Söz Sanatları

Türkçe · 8. Sınıf · 1 kazanım · 31 soru

Önce şunu tazele

Bunları biliyor olman gerekiyor

Söz sanatlarına girmeden önce beş kavramın yerli yerinde olması lazım. Hepsini daha önce gördün, sadece tazeleyelim.

Gerçek anlam: sözcüğün ilk akla gelen, sözlükteki anlamıdır. "Çocuk soğuktan üşüdü." cümlesindeki "üşümek" gerçek anlamdadır.

Mecaz anlam: sözcüğün gerçek anlamından uzaklaşarak kazandığı yeni anlamdır. "Bu işten içim üşüdü." dersen artık sıcaklıktan söz etmiyorsun. Söz sanatlarının çoğu mecazla iş görür.

Zıt (karşıt) anlam: anlamca birbirinin tersi olan sözcüklerdir: gece–gündüz, dolu–boş, gülmek–ağlamak.

Edat: tek başına anlamı olmayan, ancak başka sözcüklerle birlikte kullanılınca anlam kazanan sözcüktür. "gibi", "kadar", "sanki", "için", "ile" edattır. Söz sanatlarında "gibi", "kadar", "sanki" senin en çok karşılaşacağın üç edattır.

İnsan dışı varlık: insan olmayan her şeydir. Hayvanlar, bitkiler, eşyalar, doğa olayları, kavramlar... Ağaç, rüzgâr, saat, deniz, kedi, umut. Bu kavram önemli, çünkü iki söz sanatı doğrudan bunun üzerine kurulu.

Bu beşini hatırlıyorsan hazırsın.

Anlatım

Söz sanatı nedir, neden kullanılır?

Söz sanatı, bir düşünceyi ya da duyguyu daha etkili, daha canlı anlatmak için sözü alışılmışın dışında kullanmaktır.

Şu iki cümleyi karşılaştır:

"Sabah çok soğuktu."

"Sabah, dişlerini geçirmek için beni bekliyordu."

İkisi de aynı bilgiyi veriyor: hava soğuktu. Ama ikincisi sabahı canlı bir varlık gibi gösteriyor; okuyanın zihninde bir görüntü bırakıyor. İşte bu fark söz sanatının işidir.

Söz sanatı bir süs değildir; anlatımı güçlendiren bir araçtır. Şiirde, romanda, hatta günlük konuşmada bile hep karşına çıkar. "Ders çalışmaktan gözlerim kör oldu." dediğinde farkında olmadan bir söz sanatı kullanmış olursun.

LGS'de senden bu sanatları tek tek üretmen istenmez. Senden istenen şudur: verilen bir dizede ya da cümlede hangi söz sanatının kullanıldığını tanımak. Yani bu konu bir tanıma konusudur, ezber konusu değil.

Bu derste 8. sınıf programının kapsadığı söz sanatlarını göreceksin: benzetme (teşbih), kişileştirme (teşhis), konuşturma (intak), karşıtlık (tezat) ve abartma (mübalağa). Sınavda sorulan da bunlardır.

T.8.3.7

Anlatım

Benzetme (teşbih): dört ögesi

Benzetme, aralarında ortak bir nitelik bulunan iki varlıktan zayıf olanı güçlü olana benzetmektir.

Örnek dize: **"Dedemin elleri kuru bir dal kadar inceydi."**

Bu benzetmenin dört ögesi var:

**1. Benzeyen:** benzetilen, yani nitelikçe zayıf olan varlık → *dedemin elleri*

**2. Kendisine benzetilen:** nitelikçe güçlü olan, örnek alınan varlık → *kuru dal*

**3. Benzetme yönü:** ikisinin ortak özelliği, hangi bakımdan benzetildikleri → *incelik*

**4. Benzetme edatı:** benzetmeyi kuran sözcük → *kadar* ("gibi", "sanki", "andırmak" da olabilir)

Bu dördünü ayırmak için sırayla üç soru sor:

- Asıl söz edilen kim/ne? → benzeyen
- Neye benzetiliyor? → kendisine benzetilen
- Hangi özellik bakımından? → benzetme yönü

Benzeyen ile kendisine benzetilen her benzetmede bulunmak zorundadır. Bunlar temel ögelerdir. Benzetme yönü ile edat ise bulunmayabilir; bunlar yardımcı ögelerdir.

Benzetme (teşbih): dört ögesi

T.8.3.7

Çözümlü örnek

Benzetmenin ögelerini bulma

Aşağıdaki dizede benzetmenin dört ögesini gösteriniz.

