlerin "hazır" değil "hâlâ yaşayan" nesneler olduğunu öğrenmeye başlamıştır. Müze yönetimi, bu uygulamanın ziyaretçi sayısını da belirgin biçimde artırdığını belirtmiştir. Restoratöre göre asıl kazanç ziyaretçi sayısı değil, insanların bir eserin arkasındaki emeği fark etmesidir. Müze, önümüzdeki yıl restorasyon sürecini konu alan küçük bir belgesel hazırlamayı planlamaktadır.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
8. Eski bir saat tamircisi, atölyesine getirilen bozuk bir kol saatini masasına yerleştirdi. Kapağını açtığında içindeki dişlilerden birinin yerinden çıktığını fark etti. ---- Saati yeniden birleştirip kurduğunda akrep ve yelkovan pürüzsüzce dönmeye başladı.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
9. Sabah yürüyüşü yapanların çoğu, bunu sağlığı için başladığını söyler; ama yıllarca sürdürenlerin gerekçesi başka. Onlar için yürüyüş, günün henüz kimseye ait olmadığı tek zaman dilimidir. Telefonlar susar, sokaklar boştur, düşünceler yavaşlar. Yürüyüşü bırakanların çoğu, dizleri ağrıdığı için değil, bu sessiz saati bir toplantıya ya da bir işe kaptırdığı için bırakır. Sağlık gerekçesi başlatır; sessizlik sürdürür.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi söylenebilir?
10. Kıyı kasabasındaki küçük tersanede tekneler, hâlâ elle işlenen ahşap kalıplarla inşa edilir. Usta tekne yapımcısına göre bir teknenin gövdesi, tahtanın doğal eğrisine karşı değil onunla birlikte şekillendirilmelidir. Bu yüzden her tahta, kesilmeden önce günlerce suda bekletilerek esnekliği test edilir. Ustaya göre «bir tahtayı zorlarsan teknen değil, ustan yenilir». Bu ilke gereği tersanede hiçbir parça, doğal eğrisinin tersine bükülerek kullanılmaz. Yapım süreci, tek bir tekne için bazen altı ayı bulabilir. Ustanın çırakları, önce çekiç kullanmayı değil, tahtanın sesini dinlemeyi öğrenir. Tersanede üretilen tekneler, bölgedeki balıkçılar arasında dayanıklılığıyla tanınır.
Komşu kasabada açılan yeni bir tesis ise tekneleri bilgisayar kontrollü makinelerle, çok daha kısa sürede üretmektedir. Bu tesiste bir teknenin gövdesi, ustanın atölyesindekinin onda biri kadar bir sürede tamamlanabilmektedir. Usta, bu hızın kendisini rahatsız etmediğini, yalnızca farklı bir ihtiyaca hizmet ettiğini söyler. Ona göre makineyle üretilen tekneler de güvenlidir, ancak her teknenin kendine özgü bir "karakteri" olmaz. Yeni tesisin sahibi ise geleneksel yöntemin artık günümüz talebini karşılayamayacağını savunmaktadır. Buna karşın iki taraf da, iyi bir teknenin ölçütünün üretim hızı değil suyla kurduğu denge olduğu konusunda hemfikirdir. Bölgedeki balıkçıların bir kısmı hâlâ geleneksel tersaneyi tercih ederken bir kısmı yeni tesisin sunduğu düşük fiyatı önemsemektedir.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
11. Amatör bulut gözlemcisi Elif, her sabah gökyüzünü fotoğraflayarak küçük bir günlük tutar. Ona göre «bulutlar, havanın ne yapacağını söylemeden önce fısıldayan bir habercidir». Sivri ve dağınık bulutlar genellikle fırtınanın habercisiyken düz ve ince tabakalı bulutlar sakin bir günü işaret eder. Elif, bu gözlemleri karşılaştırarak zamanla resmi hava tahminlerinden bile birkaç saat önce değişimi sezmeyi öğrenmiştir. Ona göre asıl beceri, bulutun şeklini değil değişim hızını okumaktır. Komşuları, ondan artık hava durumu sormaya başlamıştır.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
