sekizgenacademy.com

Paragraf — Çalışma Kağıdı

Ad Soyad: ______________________     Tarih: 15.09.2026     20 soru Sözel Anlam

Çalışma Kağıdı

Paragraf — Çalışma Kağıdı

Sayfa numarası için yazdırma penceresinde "Üstbilgi/altbilgi"ni aç

20 soru · şıkları kağıt üzerinde işaretle, cevap anahtarı son sayfada

1. Mahallenin kullanılmayan bir arsasında başlatılan toplum bahçesi projesi, ilk yılında yalnızca on iki gönüllüyle başlamıştı. Proje koordinatörüne göre bir toplum bahçesinin asıl ürünü sebze değil, komşuluk ilişkileridir. Gönüllüler, önce toprağı hazırlamak yerine kimin hangi bölümden sorumlu olacağını tartışarak haftalar geçirdi. Koordinatöre göre «bir bahçeyi birlikte kurmak, önce anlaşmazlığı ekip sonra hasat etmektir». İlk aylarda bazı gönüllüler, ortak kararların yavaş alınmasından şikâyet ederek projeden ayrıldı. Kalan gönüllüler ise zamanla ortak bir çalışma takvimi oluşturarak süreci basitleştirdi. İlk hasat, beklenenden az olsa da katılımcılar arasında büyük bir memnuniyet yarattı. Proje, ilk yılın sonunda mahalledeki diğer boş arsalar için de bir örnek olarak gösterilmeye başlandı.

İkinci yıl, bahçeye katılan gönüllü sayısı üç katına çıktı ve bahçe iki ayrı bölüme genişletildi. Koordinatör, bu büyümenin yönetimi zorlaştırdığını, artık herkesin her kararı birlikte almasının mümkün olmadığını fark etti. Bu yüzden bahçe, küçük gruplar hâlinde kendi bölümünden sorumlu olacak şekilde yeniden düzenlendi. Bu değişiklik, ilk yılın aksine kararların çok daha hızlı alınmasını sağladı. Bazı eski gönüllüler, yeni düzenin bahçenin ilk yıllardaki ortak ruhunu zayıflattığını düşünmektedir. Koordinatöre göre büyüyen her topluluk, bir noktada ortaklığı esneklikle dengelemek zorunda kalır. Proje, üçüncü yılında mahalledeki okulla iş birliği yaparak öğrencilere de küçük bir bölüm ayırmayı planlamaktadır.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ortak bir çalışmayı sürdürebilmek, zaman içinde değişen ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenmeyi gerektirebilir B) Toplum bahçeleri, yalnızca sebze üretimi amacıyla kurulmalıdır C) Ortak kararlar, her zaman bireysel kararlardan daha hızlı alınır D) Gönüllü sayısındaki artış, her zaman bir projenin ruhunu güçlendirir E) Bir projenin başarısı, katılımcı sayısının hızla artmasına bağlıdır

2. Yüksek dağ ormanlarında yağmur az yağsa da ağaçlar sürekli ıslaktır. Bunun nedeni, vadiden yükselen sisin ağaç yapraklarına çarparak damlacıklara dönüşmesidir. Yapraklar bu damlacıkları toplar, gövdeye ve oradan toprağa iletir. Ölçümler, bazı ormanlarda bu yolla toplanan suyun yağmurla gelenden fazla olduğunu gösteriyor. Ağaçlar kesildiğinde sis yine gelir; ama onu tutacak yaprak olmadığından su, dağı aşıp gider.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir?

A) Sisin yalnızca sabah saatlerinde ormana ulaştığına B) Yüksek dağ ormanlarında yağmurun hiç yağmadığına C) Sisten toplanan suyun içme suyu olarak kullanıldığına D) Ağaçların yok olmasının sisten su elde edilmesini engellediğine E) Yapraklı ağaçların iğne yapraklılardan daha çok su topladığına

3. Sonbahar rüzgârı, vadinin üzerine ince bir sis tabakası gibi çökmüştü. Kızıla dönen yapraklar, hafif esintiyle dallardan ayrılıp yavaşça toprağa süzülüyordu. Uzaktaki tepelerin ardından yükselen güneş, ışıklarını sisin arasından süzerek vadiye altın rengi bir görünüm veriyordu. Derenin kıyısındaki söğütler, suyun akışına eşlik eder gibi hafifçe sallanıyordu.

Bu parçanın anlatımında ağırlıklı olarak hangi anlatım biçiminden yararlanılmıştır?