**"Kardeşimin saçları ipek gibi yumuşaktı."**

Benzetmenin ögelerini bulma

  1. Sırayla üç soruyu soralım.
  2. Asıl söz edilen ne? → **kardeşimin saçları**. Demek ki benzeyen budur.
  3. Neye benzetiliyor? → **ipek**. Kendisine benzetilen budur.
  4. Hangi özellik bakımından benzetiliyor? → **yumuşaklık**. Benzetme yönü budur.
  5. Benzetmeyi kuran sözcük hangisi? → **gibi**. Benzetme edatı budur.
  6. Dört öge de var: benzeyen (saçlar), kendisine benzetilen (ipek), benzetme yönü (yumuşaklık), benzetme edatı (gibi).
  7. Dikkat et: saçlar ipeğe benzetildi, ipek saçlara değil. Benzetmede zayıf olan güçlü olana benzetilir; yumuşaklıkta akla ilk gelen ipektir. Ögeleri ters çevirirsen yanlış olur.

T.8.3.7

Anlatım

Tam benzetme ve güçlü benzetme

Bir benzetmede dört ögenin de bulunması şart değil. Kaç ögenin bulunduğuna göre benzetmenin adı değişir. LGS için iki tanesini bilmen yeter.

**Tam benzetme:** dört öge de vardır.

"Küçük kardeşim bir kasırga kadar hızlı topladı odayı."
Benzeyen: kardeşim · Kendisine benzetilen: kasırga · Yön: hızlılık · Edat: kadar

**Güçlü benzetme:** yalnızca iki temel öge vardır; benzetme yönü de edat da atılmıştır.

"Küçük kardeşim bir kasırga."
Benzeyen: kardeşim · Kendisine benzetilen: kasırga · Yön yok · Edat yok

İkinci cümle daha kısa ama daha güçlü. Çünkü "kadar hızlı" demeye gerek kalmadan kardeşi doğrudan kasırganın yerine koyuyor. Yardımcı ögeler atıldıkça benzetme güçlenir; bu yüzden buna güçlü benzetme denir.

Aklında tutman gereken kural şu: **edat yoksa benzetme yok değildir.** "gibi" ya da "kadar" görmediğin bir cümlede de benzetme olabilir. Sen ögeye değil, işleve bak: bir varlık başka bir varlığın yerine mi konuluyor?

Tam benzetme ve güçlü benzetme

T.8.3.7

Çözümlü örnek

Tam benzetme mi, güçlü benzetme mi?

Aşağıdaki cümlelerin hangi tür benzetme olduğunu belirleyiniz.

I. Sınıfın camları buz gibi soğuktu.
II. Öğretmenimizin sesi bir zil.
III. Yorgun yolcu, ayakta duran bir gölgeydi.

Tam benzetme mi, güçlü benzetme mi?

  1. **I.** Benzeyen: camlar · Kendisine benzetilen: buz · Yön: soğukluk · Edat: gibi. Dört öge de var → **tam benzetme**.
  2. **II.** Benzeyen: öğretmenimizin sesi · Kendisine benzetilen: zil. Yön yok, edat yok → **güçlü benzetme**.
  3. **III.** Benzeyen: yorgun yolcu · Kendisine benzetilen: gölge. Yön yok, edat yok → **güçlü benzetme**.
  4. II ve III'te "gibi" ya da "kadar" hiç geçmiyor ama ikisi de benzetmedir. Sesin gerçekten zil olması, yolcunun gerçekten gölge olması mümkün değil; biri ötekinin yerine konmuş. Benzetmeyi edattan değil, bu yer değiştirmeden tanırsın.

T.8.3.7

Sık yapılan hata

"Gibi" gördün diye hemen benzetme deme

En sık düşülen tuzak bu. Öğrenciler cümlede "gibi" görünce başka hiçbir şeye bakmadan "benzetme var" diyor. Oysa "gibi" her zaman benzetme kurmaz.

"gibi" şu işleri de yapar:

**Olasılık, tahmin bildirir:** "Yağmur yağacak gibi." · "Kapıda birileri var gibi." Burada iki varlık karşılaştırılmıyor; konuşan sadece tahmin yürütüyor. Benzetme yoktur.

**Uygunluk, tarz bildirir:** "Dediğin gibi yaptım." · "Her zamanki gibi geç kaldı." Burada da bir varlık başka bir varlığa benzetilmiyor; bir işin nasıl yapıldığı söyleniyor. Benzetme yoktur.

**Yaklaşıklık bildirir:** "Beş dakika gibi bir süre bekledik." Sayıya yaklaşıklık katıyor. Benzetme yoktur.

Peki nasıl anlayacaksın? Tek bir soru sor: **"gibi"nin iki yanında birbirine benzetilen iki ayrı varlık var mı?**

"Camlar buz gibiydi." → camlar ve buz: iki varlık var, biri ötekine benzetiliyor. **Benzetme var.**

"Yağmur yağacak gibi." → yağmurun benzetildiği bir varlık yok, ortada yalnız bir tahmin var. **Benzetme yok.**

"Gibi" gördün diye hemen benzetme deme

T.8.3.7

Çözümlü örnek

Hangi cümlede "gibi" benzetme kurmuş?