12. Bir müzik öğretmeni, öğrencilerine yanlış notaları saklamamayı öğretir. Çalarken hata yapan öğrenci genellikle durup baştan alır; oysa dinleyici, sürekliliğin bozulmasını yanlış notadan daha çok fark eder. Öğretmen bu yüzden hatanın üstünden akıp geçmeyi, parçayı bitirmeyi ister. Hatanın üzerinde durmak, eve dönüp çalışmaya aittir; sahne, bütünü taşımanın yeridir. Bu ayrım öğrencilerin çoğuna ancak birkaç konserden sonra yerleşir.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
13. Keçe, yünün su ve sabunla ıslatılıp saatlerce ovularak sıkıştırılmasıyla elde edilir. Yün liflerinin yüzeyindeki küçük pullar, ovma sırasında birbirine kenetlenir ve geri açılmaz; keçenin dağılmamasının nedeni budur. Bu iş geleneksel olarak sabahtan akşama süren bir uğraştır; ustalar ovmayı ayaklarıyla yapar. Keçe, hem su geçirmez hem ısıyı tutar; bu yüzden soğuk bölgelerde çadır örtüsü ve ayakkabı olarak kullanılagelmiştir.
Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı vardır?
14. Meydandaki yüz yıllık saat kulesi, geçen kış fırtınada hasar görünce belediye onu tamamen yenilemeyi planlamıştı. Ancak kentin en yaşlı ustası, kulenin yalnızca bozulan parçalarının değiştirilmesini, geri kalanının olduğu gibi korunmasını önerdi. Ustaya göre «bir kule, taşıdığı yıllarla birlikte konuşur; her çizik bir cümledir». Belediye başkanı önce bu öneriye şüpheyle yaklaştı çünkü tam yenileme daha hızlı ve ucuz görünüyordu. Usta, kulenin yüzeyindeki her izin, kentin geçmişinde yaşanmış bir olayla ilişkili olduğunu anlattı. Örneğin kulenin kuzey yüzündeki eski bir çatlak, elli yıl önceki büyük depremden kalmaydı. Bu ayrıntılar, meydanda büyüyen genç kuşağın çoğu tarafından bilinmiyordu. Usta, onarım sürecini halka açık yürütmeyi önerdi ki herkes kulenin hikâyesine tanık olsun. Belediye bu öneriyi kabul etti ve onarım, hafta sonları ziyarete açık bir atölye şeklinde yürütüldü. Süreç boyunca yaşlı sakinler, gençlere kuleyle ilgili hatıralarını anlattı. Onarım tamamlandığında kule, eskisinden daha parlak görünmüyordu ama daha çok kişi tarafından tanınır hâle gelmişti. Usta, bu sonucu beklediğini, çünkü amacın kuleyi yeni göstermek değil kuleyi hatırlanır kılmak olduğunu söyledi. Belediye başkanı, sürecin sonunda ustaya hak verdiğini açıkça belirtti.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
15. Kıyıdan uzak küçük bir adadaki deniz feneri, bir asırdır aynı ailenin bakımı altındadır. Fenerci, her akşam ışığı yakmadan önce camları tek tek kontrol eder çünkü en ufak bir leke, ışığın denizdeki gemilere ulaşan gücünü belirgin biçimde azaltır. Eskiden fenerin kaynağı yağ lambasıyken bugün güneş paneliyle çalışan bir sistem kullanılmaktadır. Buna rağmen fenerci, teknolojinin değiştirdiği tek şeyin enerji kaynağı olduğunu, sorumluluğun hiç değişmediğini söyler. Fenerciye göre «bir fener, yalnızca yandığı için değil güvenildiği için ışıktır». Ona göre bu güven, yıllar süren düzenli bakımla kazanılır. Fenerci, çocukluğundan beri babasından öğrendiği bir alışkanlıkla, her fırtınadan sonra fenerin çevresini dolaşıp hasar olup olmadığını denetler. Bölgede modern radar sistemleri yaygınlaşsa