Deyimler, Atasözleri ve Özdeyişler
Bunları biliyor olman gerekiyor
Bu konuya girmeden önce üç kavramın kafanda net olması lazım. Üçünü de daha önce gördün, sadece tazeleyelim.
Gerçek anlam: bir sözcüğün akla ilk gelen, temel anlamıdır. "Çocuk elini yıkadı." cümlesindeki "el", vücudumuzun bir parçasıdır. Söz burada ne diyorsa onu anlatır.
Mecaz anlam: bir sözcüğün gerçek anlamından uzaklaşıp başka bir anlamı karşılamasıdır. "Bu işte onun eli var." dersen kimsenin vücut parçasından söz etmiyorsun; "onun katkısı, parmağı var" demek istiyorsun. Sözcük gerçek anlamının dışına çıkmış.
Kalıplaşma: bazı söz öbekleri zamanla donar; sözcükleri değiştirilemez, yerleri oynatılamaz. Böyle öbekler tek bir sözcük gibi davranır. "Kulak asmak" bir kalıptır; "kulak takmak" ya da "kulak koymak" diyemezsin, anlam çöker.
Bir de şunu bil: bir dilin bütün sözcükleri, deyimleri, atasözleri ve kalıp sözlerinin toplamına söz varlığı denir. Bu ünitede öğreneceğin deyim, atasözü ve özdeyiş, Türkçenin söz varlığının en zengin ve en eski parçalarıdır.
Bu üçünü biliyorsan hazırsın. Çünkü bundan sonrası tek bir soruya dayanıyor: bu kalıplaşmış söz ne anlatıyor ve bulunduğu metne ne katıyor?
Deyim nedir?
Deyim, en az iki sözcükten oluşan, kalıplaşmış, çoğunlukla mecaz anlam taşıyan ve bir durumu kısa yoldan anlatan söz öbeğidir.
"Ayşe sınav sonucunu duyunca etekleri zil çaldı." cümlesine bak. Ortada ne etek var ne zil. Bu öbek "çok sevindi" demenin daha canlı, daha resimli yoludur.
Deyimin dört temel özelliği vardır:
Birincisi, kalıplaşmıştır. Sözcükleri değiştirilemez, araya başka sözcük sokulmaz. "Etekleri zil çaldı" yerine "etekleri davul çaldı" diyemezsin.
İkincisi, çoğunlukla mecazlıdır. Sözcüklerin gerçek anlamı toplandığında ortaya çıkan anlam, deyimin anlattığı şey değildir.
Üçüncüsü, öğüt vermez. Sana ne yapman gerektiğini söylemez; sadece bir durumu, bir davranışı, bir duyguyu adlandırır.
Dördüncüsü, tek başına bir cümle değildir; bir cümlenin içine yerleşir. "Etekleri zil çalmak" tek başına söylendiğinde havada kalır, bir yargı bildirmez. Ancak "Kardeşim hediyeyi görünce etekleri zil çaldı." dediğinde tamamlanır.
Bu dördünü aklında tut; birazdan atasözünden ayırırken tam olarak bunlara bakacağız.
T.8.3.6
Deyimin kalıbı bozulmaz
Deyimlerin en katı kuralı budur: sözcükleri değiştirilemez, çıkarılamaz, yerleri değiştirilemez.
Deyim, dilde tek bir sözcük gibi davranır. "Göz atmak" öbeğini duyduğunda beynin onu iki ayrı sözcük olarak değil, tek bir anlam paketi olarak çözer. Paketin içindekilerden birini değiştirirsen paket dağılır.
"Kitaba göz attım." doğru. "Kitaba göz baktım." ya da "Kitaba göz koydum." dersen ya anlamsız olur ya da bambaşka bir deyime dönüşür. Nitekim "göz koymak" ayrı bir deyimdir ve "sahip olmak istemek" demektir.
Küçük çekim ekleri elbette değişir; bu kalıbı bozmaz. "Göz atmak, göz attı, göz atacağım" hepsi aynı deyimdir. Değişmeyen şey, deyimi kuran sözcüklerin kendisidir.
Bir de şu var: bazı deyimler kendi içinde kalıplaşmış bir sıra taşır. "Adam akıllı", "ipe un sermek", "burnundan kıl aldırmamak" gibi. Bunların sözcük sırası da sabittir.
Bu yüzden deyim öğrenirken anlamını değil, kalıbını da ezberle. LGS'de en çok sorulan tuzaklardan biri, kalıbı bozulmuş sahte bir deyimi seçeneklerin arasına koymaktır.
T.8.3.6
Deyimin anlamını bağlamdan bulma
Aşağıdaki cümlelerde geçen deyimlerin anlamını, cümlenin gidişine bakarak bul.