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "gibi" sözcüğü benzetme yapmak için kullanılmıştır?

A) Bu soruyu daha önce çözmüş gibiyim.
B) Sabah çıkarken hava bozacak gibiydi.
C) Deniz, akşam ışığında erimiş bakır gibi parlıyordu.
D) İstediğin gibi bir defter buldum.

Hangi cümlede "gibi" benzetme kurmuş?

  1. Her seçenekte "gibi"nin iki yanına bakalım.
  2. **A)** "Çözmüş gibiyim" → konuşan emin değil, tahmin yürütüyor. Karşılaştırılan iki varlık yok. Benzetme yok.
  3. **B)** "Bozacak gibiydi" → yine olasılık. Havanın benzetildiği bir varlık yok. Benzetme yok.
  4. **C)** "Deniz ... erimiş bakır gibi parlıyordu" → iki varlık var: deniz ve erimiş bakır. Deniz bakıra benzetiliyor, benzetme yönü de belli: parlaklık. **Benzetme var.**
  5. **D)** "İstediğin gibi" → uygunluk bildiriyor, defter başka bir varlığa benzetilmiyor. Benzetme yok.
  6. **Cevap: C**

T.8.3.7

Anlatım

Kişileştirme (teşhis): insan olmayana insan özelliği vermek

Kişileştirme, insan dışındaki bir varlığa insana özgü bir nitelik ya da davranış yüklemektir.

Örnek dize: **"Yorgun söğüt, göle doğru eğilip uyukluyordu."**

Söğüt bir ağaçtır; yorulmaz da uyuklamaz da. "Yorgun olmak" ve "uyuklamak" insana özgü durumlardır. Şair bunları ağaca vermiş. İşte kişileştirme budur.

Kişileştirilebilen varlıklar geniş bir küme: hayvanlar, bitkiler, eşyalar, doğa olayları, hatta kavramlar.

"Rüzgâr, bütün gece camımı tıklattı." → rüzgâr tıklatmaz, insan tıklatır.

"Eski ceketim dolapta beni bekliyor." → ceket beklemez.

"Umut, en karanlık gecede bile elimi bırakmadı." → umut bir kavramdır, el tutmaz.

Nasıl tanırsın? Tek soru yeter: **cümledeki iş insan dışı bir varlığa mı yaptırılıyor, ama o iş yalnızca insanın yapabileceği bir iş mi?** İkisine de "evet" diyorsan kişileştirme vardır.

Dikkat: hayvanın gerçekten yapabildiği şeyler kişileştirme sayılmaz. "Kedi pencereden atladı." cümlesinde kişileştirme yoktur, çünkü kedi gerçekten atlar. Ama "Kedi, geç kaldığım için bana küstü." dersen küsmek insana özgüdür; kişileştirme olur.

Kişileştirme (teşhis): insan olmayana insan özelliği vermek

T.8.3.7

Çözümlü örnek

Kişileştirme var mı, yok mu?

Aşağıdaki cümlelerin hangilerinde kişileştirme vardır?

I. Sabah ezanıyla birlikte kuşlar ötmeye başladı.
II. Dağlar, ilk karı görünce beyaz şapkalarını giydi.
III. Bahçedeki elma ağacı bu yıl bol ürün verdi.
IV. Deniz, sabaha kadar kıyıya derdini anlattı.

Kişileştirme var mı, yok mu?

  1. Her cümlede sorulacak soru aynı: yapılan iş yalnızca insanın yapabileceği bir iş mi?
  2. **I.** Kuşlar öter, bu doğaldır. Kuşun gerçekten yaptığı bir iş insana özgü sayılmaz. **Kişileştirme yok.**
  3. **II.** Dağ şapka giymez; giyinmek insana özgüdür. **Kişileştirme var.**
  4. **III.** Ağaç ürün verir, bu da doğal bir olaydır. **Kişileştirme yok.**
  5. **IV.** Deniz dert anlatmaz; dert anlatmak insana özgüdür. **Kişileştirme var.**
  6. **Cevap: II ve IV**
  7. I ve III'te varlıklar insan dışı, doğru; ama yaptıkları iş kendi doğalarına uygun. Kişileştirmenin şartı iki tanedir ve ikisi birden gerekir: varlık insan dışı olacak, iş insana özgü olacak.

T.8.3.7

İpucu

Kişileştirmenin içinde çoğu zaman benzetme de vardır

Bir dizede kişileştirme bulduğunda şunu da düşün: orada aynı zamanda gizli bir benzetme de vardır.