da kaptanların çoğu, gece yaklaşırken hâlâ fenerin ışığını görmeden rahatlamaz. Fenerci, bu durumu teknolojiye güvensizlikten çok alışkanlığın gücüne bağlar. Yıllar içinde adaya turist ilgisi de artmış, fener artık hem bir çalışma yeri hem de küçük bir müzeye dönüşmüştür. Fenerci, ziyaretçilere fenerin tarihini anlatırken en çok, ışığın hiç sönmediği geceleri anlatmaktan keyif alır. Ona göre bir fenercinin en büyük başarısı, kimsenin fark etmediği sıradan bir gecedir. Çünkü sıradan bir gece, hiçbir geminin tehlikeye girmediği anlamına gelir.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
16. Mahalle terzisinin dükkânı, sabah açılır açılmaz dolar. Gelenlerin çoğunun elinde onarılacak bir şey yoktur; bir söküğü bahane edip oturur, çay içer, konuşurlar. Terzi, kimsenin sözünü kesmeden diker; ama herkesin derdini bilir. Bu küçük dükkân, mahallenin «dikişle tutturulmuş günlüğü» gibidir; kimin evlendiği, kimin taşındığı önce burada duyulur. Terzi emekli olduğunda mahalleliler yalnızca bir ustayı değil, birbirini duydukları bir yeri de kaybedecek.
Bu parçada altı çizili sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
17. Bir marangozluk atölyesinde çıraklık, önce en basit işlerle başlar. Çırak, ilk aylarında yalnızca tahtayı zımparalamayı ve aletleri düzenli tutmayı öğrenir. ---- Zamanla çırağın elinde basit bir masa ayağı şekillenmeye başlar. Yıllar içindeki bu küçük adımlar, onu kendi eserlerini üretebilen bir ustaya dönüştürür.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
18. Sepet örücülüğünde kullanılan dallar, kesildikten hemen sonra değil, birkaç ay kurutulup sonra yeniden ıslatılarak işlenir. Taze dal örülürken kolay bükülür; ancak kuruduğunda çeker ve örgü gevşer. Kurutulup ıslatılan dal ise son biçimini aldıktan sonra bir daha çekmez. Bu yüzden usta örücüler, bahar başında kestikleri dalları yaz boyunca gölgede bekletir. Sabır burada bir erdem değil, ürünün dağılmaması için bir zorunluluktur.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi söylenemez?
19. (I) Bir fotoğrafçı, çektiği filmi karanlık odada banyo etmeye hazırlandı. (II) Ardından belirli sürelerde farklı kimyasal banyolardan geçirdi. (III) Önce filmi özel bir tankın içine yerleştirdi. (IV) Bu işlemler sırasında oda tamamen karanlık tutulmalıydı. (V) Film kuruduktan sonra üzerindeki görüntüler net biçimde ortaya çıktı.
Bu parçada anlam akışına göre numaralanmış cümlelerden hangileri birbiriyle yer değiştirmelidir?
20. Ahşap oymacılığı, sabır isteyen bir zanaattır. Usta, işe başlamadan önce ağacın damar yönünü uzun uzun inceler; çünkü damara ters vurulan her keski izi, yüzeyde onarılması güç çatlaklar bırakır. Kullanılan aletler çoğunlukla ustanın kendi elinde biçimlenmiş, yıllar içinde avucuna alışmış parçalardır. Çıraklar ilk yıllarında yalnızca aletleri bilemekle görevlendirilir; oyma yapmalarına ancak keskinin ağzını gözleriyle değil parmak uçlarıyla tanımaya başladıklarında izin verilir. Bu yüzden bu zanaatta hız değil, malzemeyi tanımak esastır.
Bu parçada ahşap oymacılığıyla ilgili aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?
Cevap Anahtarı
1-A 2-D 3-A 4-E 5-B 6-D 7-B 8-C 9-A 10-C 11-B 12-C 13-B 14-D 15-E 16-E 17-D 18-B 19-B 20-E
8genales · ALES Hazırlık · sekizgenacademy.com