I. Yeni öğretmen sınıfa girer girmez ipin ucunu eline aldı; gürültü bir anda kesildi.
II. Kardeşim bisikletini kaybedince günlerce burnunun ucunu görmedi.
III. Takım kaptanı yenilgiden sonra havlu attı, kimse onu vazgeçiremedi.
- Deyimin anlamını ezberden değil, cümlenin geri kalanından çıkarırsın. Cümlede deyimin yol açtığı sonuca bakman yeter.
- I. "İpin ucunu eline almak" → Cümlenin devamında "gürültü bir anda kesildi" deniyor. Demek ki öğretmen durumu kontrol altına almış, yönetimi ele geçirmiş. Anlamı: bir işin yönetimini üstlenmek, denetimi eline almak.
- II. "Burnunun ucunu görmemek" → Bisikletini kaybetmiş, üzgün. Burada deyim, üzüntüden ya da öfkeden çevresindekileri fark edemeyecek kadar kendi derdine gömülmeyi anlatıyor. Anlamı: aşırı üzüntü ya da öfkeden çevresini göremeyecek duruma gelmek.
- III. "Havlu atmak" → "kimse onu vazgeçiremedi" ifadesi bize kaptanın bir karardan döndürülemediğini söylüyor; yenilgiden sonra alınan bu karar da bırakmaktır. Anlamı: yarışı, mücadeleyi bırakmak, pes etmek.
- Buradaki yöntemi aklında tut: deyimi tanımıyorsan cümleyi deyimsiz okuyup boşluğa hangi anlamın oturduğunu düşün. LGS'de deyim soruları neredeyse her zaman bu şekilde, bağlamdan çözülür.
T.8.3.6
Atasözü nedir?
Atasözü, uzun yılların deneyiminden süzülmüş, kalıplaşmış, genel bir yargı bildiren ve söyleyeni belli olmayan sözdür.
"Damlaya damlaya göl olur." Bu söz sana tek bir olaydan değil, hep geçerli olan bir gerçekten söz eder: küçük şeyler birike birike büyür.
Atasözünün özellikleri şunlar:
Kalıplaşmıştır. Tıpkı deyim gibi sözcükleri değiştirilemez.
Genel bir yargı bildirir. Belli bir kişi ya da olay için değil, herkes ve her zaman için söylenir. Bu yüzden çoğu atasözü geniş zamanla kurulur: "olur", "gelir", "yanmaz", "kaçmaz".
Öğüt verir ya da deneyim aktarır. "Sakla samanı, gelir zamanı" sana bir şey öğütler. "Sona kalan dona kalır" bir deneyimi aktarır. İkisi de bir hayat dersi taşır.
Çoğu kez tek başına bir cümledir. "Ağaç yaşken eğilir." dediğinde ortada tamamlanmış bir yargı vardır; başka hiçbir şey eklemene gerek yoktur.
Söyleyeni belli değildir. Toplumun ortak ürünüdür; kimin ilk söylediği bilinmez, kuşaktan kuşağa aktarılır.
İşte bu son iki madde, atasözünü deyimden ve özdeyişten ayıran asıl çizgidir.
T.8.3.6
Atasözünü anlatılan duruma eşleştirme
Aşağıda üç kısa durum var. Her durumu anlatan atasözünü seç ve neden onu seçtiğini açıkla.
Durum 1: Selin her hafta harçlığının küçük bir bölümünü kumbarasına atıyordu. Yaz sonunda biriken parayla kendine bisiklet aldı.
Durum 2: Deniz, çalışmadan girdiği sınavdan düşük not alınca "Şanssızlıktı." dedi. Ama iki hafta boyunca kitabı bile açmamıştı.
Durum 3: Emir, ailesinin bütçesini zorlayacak bir telefon istedi. Babası, onunla oturup ay sonunda ödenmesi gereken faturaları tek tek gösterdi.
Atasözleri: "Damlaya damlaya göl olur." / "Ayağını yorganına göre uzat." / "Ne ekersen onu biçersin."
- Her durumda anlatılan neden-sonuç ilişkisini bulup atasözünün taşıdığı genel yargıyla karşılaştıralım.
- Durum 1 → "Damlaya damlaya göl olur." Selin tek seferde büyük bir para ayırmadı; küçük küçük biriktirdi ve sonunda büyük bir alışverişe yetti. Atasözünün "küçük birikimler zamanla büyür" yargısı buraya birebir oturuyor.
- Durum 2 → "Ne ekersen onu biçersin." Deniz sonucu şanssızlığa bağlıyor ama ortada yapılmamış bir hazırlık var. Atasözü, insanın karşılaştığı sonucun kendi yaptıklarının karşılığı olduğunu söyler. Durumla örtüşen budur.
- Durum 3 → "Ayağını yorganına göre uzat." Babanın yaptığı, bütçenin sınırını göstermek. Atasözü tam olarak "olanaklarını aşan bir isteğin peşine düşme" der.