Neden? Çünkü bir varlığa insana özgü bir nitelik verdiğinde, o varlığı aslında insana benzetmiş olursun.

"Rüzgâr, camımı tıklattı." dediğinde rüzgârı, kapıya vuran bir insana benzetiyorsun. Benzeyen: rüzgâr. Kendisine benzetilen: insan. Ama "insan" sözcüğü cümlede geçmiyor; söylenmemiş, sezdirilmiş.

Bu yüzden birçok kaynak şöyle der: **kişileştirmenin bulunduğu yerde genellikle benzetme de vardır.** Kişileştirme, kendisine benzetileni söylenmemiş özel bir benzetmedir.

Bunu LGS'de nasıl kullanırsın? Sana "Aşağıdaki dizede hangi söz sanatı vardır?" diye sorulup seçeneklerde hem kişileştirme hem benzetme varsa, **daha belirgin ve daha dar olan kişileştirmeyi seç.** Çünkü soruyu hazırlayan asıl o sanatı sormaktadır.

Ama "Aşağıdakilerin hangisinde birden çok söz sanatı vardır?" diye sorulursa ikisini birden saymayı unutma.

T.8.3.7

Anlatım

Konuşturma (intak): insan olmayanı konuşturmak

Konuşturma, insan dışındaki bir varlığa söz söyletmektir. Yani o varlığın ağzından bir cümle çıkar.

Örnek dize: **"Yaşlı çınar dallarını salladı: 'Ben bu sokağı sizden önce tanıdım.' dedi."**

Çınar konuşmaz. Ama burada çınarın ağzından bir söz çıkıyor. İşte konuşturma budur.

Konuşturmayı tanımak aslında kolaydır, çünkü elinde somut bir kanıt vardır: **cümlede o varlığa ait bir söz, bir replik bulunur.** Genellikle tırnak içinde verilir ve arkasından "dedi", "diye seslendi", "diye söylendi", "diye sordu" gibi bir sözcük gelir.

Başka örnekler:

"Duvardaki eski saat her sabah 'Kalk artık.' diye bağırırdı."

"Rüzgâr pencereme sokuldu, 'Dışarısı seni bekliyor.' dedi."

"Yorgun kalemim 'Bugünlük bu kadar.' diye söylendi elimde."

Masallar ve fabllar baştan sona konuşturma sanatıyla kuruludur; tilkinin, karganın, ağacın konuştuğu her metinde bu sanat vardır.

**Kritik kural:** Konuşturmanın bulunduğu her yerde kişileştirme de vardır. Çünkü konuşmak da insana özgü bir davranıştır; bir varlığı konuşturduğunda onu zaten kişileştirmiş olursun. Ama tersi doğru değildir — bunu bir sonraki blokta ayrıntısıyla göreceğiz.

Konuşturma (intak): insan olmayanı konuşturmak

T.8.3.7

Çözümlü örnek

Konuşturmayı bulma

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde konuşturma sanatı vardır?

A) Sokak lambası bütün gece bizi bekledi.
B) Denizin dalgaları kıyıya öfkeyle vurdu.
C) Çaydanlık fokurdayarak "Hazırım, gelin artık!" diye seslendi.
D) Yaprakların rengi sonbaharda üzgün bir sarıya döndü.

Konuşturmayı bulma

  1. Aradığımız kanıt açık: varlığın ağzından çıkan bir söz.
  2. **A)** Lamba bekliyor. Beklemek insana özgüdür, bu bir kişileştirmedir. Ama lamba konuşmuyor, ortada bir söz yok. Konuşturma değil.
  3. **B)** Dalgalar öfkeleniyor. Öfke insana özgü bir duygudur, bu da kişileştirmedir. Yine söz yok. Konuşturma değil.
  4. **C)** Çaydanlığın ağzından bir söz çıkıyor: "Hazırım, gelin artık!" Üstelik arkasında "diye seslendi" var. **Konuşturma vardır.**
  5. **D)** Yapraklar üzgün. Üzülmek insana özgüdür, kişileştirme var. Söz yok. Konuşturma değil.
  6. **Cevap: C**
  7. Dikkat et: A, B ve D seçeneklerinin hepsinde kişileştirme vardı ama hiçbirinde konuşturma yoktu. Soru bunu ölçüyordu.

T.8.3.7

Sık yapılan hata

Kişileştirme ile konuşturmayı birbirine karıştırma

LGS'nin bu konudaki en sevdiği tuzak budur. İkisi birbirine çok yakın durur, ama aralarındaki sınır nettir.

İlişki tek yönlüdür:

**Her konuşturmada kişileştirme vardır.** Bir varlığı konuşturursan ona insana özgü bir davranış (konuşmak) vermiş olursun; yani onu zaten kişileştirmişsindir.