A) Betimleme B) Öyküleme C) Tartışma D) Karşılaştırma E) Örneklendirme

4. Küçük tekne, limandan ayrıldıktan kısa süre sonra beklenmedik bir fırtınayla karşılaştı. Kaptan, dalgaların şiddetlenmesi üzerine yelkeni hızla indirmeye çalıştı. Bu sırada güvertede duran genç tayfa dengesini kaybedip az kalsın denize düşüyordu. Kaptan onu son anda yakalayıp güverteye çekti ve ikisi birlikte tekneyi sakin bir koya doğru yönlendirdi. Fırtına dinene kadar orada beklediler.

Bu parçanın anlatımında ağırlıklı olarak hangi anlatım biçimi kullanılmıştır?

A) Tartışma B) Karşılaştırma C) Tanık gösterme D) Örnekleme E) Öyküleme

5. Bir kentin ne kadar yaşanabilir olduğunu anlamak için meydanlarına değil, banklarına bakmak gerekir. Bank, hiçbir şey satın almadan durmaya izin verilen yerdir. Bankların söküldüğü ya da uzanılamayacak biçimde bölündüğü sokaklarda insanlar yalnızca geçer, kalmaz. Kalmanın olmadığı yerde karşılaşma, karşılaşmanın olmadığı yerde de mahalle olmaz. Bir bank küçük bir mobilyadır ama taşıdığı anlam bir kentin kime açık olduğudur.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Alışveriş alanlarının kentte giderek arttığı B) Kentin insanlara ne ölçüde açık olduğunun küçük ayrıntılardan anlaşılabileceği C) Kent yönetimlerinin bank yapımına yeterince kaynak ayırmadığı D) Bankların kent mobilyaları içinde en dayanıklısı olduğu E) Meydanların artık işlevini yitirdiği

6. Küçük bir atölyede saatleri onaran usta, her parçayı büyüteçle tek tek inceler. Ona göre «bir saatin ruhu en küçük dişlisinde saklıdır». Yeni nesil tamirciler arızayı bulmak için doğrudan elektronik cihazlara başvururken o, önce saatin sesini dinlemeyi tercih eder. Sesteki en ufak düzensizlik, hangi dişlinin aşındığını ele verir. Usta, bu yöntemin yıllar süren bir alışkanlıkla kazanıldığını, hiçbir kitaptan öğrenilemeyeceğini söyler. Atölyesine gelen genç çıraklara ilk öğrettiği şey de aceleci olmamaktır. Ona göre bir saati doğru onarmak, zamanı anlamaktan geçer.

Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

A) Genç çıraklara verilen ilk öğüt, işi acele etmeden yapmaktır. B) Bir saati doğru onarabilmek, zamanın işleyişini kavramayı gerektirir. C) Ustaya göre saat tamirciliği, uzun süreli deneyimle kazanılan bir beceridir. D) Usta, elektronik cihazları hiçbir koşulda kullanmayacağını belirtmiştir. E) Usta, bir arızayı teşhis ederken saatin çıkardığı sese önem verir.

7. Şehir müzesinin bodrum katındaki restorasyon atölyesi, yıllar içinde hasar görmüş tabloları ve heykelleri özgün hâline yaklaştırmaya çalışır. Atölyenin başındaki restoratöre göre bir eseri onarmak, onu yeniden boyamak değil, kaybolan izleri saygıyla tamamlamaktır. Restoratör, hangi rengin özgün olduğuna karar veremediği noktalarda boyamayı tamamlamak yerine o bölgeyi bilinçli olarak yarım bırakır. Ona göre «bir eserin geçmişini gizlemek, onu ikinci kez kaybetmektir». Bu ilke gereği restorasyon atölyesinde hiçbir onarım, orijinal malzemenin üzerini tamamen örtecek şekilde yapılmaz. Restoratör, çıraklarına ilk öğrettiği kuralın "emin değilsen dokunma" olduğunu söyler. Bazı eserlerin onarımı, tek bir santimetrekarelik alan için haftalarca sürebilir. Atölyede kullanılan malzemelerin çoğu, eserin yapıldığı döneme uygun olacak şekilde özel olarak hazırlanır.