- Şuna dikkat et: burada atasözünü seçerken sözcüklere değil, taşıdığı GENEL YARGIYA baktık. Atasözü sorularında seçenekler çoğu kez benzer sözcükler içerir; ayırt edici olan sözcük benzerliği değil, verilen dersin durumla uyuşmasıdır.
T.8.3.6
Özdeyiş (vecize) nedir?
Özdeyiş, bir düşünceyi kısa ve etkili biçimde anlatan, SÖYLEYENİ BELLİ olan sözdür. Buna vecize de denir.
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." Bu sözü Mustafa Kemal Atatürk söylemiştir. Kısadır, çarpıcıdır, bir düşünceyi tek cümlede toplar. Ama atasözü değildir; çünkü bunu kimin söylediğini biliyoruz.
Özdeyişin özellikleri:
Söyleyeni bellidir. Bir düşünürün, bir devlet adamının, bir yazarın, bir sanatçının sözüdür. Kaynağı gösterilebilir.
Kısa ve yoğundur. Uzun bir düşünceyi bir iki cümlede toplar.
Genel bir yargı taşıyabilir, ama bu yargı toplumun ortak deneyimi değil, bir kişinin görüşüdür.
Kalıbı korunur. Söz, söyleyenin kurduğu biçimiyle aktarılır; değiştirilirse artık o kişinin sözü olmaz.
Özdeyişle atasözünü ayıran tek ölçüt şudur: söyleyeni biliniyor mu, bilinmiyor mu? "Ağaç yaşken eğilir." kimin sözü? Bilinmiyor, halkın ortak malı → atasözü. "Yurtta sulh, cihanda sulh." kimin sözü? Atatürk'ün → özdeyiş.
Bir uyarı: her ünlü sözü özdeyiş sanma. Bir kişinin söylediği her cümle özdeyiş değildir; özdeyiş, genel bir düşünceyi kısa ve çarpıcı biçimde toplayan sözdür.
T.8.3.6
Üçünü yan yana koyalım
Şimdi üç kavramı aynı tabloda karşılaştıralım ki sınırlar net görünsün.
Ortak yanları var: üçü de kalıplaşmıştır, üçü de anlatımı kısa ve etkili kılar, üçü de bir metnin içine yerleştiğinde ona güç katar.
Ayrıldıkları noktalar şunlar:
Öğüt verme: Atasözü ve özdeyiş bir ders, bir görüş, bir öğüt taşır. Deyim taşımaz; sadece durumu adlandırır. "İki gözü iki çeşme" sana ne yapman gerektiğini söylemez, yalnızca birinin çok ağladığını anlatır.
Cümle olabilme: Atasözü ve özdeyiş genellikle tek başına tam bir cümledir. Deyim ise bir cümlenin parçası olarak kullanılır.
Kaynak: Atasözünün söyleyeni bilinmez, özdeyişin bilinir. Deyimin de söyleyeni bilinmez ama zaten deyim bir görüş bildirmediği için bu ölçüt onda pek işletilmez.
Bunu tek soruyla ayırmanın yolu şu: söz sana bir DERS mi veriyor, yoksa yalnızca bir DURUMU mu adlandırıyor? Ders veriyorsa atasözü ya da özdeyiştir; söyleyeni biliniyorsa özdeyiş, bilinmiyorsa atasözü. Ders vermiyor, sadece durumu anlatıyorsa deyimdir.
T.8.3.6
Deyim mi, atasözü mü, özdeyiş mi?
Aşağıdaki sözleri deyim, atasözü ve özdeyiş olarak ayır.
I. Kırk yılda bir uğradı, o da yağmura kaldı.
II. Bugünün işini yarına bırakma.
III. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.
IV. Sınav sonucunu duyunca ağzı kulaklarına vardı.
V. Su akar, yolunu bulur.
- Her söz için sırayla iki soru soralım: ders veriyor mu, söyleyeni biliniyor mu?
- I. "Kırk yılda bir" → Ders vermiyor; birinin çok seyrek geldiğini anlatıyor. Cümlenin içine yerleşmiş, tek başına yargı bildirmiyor. DEYİM.
- II. "Bugünün işini yarına bırakma." → Doğrudan öğüt veriyor. Tek başına tam bir cümle. Söyleyeni bilinmiyor, halkın ortak sözü. ATASÖZÜ.
- III. "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." → Bir görüş bildiriyor, ders veriyor. Tek başına cümle. Ama bunu Atatürk söyledi, kaynağı belli. ÖZDEYİŞ.
- IV. "Ağzı kulaklarına varmak" → Ders yok; yalnızca çok sevinmiş olma durumunu anlatıyor. Cümlenin parçası. DEYİM.
- V. "Su akar, yolunu bulur." → Genel bir yargı: işler kendi doğal seyrinde çözülür. Tek başına cümle, söyleyeni bilinmiyor. ATASÖZÜ.
- Sonuç: I ve IV deyim, II ve V atasözü, III özdeyiştir.