**Ama her kişileştirmede konuşturma yoktur.** Bir varlığa gülmek, küsmek, beklemek, uyumak gibi insana özgü bir iş verirsin ama onu konuşturmazsın.

Ayırt etmek için tek bir kanıt ara: **varlığın AĞZINDAN bir SÖZ çıkıyor mu?**

"Yıldızlar bize gülümsedi." → Gülümsemek insana özgü, kişileştirme var. Ama yıldızlar konuşmadı. **Konuşturma yok.**

"Yıldızlar 'Merak etme, sabah yakın.' dedi bize." → Yıldızların ağzından söz çıktı. **Hem kişileştirme hem konuşturma var.**

Bunu şöyle akılda tut: konuşturma, kişileştirmenin bir üst basamağıdır. Kişileştirme geniş kümedir, konuşturma onun içindeki dar kümedir. Soruda "konuşturma vardır" diyorsan tırnak içi bir sözü ya da "dedi / diye seslendi" gibi bir kanıtı gösterebilmelisin. Gösteremiyorsan orada yalnızca kişileştirme vardır.

Kişileştirme ile konuşturmayı birbirine karıştırma

T.8.3.7

Çözümlü örnek

Yalnız kişileştirme mi, ikisi birden mi?

Aşağıdaki dizelerde hangi söz sanatlarının bulunduğunu belirleyiniz.

I. "Sabah rüzgârı perdemi usulca okşadı."
II. "Susuz saksı bana bakıp 'Beni unuttun.' diye sitem etti."
III. "Eski defterim, yıllardır çekmecede sabırla bekliyor."

Yalnız kişileştirme mi, ikisi birden mi?

  1. **I.** Rüzgâr okşuyor. Okşamak insana özgü bir davranıştır → kişileştirme var. Rüzgârın ağzından bir söz çıkmıyor → konuşturma yok. **Yalnız kişileştirme.**
  2. **II.** Saksı bakıyor ve sitem ediyor → kişileştirme var. Üstelik saksının ağzından bir söz çıkıyor: "Beni unuttun." → **konuşturma da var.** İkisi birden.
  3. **III.** Defter bekliyor, hem de sabırla. Beklemek ve sabretmek insana özgüdür → kişileştirme var. Söz yok → konuşturma yok. **Yalnız kişileştirme.**
  4. Üçünde de kişileştirme vardı; konuşturma yalnızca II'de vardı. Kanıt farkı şuydu: II'de tırnak içinde bir söz ve "diye sitem etti" ifadesi bulunuyordu.

T.8.3.7

Anlatım

Karşıtlık (tezat): zıt kavramları bir arada kullanmak

Karşıtlık, birbirine zıt olan iki kavramı bir arada kullanarak anlatımı güçlendirmektir.

Örnek dize: **"Cebi doluydu ama yüreği bomboştu."**

Burada "dolu" ile "boş" karşı karşıya getiriliyor. Üstelik boşuna değil: bir insanın maddi zenginliğiyle iç dünyasının yoksulluğu arasındaki çelişki gösteriliyor. İşte tezat budur.

Başka örnekler:

"Gündüzleri gülüyor, gecelerini ağlayarak geçiriyordu." → gündüz–gece ve gülmek–ağlamak, iki çift karşıtlık.

"En kalabalık sokakta en yalnız insandım." → kalabalık–yalnız.

"Aramızdaki mesafe kısaldıkça yabancılığımız büyüdü." → kısalmak–büyümek.

Tezadı tanımanın yolu iki adımlıdır:

**1. adım:** Cümlede birbirine zıt anlamlı iki söz var mı?

**2. adım:** Bu iki söz gerçekten bir çelişki, bir karşıtlık kuruyor mu? Yani ikisi aynı şeyle mi ilgili?

İki adımın ikisine birden "evet" diyemiyorsan tezat yoktur. İkinci adım birincisinden daha önemli; bir sonraki blokta nedenini göreceksin.

Karşıtlık (tezat): zıt kavramları bir arada kullanmak

T.8.3.7

Çözümlü örnek

Karşıtlığı bulma

Aşağıdaki dizelerin hangisinde karşıtlık (tezat) sanatı vardır?

A) Bahçedeki gül, sabah serinliğinde açtı.
B) Yazın en sıcak gününde içim buz kesti.
C) Yeni aldığım defterin kapağı mavi, sayfaları çizgiliydi.
D) Uzun yolculuktan sonra evimize sessizce girdik.