Müze yönetimi, son yıllarda restorasyon sürecini ziyaretçilerden gizlemek yerine camlı bir bölmeyle sergilemeye başlamıştır. Bu değişiklik ilk başta restoratörü rahatsız etmiş, çünkü çalışırken izlenmek ona yabancı gelmiştir. Zamanla restoratör, ziyaretçilerin sorularının kendi işine bakış açısını da zenginleştirdiğini fark etmiştir. Müzeye gelen çocuklar, restorasyonu izleyerek eserlerin "hazır" değil "hâlâ yaşayan" nesneler olduğunu öğrenmeye başlamıştır. Müze yönetimi, bu uygulamanın ziyaretçi sayısını da belirgin biçimde artırdığını belirtmiştir. Restoratöre göre asıl kazanç ziyaretçi sayısı değil, insanların bir eserin arkasındaki emeği fark etmesidir. Müze, önümüzdeki yıl restorasyon sürecini konu alan küçük bir belgesel hazırlamayı planlamaktadır.

Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Atölyede kullanılan malzemeler, hangi dönemden olduğuna bakılmaksızın standarttır B) Restoratör, özgünlüğünden emin olmadığı bir bölümü tamamlamaktan kaçınır C) Restoratöre göre asıl önemli olan ziyaretçi sayısındaki artıştır D) Restoratör, her eseri baştan sona yeniden boyamayı tercih eder E) Müze, restorasyon sürecini ziyaretçilerden tamamen gizli tutmaktadır

8. Eski bir saat tamircisi, atölyesine getirilen bozuk bir kol saatini masasına yerleştirdi. Kapağını açtığında içindeki dişlilerden birinin yerinden çıktığını fark etti. ---- Saati yeniden birleştirip kurduğunda akrep ve yelkovan pürüzsüzce dönmeye başladı.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Oysa saatin dişlileri baştan beri hiç bozulmamıştı. B) Ancak kapağı bir daha asla kapatamadı. C) İnce bir cımbızla dişliyi özenle eski yerine yerleştirdi. D) Bu nedenle saatin tüm mekanizmasını değiştirmek zorunda kaldı. E) Bu yüzden saati tamir etmekten vazgeçip sahibine iade etti.

9. Sabah yürüyüşü yapanların çoğu, bunu sağlığı için başladığını söyler; ama yıllarca sürdürenlerin gerekçesi başka. Onlar için yürüyüş, günün henüz kimseye ait olmadığı tek zaman dilimidir. Telefonlar susar, sokaklar boştur, düşünceler yavaşlar. Yürüyüşü bırakanların çoğu, dizleri ağrıdığı için değil, bu sessiz saati bir toplantıya ya da bir işe kaptırdığı için bırakır. Sağlık gerekçesi başlatır; sessizlik sürdürür.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi söylenebilir?

A) Yürüyüşün sürdürülmesinde sağlık dışı bir gerekçe daha belirleyicidir B) Sabah yürüyüşünün sağlığa yararı kanıtlanmamıştır C) Yürüyüşü bırakanların çoğunda sağlık sorunları görülür D) Yürüyüş yapanların çoğu telefonlarını evde bırakır E) Sabah yürüyüşü yapanlar akşam yürüyüşünü sevmez

10. Kıyı kasabasındaki küçük tersanede tekneler, hâlâ elle işlenen ahşap kalıplarla inşa edilir. Usta tekne yapımcısına göre bir teknenin gövdesi, tahtanın doğal eğrisine karşı değil onunla birlikte şekillendirilmelidir. Bu yüzden her tahta, kesilmeden önce günlerce suda bekletilerek esnekliği test edilir. Ustaya göre «bir tahtayı zorlarsan teknen değil, ustan yenilir». Bu ilke gereği tersanede hiçbir parça, doğal eğrisinin tersine bükülerek kullanılmaz. Yapım süreci, tek bir tekne için bazen altı ayı bulabilir. Ustanın çırakları, önce çekiç kullanmayı değil, tahtanın sesini dinlemeyi öğrenir. Tersanede üretilen tekneler, bölgedeki balıkçılar arasında dayanıklılığıyla tanınır.

Komşu kasabada açılan yeni bir tesis ise tekneleri bilgisayar kontrollü makinelerle, çok daha kısa sürede üretmektedir. Bu tesiste bir teknenin gövdesi, ustanın atölyesindekinin onda biri kadar bir sürede tamamlanabilmektedir. Usta, bu hızın kendisini rahatsız etmediğini, yalnızca farklı bir ihtiyaca hizmet ettiğini söyler. Ona göre makineyle üretilen tekneler de güvenlidir, ancak her teknenin kendine özgü bir "karakteri" olmaz. Yeni tesisin sahibi ise geleneksel yöntemin artık günümüz talebini karşılayamayacağını savunmaktadır. Buna karşın iki taraf da, iyi bir teknenin ölçütünün üretim hızı değil suyla kurduğu denge olduğu konusunda hemfikirdir. Bölgedeki balıkçıların bir kısmı hâlâ geleneksel tersaneyi tercih ederken bir kısmı yeni tesisin sunduğu düşük fiyatı önemsemektedir.

Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

A) Yeni tesis, geleneksel tersaneyle aynı üretim süresine sahiptir B) Yeni tesiste üretilen tekneler, geleneksel teknelerden daha az güvenlidir C) Geleneksel yöntemle üretilen tekneler, tahtanın doğal yapısına uygun şekilde biçimlendirilir D) İki taraf da üretim hızının iyi bir teknenin en önemli ölçütü olduğunu düşünmektedir E) Usta, çıraklarına ilk olarak çekiç kullanmayı öğretir

11. Amatör bulut gözlemcisi Elif, her sabah gökyüzünü fotoğraflayarak küçük bir günlük tutar. Ona göre «bulutlar, havanın ne yapacağını söylemeden önce fısıldayan bir habercidir». Sivri ve dağınık bulutlar genellikle fırtınanın habercisiyken düz ve ince tabakalı bulutlar sakin bir günü işaret eder. Elif, bu gözlemleri karşılaştırarak zamanla resmi hava tahminlerinden bile birkaç saat önce değişimi sezmeyi öğrenmiştir. Ona göre asıl beceri, bulutun şeklini değil değişim hızını okumaktır. Komşuları, ondan artık hava durumu sormaya başlamıştır.

Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

A) Bulut değişiminin hızı, Elif'e göre önemli bir gözlem ölçütüdür B) Sivri ve dağınık bulutlar genellikle sakin bir havanın habercisidir C) Elif'in gözlemleri zamanla resmi tahminlerden önce sonuç verebilmiştir D) Elif, gözlemlerini düzenli olarak kayıt altına almaktadır E) Bulut şekilleri, yaklaşan hava durumu hakkında ipucu verebilir

12. Bir müzik öğretmeni, öğrencilerine yanlış notaları saklamamayı öğretir. Çalarken hata yapan öğrenci genellikle durup baştan alır; oysa dinleyici, sürekliliğin bozulmasını yanlış notadan daha çok fark eder. Öğretmen bu yüzden hatanın üstünden akıp geçmeyi, parçayı bitirmeyi ister. Hatanın üzerinde durmak, eve dönüp çalışmaya aittir; sahne, bütünü taşımanın yeridir. Bu ayrım öğrencilerin çoğuna ancak birkaç konserden sonra yerleşir.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?

A) Hatayı düzeltmenin yerinin çalışma zamanı olduğuna B) Dinleyicinin kesintiyi yanlış notadan daha çok fark ettiğine C) Öğretmenin öğrencilere hata yapmamayı en önemli kural olarak koyduğuna D) Hata yapan öğrencilerin genellikle baştan almaya eğilimli olduğuna E) Bu anlayışın öğrencilere zamanla yerleştiğine

13. Keçe, yünün su ve sabunla ıslatılıp saatlerce ovularak sıkıştırılmasıyla elde edilir. Yün liflerinin yüzeyindeki küçük pullar, ovma sırasında birbirine kenetlenir ve geri açılmaz; keçenin dağılmamasının nedeni budur. Bu iş geleneksel olarak sabahtan akşama süren bir uğraştır; ustalar ovmayı ayaklarıyla yapar. Keçe, hem su geçirmez hem ısıyı tutar; bu yüzden soğuk bölgelerde çadır örtüsü ve ayakkabı olarak kullanılagelmiştir.

Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı vardır?

A) Keçe ustaları bu mesleği kimden öğrenmektedir? B) Keçe neden dağılmadan bir arada durmaktadır? C) Keçe yapımı hangi bölgede ortaya çıkmıştır? D) Keçe yapımında hangi hayvanın yünü tercih edilmektedir? E) Bir çadır örtüsü için ne kadar yün gerekmektedir?