- Dikkat: III'ü atasözü sanmak en sık yapılan hatadır; çünkü o da kısa ve ders verici. Ayırt eden tek şey, sözün sahibinin bilinmesidir.
T.8.3.6
Her mecazlı söz deyim değildir
Bu, konunun en sinsi tuzağıdır. Bir söz mecazlı diye hemen deyim damgası vurma. Deyim olmanın iki şartı var ve mecaz bunlardan yalnızca biri: söz KALIPLAŞMIŞ da olmalı.
"Bu haber içimi ısıttı." Burada "ısıtmak" mecaz kullanılmış, ortada gerçek bir ısınma yok. Ama "içini ısıtmak" dilde donmuş, herkesin aynı biçimde kullandığı bir kalıp olduğu için bu bir deyimdir.
Buna karşılık: "Öğretmenin sözleri kalbime bir tohum ekti." Burada da mecaz var; ama bu, yazarın o an kurduğu kişisel bir benzetmedir. Dilde böyle donmuş bir kalıp yoktur, herkes böyle söylemez. Bu bir deyim değil, mecazlı bir anlatımdır.
Ayırt etmenin pratik yolu: sözü değiştirmeyi dene.
Deyimse değiştiremezsin. "Göz atmak" ✓ / "göz bakmak" ✗ / "göz süzmek" ✗ (bu bambaşka bir deyimdir). Kalıp katıdır.
Kişisel mecazsa değiştirebilirsin ve anlam yine ayakta kalır. "Kalbime bir tohum ekti" yerine "kalbime bir tohum bıraktı", "içimde bir tohum ekti" desen de anlaşılır. Çünkü ortada donmuş bir kalıp yok.
İkinci test: sözü sözlükte deyim olarak bulabiliyor musun? Deyimler sözlüklerde madde başıdır; kişisel mecazlar değildir.
Özetle: mecaz deyimin bir özelliğidir, tanımı değil. Deyimin kimliği kalıplaşmadan gelir.
T.8.3.6
Kalıbı bozulmuş sözü bulma
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir deyim, kalıbı bozularak yanlış kullanılmıştır?
A) Sunumdan önce notlarına son bir kez göz attı.
B) Uyarılarımıza kulak asmadığı için işi zamanında bitiremedi.
C) Yarışmayı kazanınca ağzı kulaklarına ulaştı.
D) Söylediklerimi duymazdan gelip odadan çıktı.
- Her seçenekteki deyimi bulup dildeki gerçek kalıbıyla karşılaştıralım.
- A) "göz atmak" → Doğru kalıp. "Son bir kez" gibi ekler kalıbın dışındadır, deyimi bozmaz.
- B) "kulak asmamak" → Doğru kalıp. Deyim olumsuz biçimiyle kullanılmış, bu da kalıba aykırı değildir.
- C) "ağzı kulaklarına ulaştı" → İşte bozulma burada. Deyimin dildeki kalıbı "ağzı kulaklarına varmak"tır. "Varmak" yerine "ulaşmak" konulunca kalıp bozulmuş; söz artık dilde var olan deyim değildir. Aradığımız seçenek bu.
- D) "duymazdan gelmek" → Doğru kalıp; "işitmemiş gibi davranmak" anlamındadır.
- Cevap: C seçeneği.
- Buradan çıkaracağın kural şu: anlamı doğru olsa bile sözcüğü değiştirilmiş bir deyim yanlıştır. "Ulaşmak" ile "varmak" günlük dilde birbirinin yerine geçebilir; ama deyimin içinde geçemez. Deyim tek bir sözcük gibi ezberlenir.
T.8.3.6
Deyimin metne katkısı: anlatımı kısaltır
Şimdi kazanımın asıl istediği yere geliyoruz. Bir deyimin anlamını bilmek yetmez; onun metne NE KATTIĞINI da göstermen gerekir.
İlk ve en görünür katkı: deyim anlatımı kısaltır. Uzun bir açıklamayı tek bir öbeğe sığdırır.
Şu cümleyi deyimsiz kurmayı dene: "Ödevini bitirmediği için öğretmen sorunca ne diyeceğini bilemedi, yüzü kızardı, sıkıntıdan başını kaldıramadı." Bu üç yargıyı tek bir deyim taşır: "Öğretmen sorunca yerin dibine geçti."
Yirmi sözcüklük bir açıklama, dört sözcüğe indi. Üstelik anlam kaybolmadı; tersine daha net oturdu.
Neden böyle oluyor? Çünkü deyim, toplumun ortak belleğinde saklanan hazır bir anlam paketidir. Sen paketi açmak zorunda değilsin; okuyucu onu zaten tanır ve içindeki bütün ayrıntıyı bir anda çözer.
Bir metinde deyimin bu katkısını gösterirken şöyle söylersin: "Yazar, uzun bir açıklama yapmak yerine deyim kullanarak durumu tek sözde özetlemiş; böylece anlatımı kısaltmıştır."