Karşıtlığı bulma

  1. İki adımı uygulayalım.
  2. **A)** Zıt anlamlı iki söz yok. Tezat yok.
  3. **B)** "En sıcak" ile "buz kesmek" karşı karşıya. Zıt sözler var mı? Var: sıcak ↔ buz (soğuk). Aralarında gerçek bir çelişki var mı? Var: dışarısı en sıcak haldeyken konuşanın içi donuyor. Dış dünya ile iç dünya arasında bilinçli bir karşıtlık kurulmuş. **Tezat vardır.**
  4. **C)** "Mavi" ile "çizgili" zıt anlamlı değil, birbirini tamamlayan iki özellik. Tezat yok.
  5. **D)** "Uzun" var ama karşısında "kısa" yok. Zıt bir çift bulunmuyor. Tezat yok.
  6. **Cevap: B**

T.8.3.7

Sık yapılan hata

Zıt anlamlı sözcük görmek tezat için yetmez

Öğrencilerin çoğu tezadı ararken cümleyi tarayıp zıt anlamlı bir çift bulunca hemen "tezat var" diyor. Bu eksik bir yöntem. Zıt sözcük bulunması gerekli şarttır ama yeterli şart değildir.

Şu cümleye bak:

**"Sınıfın en uzun öğrencisi önde, en kısa öğrencisi arkada oturuyordu."**

Burada iki zıt çift var: uzun–kısa ve ön–arka. Ama tezat yoktur. Neden? Çünkü cümle bir çelişki kurmuyor; iki ayrı öğrencinin oturma düzenini tarif ediyor. Ortada bir çarpıcılık, bir karşıtlık duygusu yok. Bilgi veriliyor, o kadar.

Bir de şuna bak:

**"Sınıfın en uzun boylusuydu ama en küçük çocuk gibi ağlıyordu."**

İşte burada tezat vardır. Uzun–küçük zıtlığı aynı kişi üzerinde kuruluyor ve bir çelişki yaratıyor: dışarıdan büyük görünen biri, içeriden çocuk gibi.

Farkı yakalamak için sor: **iki zıt söz aynı varlık ya da aynı durum hakkında mı söyleniyor, aralarında bir çelişki hissi doğuyor mu?**

- Cevap "hayır, ikisi ayrı şeyleri anlatıyor" ise → tezat yok, sadece iki zıt sözcük yan yana gelmiş.
- Cevap "evet, aynı şey hakkında ve çelişiyorlar" ise → tezat var.

Zıt anlamlı sözcük görmek tezat için yetmez

T.8.3.7

Anlatım

Abartma (mübalağa): olduğundan çok büyük ya da çok küçük göstermek

Abartma, bir olayı, durumu ya da varlığı gerçekte olabileceğinden çok daha büyük veya çok daha küçük göstermektir.

Örnek cümle: **"O kadar bağırdı ki sesi üç mahalle öteden duyuldu."**

İnsan sesi üç mahalle öteden duyulmaz. Gerçekte imkânsız olan bir şey söyleniyor; amaç sesin ne kadar yüksek olduğunu çarpıcı biçimde anlatmak.

Başka örnekler:

"Ağladı ağladı, gözyaşlarıyla bütün bahçeyi suladı."

"Bu çantayı taşımaktan omuzlarım yere değdi."

"Sınav sorusunu görünce dünya başıma yıkıldı."

"Yıllardır beklediğim mektup bir asır sonra geldi."

Abartmayı tanımak için sor: **söylenen şey gerçekte mümkün mü?** Mümkün değilse ve söyleyen bunu bilerek büyütüyorsa abartma vardır.

Günlük dilde de çok kullanırız: "Açlıktan ölüyorum.", "Bin kere söyledim.", "Yorgunluktan kılımı kıpırdatamıyorum." Bunların hepsi abartmadır.

Abartma benzetmeyle karıştırılabilir. Ayırt etmek kolay: benzetmede bir varlık başka bir varlığa benzetilir, iki taraf vardır. Abartmada karşılaştırılan ikinci bir varlık yoktur; tek bir durum ölçüsüz biçimde büyütülür.

Abartma (mübalağa): olduğundan çok büyük ya da çok küçük göstermek

T.8.3.7

Çözümlü örnek

Abartmayı bulma

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde abartma vardır?

A) Sabahtan beri yürüdüğümüz için ayaklarım ağrıyor.
B) Bu haberi duyunca sevinçten yerimden bir metre zıpladım.
C) Yağmur yağınca sokaklar çamur içinde kaldı.
D) Otobüs kalabalık olduğu için ayakta gittik.

Abartmayı bulma

  1. Soru şu: söylenen şey gerçekte mümkün mü?
  2. **A)** Uzun yürüyüşten sonra ayak ağrır. Gerçekçi bir ifade. Abartma yok.
  3. **B)** Bir insan sevinçten bir metre zıplayamaz. Gerçekte mümkün olmayan bir şey söyleniyor ve amaç sevincin büyüklüğünü göstermek. **Abartma vardır.**
  4. **C)** Yağmurda sokakların çamurlanması olağan. Abartma yok.
  5. **D)** Kalabalık otobüste ayakta gitmek gerçekçidir. Abartma yok.
  6. **Cevap: B**
  7. Dikkat: abartma her zaman büyütme yönünde olmak zorunda değil. "Odası o kadar küçüktü ki içeride dönemiyorduk." cümlesinde de abartma vardır; bu sefer küçültme yönünde.