14. Meydandaki yüz yıllık saat kulesi, geçen kış fırtınada hasar görünce belediye onu tamamen yenilemeyi planlamıştı. Ancak kentin en yaşlı ustası, kulenin yalnızca bozulan parçalarının değiştirilmesini, geri kalanının olduğu gibi korunmasını önerdi. Ustaya göre «bir kule, taşıdığı yıllarla birlikte konuşur; her çizik bir cümledir». Belediye başkanı önce bu öneriye şüpheyle yaklaştı çünkü tam yenileme daha hızlı ve ucuz görünüyordu. Usta, kulenin yüzeyindeki her izin, kentin geçmişinde yaşanmış bir olayla ilişkili olduğunu anlattı. Örneğin kulenin kuzey yüzündeki eski bir çatlak, elli yıl önceki büyük depremden kalmaydı. Bu ayrıntılar, meydanda büyüyen genç kuşağın çoğu tarafından bilinmiyordu. Usta, onarım sürecini halka açık yürütmeyi önerdi ki herkes kulenin hikâyesine tanık olsun. Belediye bu öneriyi kabul etti ve onarım, hafta sonları ziyarete açık bir atölye şeklinde yürütüldü. Süreç boyunca yaşlı sakinler, gençlere kuleyle ilgili hatıralarını anlattı. Onarım tamamlandığında kule, eskisinden daha parlak görünmüyordu ama daha çok kişi tarafından tanınır hâle gelmişti. Usta, bu sonucu beklediğini, çünkü amacın kuleyi yeni göstermek değil kuleyi hatırlanır kılmak olduğunu söyledi. Belediye başkanı, sürecin sonunda ustaya hak verdiğini açıkça belirtti.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Belediyeler, tarihi yapıların onarımını her zaman ustalara bırakmalıdır B) Gençler, geçmişe dair hikâyelerle hiç ilgilenmez C) Saat kuleleri, kentlerin en pahalı yapılarıdır D) Eski bir yapının izlerini korumak, onu toplumsal hafızanın bir parçası hâline getirebilir E) Bir yapının yenilenmesi, her zaman eskisinden daha değerli bir sonuç doğurur

15. Kıyıdan uzak küçük bir adadaki deniz feneri, bir asırdır aynı ailenin bakımı altındadır. Fenerci, her akşam ışığı yakmadan önce camları tek tek kontrol eder çünkü en ufak bir leke, ışığın denizdeki gemilere ulaşan gücünü belirgin biçimde azaltır. Eskiden fenerin kaynağı yağ lambasıyken bugün güneş paneliyle çalışan bir sistem kullanılmaktadır. Buna rağmen fenerci, teknolojinin değiştirdiği tek şeyin enerji kaynağı olduğunu, sorumluluğun hiç değişmediğini söyler. Fenerciye göre «bir fener, yalnızca yandığı için değil güvenildiği için ışıktır». Ona göre bu güven, yıllar süren düzenli bakımla kazanılır. Fenerci, çocukluğundan beri babasından öğrendiği bir alışkanlıkla, her fırtınadan sonra fenerin çevresini dolaşıp hasar olup olmadığını denetler. Bölgede modern radar sistemleri yaygınlaşsa da kaptanların çoğu, gece yaklaşırken hâlâ fenerin ışığını görmeden rahatlamaz. Fenerci, bu durumu teknolojiye güvensizlikten çok alışkanlığın gücüne bağlar. Yıllar içinde adaya turist ilgisi de artmış, fener artık hem bir çalışma yeri hem de küçük bir müzeye dönüşmüştür. Fenerci, ziyaretçilere fenerin tarihini anlatırken en çok, ışığın hiç sönmediği geceleri anlatmaktan keyif alır. Ona göre bir fenercinin en büyük başarısı, kimsenin fark etmediği sıradan bir gecedir. Çünkü sıradan bir gece, hiçbir geminin tehlikeye girmediği anlamına gelir.

Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Fener artık yalnızca bir müze olarak kullanılmaktadır B) Fenerci, mesleğini ailesinden bağımsız olarak seçmiştir C) Fenerin bakımı, yalnızca fırtınalı günlerde yapılmaktadır D) Radar sistemleri, fenere olan ihtiyacı tamamen ortadan kaldırmıştır E) Fenerin çalışma prensibi değişse de fenercinin taşıdığı sorumluluk aynı kalmıştır

16. Mahalle terzisinin dükkânı, sabah açılır açılmaz dolar. Gelenlerin çoğunun elinde onarılacak bir şey yoktur; bir söküğü bahane edip oturur, çay içer, konuşurlar. Terzi, kimsenin sözünü kesmeden diker; ama herkesin derdini bilir. Bu küçük dükkân, mahallenin «dikişle tutturulmuş günlüğü» gibidir; kimin evlendiği, kimin taşındığı önce burada duyulur. Terzi emekli olduğunda mahalleliler yalnızca bir ustayı değil, birbirini duydukları bir yeri de kaybedecek.