Bu, LGS'de "Bu deyimin metne katkısı nedir?" sorusunun en sık beklenen cevaplarından biridir.
T.8.3.6
Deyimin metne katkısı: somutlaştırır ve etkileyici kılar
Deyimin ikinci katkısı, soyut olanı somutlaştırmasıdır.
Korku, sevinç, utanç, öfke, pişmanlık… Bunlar elle tutulmayan, gözle görülmeyen kavramlardır. Deyim bunları görünür bir sahneye çevirir.
"Çok korktu." dediğinde okuyucunun zihninde bir görüntü oluşmaz. "Ödü koptu." dediğinde bir kopma, bir yırtılma hissi doğar. "Tüyleri diken diken oldu." dediğinde okuyucu neredeyse bunu kendi teninde duyar. Soyut duygu, bedende bir olaya dönüşmüştür.
Üçüncü katkı, anlatımı etkileyici kılmasıdır. Deyimli anlatım akılda kalır. "Çok üzüldü" cümlesini okuyan bir dakika sonra unutur; "İçi kan ağladı" cümlesini unutmaz. Çünkü deyim bir resim bırakır.
Dördüncüsü, deyim metne doğallık ve sıcaklık katar. Konuşma dilinin canlılığını yazıya taşır; metin, kurallı ama soğuk bir açıklama olmaktan çıkar.
Bir metindeki deyimin katkısını sorarken kendine şunu sor: Bu deyim çıkarılıp yerine düz bir açıklama konsaydı metin ne kaybederdi? Cevabın kısalık, somutluk, etkileyicilik ya da doğallıktan biri olacaktır.
T.8.3.6
Deyimin metne katkısını belirleme
Aşağıdaki paragrafı oku ve altı çizili deyimin metne katkısını açıkla.
"Kütüphanenin arka masasında oturan çocuk, sınav sonuçlarının asıldığını duyunca yerinden fırladı. Panoya doğru koşarken listeyi göremeden önce bin bir hesap yapıyordu kafasında. Sonunda adını en üst sırada görünce ETEKLERİ ZİL ÇALDI; koridordan geçen herkese gülümseyerek merdivenleri ikişer ikişer indi."
Soru: "Etekleri zil çalmak" deyimi bu paragrafa ne katmıştır?
- Deyimin katkısını bulmanın en güvenli yolu, onu metinden çıkarıp yerine düz bir açıklama koymak ve kaybedileni ölçmektir.
- Deyimsiz hâli: "…adını en üst sırada görünce çok sevindi, o kadar sevindi ki sevincini gizleyemedi ve her hâlinden mutluluğu okundu…"
- Şimdi karşılaştıralım:
- 1. Kısaltma: Yazar üç dört cümlelik bir sevinç tarifi yapmak yerine tek bir öbek kullanmış. Anlatım kısalmış ama anlam eksilmemiş.
- 2. Somutlaştırma: "Sevinç" soyut bir duygudur. "Etekleri zil çalmak", zıplayan, hareket eden, neredeyse ses çıkaran bir beden görüntüsü kurar. Okuyucu duyguyu görür hâle gelir.
- 3. Etkileyicilik ve canlılık: Paragrafın devamındaki "merdivenleri ikişer ikişer indi" ayrıntısıyla deyim aynı hızda çalışıyor. Deyim, metnin temposunu yükseltmiş.
- 4. Doğallık: Anlatım, günlük konuşmanın sıcaklığını kazanmış; metin resmî bir haber diline düşmemiş.
- Toplu cevap: Deyim, sevinç duygusunu uzun uzun anlatmak yerine tek sözde toplamış; soyut duyguyu somut bir görüntüye çevirerek anlatımı hem kısaltmış hem etkileyici kılmıştır.
- Not: Sınavda bu soru sorulduğunda "çok sevindiğini anlatıyor" demek yetmez; bu, deyimin ANLAMIDIR. Senden istenen KATKIdır: kısaltma, somutlaştırma, etkileyicilik.
T.8.3.6
Atasözü ve özdeyişin metne katkısı
Atasözü ve özdeyişin metne katkısı, deyiminkinden biraz farklıdır. Deyim anlatımı kısaltır ve somutlaştırır; atasözü ile özdeyiş ise düşünceyi DESTEKLER.
Birincisi, inandırıcılık katar. Bir yazar kendi görüşünü savunurken araya bir atasözü koyduğunda, arkasına toplumun ortak deneyimini almış olur. "Bence acele etmemelisin." demek yerine "Acele işe şeytan karışır." demek, görüşü kişisel bir tercih olmaktan çıkarıp ortak bir bilgiye dönüştürür.
İkincisi, kültür aktarır. Atasözleri bir toplumun yüzyıllar içinde biriktirdiği yaşama biçimini, değerlerini, önceliklerini taşır. Bir metinde geçen atasözü, okuyucuya yalnızca bir yargı değil, o yargının arkasındaki kültürü de ulaştırır. Bu yüzden atasözlerine "kültür taşıyıcısı" denir.