T.8.3.7

Sık yapılan hata

Bir dizede birden çok söz sanatı olabilir

Öğrencilerin sık yaptığı bir başka hata: bir dizede bir sanat bulur bulmaz durmak. Oysa aynı dizede iki, hatta üç sanat birden bulunabilir.

**"Yaşlı değirmen, 'Ben durunca bu köy susar.' diye inledi."**

Burada üç şey var:

1. Değirmen inliyor ve konuşuyor → **kişileştirme**
2. Değirmenin ağzından bir söz çıkıyor → **konuşturma**
3. Değirmen dolaylı olarak yaşlı, yorgun bir insana benzetiliyor → **benzetme** (kendisine benzetileni söylenmemiş)

**"Gökyüzü sabah gülüyor, akşam ağlıyordu."**

1. Gökyüzü gülüp ağlıyor → **kişileştirme**
2. Sabah–akşam ve gülmek–ağlamak karşı karşıya → **karşıtlık**

Soru kökü sana ne yapman gerektiğini söyler; dikkatle oku:

- "Hangi söz sanatı vardır?" → tek bir sanat isteniyor, en belirgin olanı seç.
- "Hangi söz sanatları vardır?" ya da "birden çok söz sanatı" → hepsini say.
- "Aşağıdakilerin hangisinde ... sanatı yoktur?" → olumsuz soru, dört seçenekte var, birinde yok.

Bir sanat bulunca hemen işaretleme; dizeyi sonuna kadar tara.

Bir dizede birden çok söz sanatı olabilir

T.8.3.7

Çözümlü örnek

Aynı dizedeki sanatları sayma

Aşağıdaki dizede hangi söz sanatları vardır?

**"Kış, kapımı çaldı; 'Yazı unut artık.' dedi."**

Aynı dizedeki sanatları sayma

  1. Dizeyi baştan sona tarayalım.
  2. **Kapıyı çalmak:** Kış bir mevsimdir, insan değildir. Kapı çalmak insana özgü bir davranıştır. → **Kişileştirme var.**
  3. **"Yazı unut artık." dedi:** Kışın ağzından bir söz çıkıyor, arkasında "dedi" var. → **Konuşturma var.**
  4. **Kış ile yaz:** İki mevsim zıt anlamlıdır. Peki aralarında gerçek bir çelişki kuruluyor mu? Evet: kışın gelişi yazın bitişi olarak veriliyor, biri ötekinin yerini alıyor. → **Karşıtlık var.**
  5. Sonuç: bu tek dizede **üç sanat** birden bulunuyor: kişileştirme, konuşturma ve karşıtlık.
  6. Bir sanatı bulunca durmuş olsaydın, muhtemelen yalnızca kişileştirmeyi işaretleyecek ve soruyu kaybedecektin.

T.8.3.7

İpucu

Beş sanatı ayıran beş soru

Sınavda bir dize gördüğünde şu beş soruyu sırayla sor. Cevabı "evet" olan hangisiyse sanat odur.

**1. İki varlık var ve biri ötekinin yerine konuyor mu?** → Benzetme
("Sesi bir zil." · "Camlar buz gibiydi.")

**2. İnsan dışı bir varlık insana özgü bir iş mi yapıyor?** → Kişileştirme
("Rüzgâr camımı tıklattı.")

**3. O varlığın ağzından bir söz mü çıkıyor?** → Konuşturma
("Saat 'Kalk artık.' dedi.")

**4. Zıt iki kavram aynı şey hakkında çelişki mi kuruyor?** → Karşıtlık
("Cebi doluydu ama yüreği bomboştu.")

**5. Söylenen şey gerçekte imkânsız mı, ölçüsüzce büyütülmüş mü?** → Abartma
("Sesi üç mahalle öteden duyuldu.")

Sıralama tesadüf değil: 3'e "evet" dersen 2'ye de zaten "evet"tir, çünkü konuşturma kişileştirmeyi içerir. Beş soruyu her seferinde baştan sona sor; ilk "evet"te durma.

Beş sanatı ayıran beş soru

T.8.3.7

Çözümlü örnek

Karışık tanıma (LGS tarzı)

Aşağıdaki dizelerde kullanılan söz sanatlarını eşleştiriniz.

I. "Ay, gece yarısı pencereme oturdu."
II. "Gözlerin iki derin kuyu."
III. "Şu küçük çiçek bana 'Susadım.' diye fısıldadı."
IV. "O gün hem en mutlu hem en yalnız insandım."
V. "Bavulum o kadar ağırdı ki merdivenler çöktü sandım."