Bu parçada altı çizili sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Terzinin her müşterisi için ayrı bir defter tutması B) Dükkânın mahallede en eski yapı olması C) Terzinin mahallelinin giysilerini uzun yıllar onarması D) Dükkânın açılış saatlerinin herkesçe bilinmesi E) Dükkânın, mahallenin yaşanmışlıklarının biriktiği yer olması

17. Bir marangozluk atölyesinde çıraklık, önce en basit işlerle başlar. Çırak, ilk aylarında yalnızca tahtayı zımparalamayı ve aletleri düzenli tutmayı öğrenir. ---- Zamanla çırağın elinde basit bir masa ayağı şekillenmeye başlar. Yıllar içindeki bu küçük adımlar, onu kendi eserlerini üretebilen bir ustaya dönüştürür.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Oysa çıraklık artık hiçbir atölyede uygulanmayan eski bir yöntemdir. B) Bu yüzden çırak işe başlar başlamaz kendi atölyesini açar. C) Ancak usta, çırağın bu işlerle hiç ilgilenmesini istemez. D) Bu sabırlı bekleyiş, çırağın ustanın elindeki inceliği zamanla fark etmesini sağlar. E) Bu nedenle atölyedeki tüm aletler her akşam değiştirilir.

18. Sepet örücülüğünde kullanılan dallar, kesildikten hemen sonra değil, birkaç ay kurutulup sonra yeniden ıslatılarak işlenir. Taze dal örülürken kolay bükülür; ancak kuruduğunda çeker ve örgü gevşer. Kurutulup ıslatılan dal ise son biçimini aldıktan sonra bir daha çekmez. Bu yüzden usta örücüler, bahar başında kestikleri dalları yaz boyunca gölgede bekletir. Sabır burada bir erdem değil, ürünün dağılmaması için bir zorunluluktur.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi söylenemez?

A) Bekletmenin ürünün dağılmaması için gerekli olduğu B) En sağlam sepetlerin taze dalla örüldüğü C) Kurutulup ıslatılan dalın örüldükten sonra çekmediği D) Taze dalla yapılan örgünün zamanla gevşediği E) Dalların kesildikten sonra bekletilip ıslatılarak işlendiği

19. (I) Bir fotoğrafçı, çektiği filmi karanlık odada banyo etmeye hazırlandı. (II) Ardından belirli sürelerde farklı kimyasal banyolardan geçirdi. (III) Önce filmi özel bir tankın içine yerleştirdi. (IV) Bu işlemler sırasında oda tamamen karanlık tutulmalıydı. (V) Film kuruduktan sonra üzerindeki görüntüler net biçimde ortaya çıktı.
Bu parçada anlam akışına göre numaralanmış cümlelerden hangileri birbiriyle yer değiştirmelidir?

A) I ve II B) II ve III C) III ve IV D) I ve III E) IV ve V

20. Ahşap oymacılığı, sabır isteyen bir zanaattır. Usta, işe başlamadan önce ağacın damar yönünü uzun uzun inceler; çünkü damara ters vurulan her keski izi, yüzeyde onarılması güç çatlaklar bırakır. Kullanılan aletler çoğunlukla ustanın kendi elinde biçimlenmiş, yıllar içinde avucuna alışmış parçalardır. Çıraklar ilk yıllarında yalnızca aletleri bilemekle görevlendirilir; oyma yapmalarına ancak keskinin ağzını gözleriyle değil parmak uçlarıyla tanımaya başladıklarında izin verilir. Bu yüzden bu zanaatta hız değil, malzemeyi tanımak esastır.

Bu parçada ahşap oymacılığıyla ilgili aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?

A) Damara ters yapılan darbelerin yüzeyde çatlak bıraktığına B) Ustanın işe başlamadan önce ağacın yapısını incelediğine C) Çırakların ilk dönemde aletleri bilemekle görevli olduğuna D) Aletlerin ustanın eline zamanla uyum sağladığına E) Oymalarda hangi ağaç türlerinin tercih edildiğine

Cevap Anahtarı

1-A 2-D 3-A 4-E 5-B 6-D 7-B 8-C 9-A 10-C 11-B 12-C 13-B 14-D 15-E 16-E 17-D 18-B 19-B 20-E

8genales · ALES Hazırlık · sekizgenacademy.com