Üçüncüsü, düşünceyi özetler. Uzun bir paragrafta anlatılan fikir, sonda bir atasözüyle tek cümlede toplanır. Okuyucunun aklında kalan da genellikle o cümle olur.
Dördüncüsü, özdeyişte ek olarak otorite desteği vardır. Söz tanınmış bir kişiye ait olduğu için okuyucu üzerinde ayrı bir ağırlık taşır.
Bu yüzden yazarlar atasözü ve özdeyişleri çoğunlukla paragrafın giriş ya da sonuç bölümüne koyar: girişte konuyu açar, sonuçta düşünceyi mühürler.
T.8.3.6
Atasözünün paragrafa katkısı
Aşağıdaki paragrafı oku ve son cümledeki atasözünün metne katkısını belirle.
"Okul bahçesindeki fidanları geçen sonbaharda dikmiştik. İlk aylarda hiçbiri boy atmadı; bazı arkadaşlarım dikimin boşa gittiğini söyledi. Oysa nöbetçi grubumuz her sabah beş dakikasını ayırıp toprağı sulamayı sürdürdü. Bu yıl fidanların gölgesinde oturabiliyoruz. Damlaya damlaya göl olur."
Soru: Yazar paragrafı bu atasözüyle bitirerek metne ne katmıştır?
- Önce paragrafın anlattığı düşünceyi tek cümleyle söyleyelim: küçük ama düzenli bir emek, zamanla büyük bir sonuç doğurur.
- Şimdi atasözünün ne yaptığına bakalım.
- 1. Düşünceyi özetliyor. Paragraf boyunca bir olay anlatılıyor: fidanlar, sabırsızlanan arkadaşlar, her sabah beş dakikalık sulama, sonunda gölge. Atasözü bu dört cümlelik anlatının çıkardığı dersi tek satıra indiriyor.
- 2. İnandırıcılık katıyor. Yazar "Ben böyle düşünüyorum." demiyor; toplumun ortak deneyimine dayanıyor. Görüş, kişisel bir yorum olmaktan çıkıp herkesin kabul ettiği bir gerçeğe bağlanıyor.
- 3. Kalıcılık sağlıyor. Okuyucunun aklında paragrafın ayrıntıları değil, bu son cümle kalır. Atasözü, metnin mührü gibi çalışıyor.
- 4. Kültür aktarıyor. Söz, sabrı ve düzenli emeği değerli sayan bir bakışı taşıyor; okuyucu yalnızca bir yargı değil, o yargının arkasındaki anlayışı da alıyor.
- Toplu cevap: Atasözü, paragrafta anlatılan olaydan çıkan düşünceyi tek cümlede özetlemiş; yazarın görüşünü ortak deneyime dayandırarak inandırıcı kılmış ve metni akılda kalıcı bir sonuçla bitirmiştir.
- Dikkat: "Damlaya damlaya göl olur, yani küçük şeyler birikir." demek yalnızca ANLAMI söylemektir. Soru katkıyı istiyorsa özetleme, inandırıcılık, kalıcılık gibi işlevleri yazmalısın.
T.8.3.6
Atasözü sanılan deyimler, deyim sanılan atasözleri
Bu tuzağı kuran şey, birbirine çok benzeyen söz çiftleridir. Aynı sözcükle başlarlar, aynı konudan söz ediyor gibi görünürler; ama biri atasözü, öteki deyimdir.
En bilinen çift şu:
"Ayağını yorganına göre uzat." → Sana ne yapman gerektiğini söylüyor: olanaklarını aşma. Öğüt var, tek başına tam bir cümle, söyleyeni bilinmiyor. ATASÖZÜ.
"Ayağını denk almak" → Öğüt vermiyor; birinin tedbirli davranma durumunu adlandırıyor. Tek başına cümle değil, bir cümlenin içine girmesi gerekiyor: "Rakip takıma karşı ayağını denk aldı." DEYİM.
Başka çiftler:
"Dilinin altında bir şey olmak" deyimdir; "Bir şeyi saklıyor" durumunu anlatır, öğüt vermez.
"Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır." atasözüdür; sana güzel konuşmayı öğütler.
"El elden üstündür." atasözüdür, genel bir yargı bildirir.
"El üstünde tutmak" deyimdir, birine çok değer verme durumunu anlatır.
Karar vermenin en kestirme yolu: sözü tek başına söyle. Ortada tamamlanmış bir yargı ve bir ders varsa atasözüdür. Cümlenin içine girmeyi bekleyen, havada kalan bir öbekse deyimdir.
T.8.3.6
Bağlama bak: her deyim mecazlı değildir
Deyimlerin çoğu mecazlıdır ama HEPSİ değil. Bazı deyimler gerçek anlamlarını korur; buna rağmen kalıplaştıkları için deyim sayılırlar.