Karışık tanıma (LGS tarzı)

  1. Beş soruyu sırayla uygulayalım.
  2. **I.** Ay insan değil, oturmak insana özgü bir davranış → **kişileştirme**. Ayın ağzından söz çıkmıyor, konuşturma yok.
  3. **II.** İki varlık var: gözler ve kuyu. Gözler kuyuya benzetiliyor; benzetme yönü (derinlik) sıfat olarak verilmiş, edat yok → **benzetme** (güçlü benzetme).
  4. **III.** Çiçek fısıldıyor → kişileştirme; üstelik ağzından söz çıkıyor: "Susadım." → **konuşturma** (içinde kişileştirme de var).
  5. **IV.** Mutlu ile yalnız aynı kişi ve aynı gün hakkında söyleniyor, aralarında çelişki var → **karşıtlık**.
  6. **V.** Bir bavulun ağırlığıyla merdivenlerin çökmesi gerçekte mümkün değil, ölçüsüzce büyütülmüş → **abartma**.
  7. Dikkat: III'te iki sanat birden var. Soru "hangi sanat" diye tekil sorarsa daha belirgin ve dar olan konuşturmayı işaretlersin.

T.8.3.7

İpucu

LGS'de bu konu nasıl sorulur?

Söz sanatları sorusu LGS'de birkaç kalıpla karşına çıkar. Kalıbı tanırsan yarısını çözmüş olursun.

**Kalıp 1 — Sanatı bulma:** "Aşağıdaki dizelerin hangisinde kişileştirme vardır?" Dört seçenek verilir, birinde aranan sanat bulunur. Seçenekleri tek tek beş soruyla tara.

**Kalıp 2 — Olumsuz soru:** "Aşağıdakilerin hangisinde benzetme yoktur?" Üç seçenekte sanat vardır, biri boştur. Bu soruda acele etme; "var" dediklerinin gerekçesini kısaca söyleyebiliyor olmalısın.

**Kalıp 3 — Aynı sanatı eşleştirme:** "Aşağıdaki dizelerin hangisinde numaralanmış dizedekiyle aynı söz sanatı vardır?" Önce verilen dizedeki sanatı kesin belirle, sonra seçeneklere geç.

**Kalıp 4 — Metinden bulma:** Kısa bir paragraf ya da şiir verilir, "altı çizili sözde hangi söz sanatı vardır?" diye sorulur. Altı çizili yeri bağlamından koparma; cümlenin tamamını oku.

Üç pratik uyarı:

- "gibi" ve "kadar" görünce refleks yapma; iki yanına bak.
- Konuşturma diyeceksen tırnak içi sözü göster.
- Karşıtlık diyeceksen zıt çiftin aynı şey hakkında olduğunu göster.

T.8.3.7

Özet

Aklında kalsın

**Benzetme (teşbih):** Bir varlığı ortak bir nitelik yönünden başka bir varlığa benzetmektir. Dört ögesi vardır: benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı. İlk ikisi temel ögedir, her benzetmede bulunur. Dördü de varsa tam benzetme, yalnız ilk ikisi varsa güçlü benzetmedir. Edat olmadan da benzetme olur.

**Kişileştirme (teşhis):** İnsan dışındaki bir varlığa insana özgü nitelik ya da davranış vermektir. Çoğu zaman içinde gizli bir benzetme de barındırır, çünkü varlık örtük olarak insana benzetilmiştir.

**Konuşturma (intak):** İnsan dışındaki bir varlığa söz söyletmektir. Kanıtı, varlığın ağzından çıkan sözdür. **Her konuşturmada kişileştirme vardır, ama her kişileştirmede konuşturma yoktur.**

**Karşıtlık (tezat):** Zıt kavramları bir arada kullanarak çelişki kurmaktır. Cümlede zıt sözcük bulunması yetmez; iki zıt söz aynı şey hakkında olmalı ve gerçekten bir karşıtlık kurmalıdır.

**Abartma (mübalağa):** Bir durumu gerçekte olabileceğinden çok daha büyük ya da çok daha küçük göstermektir. Söylenen şey gerçekte mümkün değilse abartma vardır.

Üç altın kural:

1. "gibi" her zaman benzetme kurmaz; olasılık, uygunluk ve yaklaşıklık da bildirir.
2. Bir dizede birden çok sanat bulunabilir; ilk bulduğunda durma, dizeyi sonuna kadar tara.
3. Söylediğin her sanat için cümleden bir kanıt gösterebilmelisin: benzetmede iki varlık, konuşturmada bir söz, karşıtlıkta çelişen bir zıt çift, abartmada imkânsız bir ifade.