"El ele tutuşmak" böyledir. Gerçekten eller tutuşur, ortada mecaz yoktur; ama söz dilde donmuş bir kalıptır ve deyim kabul edilir. "Çoluk çocuğa karışmak", "adı çıkmak", "ismi geçmek" gibi örnekler de gerçek anlamlarına yakın durur.
Öyleyse "mecaz yoksa deyim değildir" diye bir kural kurma. Belirleyici olan kalıplaşmadır.
Bunun ters yüzü daha da önemli: aynı söz öbeği bir cümlede mecazlı, başka bir cümlede gerçek anlamlı olabilir. Hangisi olduğunu ancak BAĞLAM söyler.
"Kapıyı çalmadan içeri girdi." → Gerçek anlam. Elini kapıya vurma eylemi var. Deyim değil.
"Zor durumda kalınca eski dostunun kapısını çaldı." → Mecaz. Ortada bir kapı yok; yardım istemeye gitmiş. Deyim.
"Çocuk ipin ucunu bırakınca uçurtma kaçtı." → Gerçek anlam; elindeki ip.
"Sınıf başkanı ipin ucunu kaçırdı, kimse birbirini duymuyordu." → Mecaz; denetimi kaybetti. Deyim.
Yapman gereken şu: sözü tek başına yargılama. Cümlenin geri kalanına bak. Cümlede gerçek bir kapı, gerçek bir ip varsa gerçek anlamdadır; yoksa deyimdir.
T.8.3.6
Gerçek anlam mı, deyim mi?
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili söz öbeği DEYİM anlamıyla kullanılmamıştır?
A) Yeni açılan fırının önünden geçerken AĞZI SULANDI.
B) Sabah erkenden kalkıp komşumuzun KAPISINI ÇALDIK.
C) Yaptığı hatayı fark edince YÜZÜ KIZARDI.
D) İki gün süren tartışmadan sonra sonunda PES ETTİ.
- Her cümlede söz öbeğinin gerçek bir olayı mı yoksa mecazlı bir durumu mu anlattığına bakalım. Ölçüt: cümlede sözün gerçek karşılığı fiilen yaşanıyor mu?
- A) "Ağzı sulandı" → Fırının önünden geçen biri için bu öbek "canı çok istedi" anlamındadır. Ortada gerçekten ölçülen bir salya yok; mecaz var. DEYİM.
- B) "Kapısını çalmak" → Cümlede "sabah erkenden kalkıp komşumuza gittik" anlatılıyor. Burada gerçekten bir kapı ve o kapıya vurma eylemi var. Söz gerçek anlamıyla kullanılmış. Aradığımız seçenek bu.
- C) "Yüzü kızardı" → Hata yapan birinin utanması anlatılıyor. Bu öbek utanç duygusunu adlandıran kalıplaşmış bir deyimdir. DEYİM.
- D) "Pes etmek" → Tartışmayı bırakma, boyun eğme anlamında kalıplaşmış bir deyim. DEYİM.
- Cevap: B seçeneği.
- Bir uyarı: B'deki söz, başka bir cümlede pekâlâ deyim olabilirdi. "Zor durumda kalınca amcasının kapısını çaldı." deseydik mecaz olurdu. Türü belirleyen öbeğin kendisi değil, içine girdiği cümledir. Bu yüzden deyim sorularında önce cümleyi, sonra öbeği okumalısın.
T.8.3.6
Türü bulmak için üç soru
Elinde kalıplaşmış bir söz var ve türünü bulman gerekiyor. Sırayla şu üç soruyu sor; ilk hangisinde karar verirsen tür odur.
1. Bu söz bana bir DERS, bir ÖĞÜT ya da genel bir yargı veriyor mu?
Hayır → Deyimdir. Karar verdin, dur.
Evet → 2. soruya geç.
2. Bu sözü kimin söylediği biliniyor mu?
Hayır, halkın ortak malı → Atasözü.
Evet, belli bir kişiye ait → Özdeyiş.
3. Emin olamadıysan son kontrol: sözü tek başına söyle, sonuna nokta koy.
Tamamlanmış bir cümle oluyor mu? Oluyorsa atasözü ya da özdeyiştir.
Havada kalıyor, bir cümlenin içine girmeyi bekliyor mu? O zaman deyimdir.
Bu sırayı bozma. Özellikle 1. soruyu atlarsan, kısa ve etkileyici her sözü atasözü sanmaya başlarsın.
Küçük bir hatırlatma daha: soru "metne katkısı" diye soruyorsa tür ayrımıyla yetinme. Deyim için kısaltma-somutlaştırma-etkileyicilik, atasözü ve özdeyiş için destekleme-inandırıcılık-kültür aktarımı demen gerekir.
Yazarken deyim kullanmak: aynı paragrafın iki hâli
Şimdi ikinci kazanıma geçiyoruz: okurken tanımak yetmez, YAZARKEN de kullanabilmen isteniyor.
Farkı görmenin en iyi yolu, aynı paragrafı iki kez yazmaktır. Önce deyimsiz:
"Bisiklet yarışının başlangıcında çok heyecanlıydım. Rakiplerim benden daha deneyimliydi, bu yüzden kazanma umudumu yitirmiştim. Yine de yarıştan çekilmeyi düşünmedim. Son virajda öndeki yarışmacı düşünce şaşırdım, sonra hızlanıp birinci bitirdim. O anda çok mutlu oldum."
Şimdi aynı paragraf, deyimlerle:
"Bisiklet yarışının başlangıcında yüreğim ağzımdaydı. Rakiplerim benden çok daha deneyimliydi; açıkçası umudumu kesmiştim. Yine de havlu atmayı aklımdan geçirmedim. Son virajda öndeki yarışmacı düşünce gözlerime inanamadım, sonra son gücümle pedal çevirip yarışı göğüsledim. O anda etekleri zil çalan bir çocuktan farkım yoktu."
İkisini karşılaştır. İkinci paragraf daha kısa değil ama daha canlı. Duygular soyut sözcüklerle değil, görüntülerle anlatılmış: "çok heyecanlıydım" yerine "yüreğim ağzımdaydı" dediğinde okuyucu heyecanı bedeninde hisseder.
Yazarken kural şu: her cümleye deyim sıkıştırmaya çalışma. Duygunun ya da durumun en yoğun olduğu yerde bir deyim kullan; gerisini düz anlat. Deyim baharat gibidir, fazlası yemeği bozar.
T.8.4.7
Düz cümleyi deyimle yeniden yazma
Aşağıdaki cümleleri anlamını değiştirmeden, uygun birer deyim kullanarak yeniden yaz.
1. Kardeşim çok dikkatli çalıştığı için ödevinde hiç hata yoktu.
2. Öğretmenin sorusuna cevap veremeyince çok utandı.
3. Uzun süredir görüşmediğimiz akrabalarımız bize hiç uğramıyor.
4. Ona kaç kez söylediysek de söylediklerimizi önemsemedi.
- Her cümlede önce anlatılan durumu tek sözcükle adlandır, sonra o durumu karşılayan kalıplaşmış deyimi bul.
- 1. Durum: aşırı dikkat, en küçük ayrıntıyı bile atlamama. Bunu karşılayan deyim: kılı kırk yarmak.
- Yeni cümle: "Kardeşim ödevini yaparken kılı kırk yardığı için tek bir hata bile yapmadı."
- 2. Durum: utanmaktan başını kaldıramama. Deyim: yerin dibine geçmek.
- Yeni cümle: "Öğretmenin sorusuna cevap veremeyince yerin dibine geçti."
- 3. Durum: çok seyrek gelme. Deyim: kırk yılda bir gelmek. Ya da hiç uğramamayı vurgulamak için: ayak basmamak.
- Yeni cümle: "Akrabalarımız kırk yılda bir uğruyor; kimileri yıllardır evimize ayak basmadı."
- 4. Durum: söyleneni umursamama. Deyim: kulak asmamak.
- Yeni cümle: "Ona kaç kez söylediysek de uyarılarımıza kulak asmadı."
- Şimdi kendi cümlelerini gözden geçirirken şu üç kontrolü yap:
- Birincisi, deyimin kalıbını bozdun mu? "Kılı kırk yarmak" yerine "kılı kırk kesmek" yazdıysan hatalıdır.
- İkincisi, deyim cümlenin anlamını değiştirdi mi? Deyim yerine düz anlatımı koyduğunda aynı şey söyleniyor olmalı.
- Üçüncüsü, cümlede iki deyimi üst üste yığdın mı? Bir cümlede bir deyim yeter; ikisi anlatımı bulanıklaştırır.
T.8.4.7
Yazıda atasözü ve özdeyişi nereye koymalı?
Deyimi anlatının içine serpiştirirsin. Atasözü ve özdeyiş ise farklı çalışır: onlar düşünceyi destekleyen dayanaklardır, bu yüzden yazının belli yerlerine konur.
Girişe koyarsan konuyu açar. Yazıya "Damlaya damlaya göl olur." diye başlarsın, sonra bu sözü kendi örneğinle açıklarsın. Okuyucu daha ilk satırda ne anlatacağını sezer.
Sonuca koyarsan düşünceyi mühürler. Önce olayını anlatır, görüşünü söyler, en sonda atasözünü koyarsın. Bu, en çok kullanılan yerdir; çünkü söz, paragrafın tamamının özeti gibi durur.
Gelişme bölümünde kullanırsan görüşünü desteklersin. Kendi görüşünü söyledikten sonra "Nitekim atalarımız 'Ağaç yaşken eğilir.' demiş." dersen, savunduğun düşüncenin arkasına ortak deneyimi almış olursun.
Özdeyişte bir kural daha var: sözün sahibini yaz. "Atatürk'ün dediği gibi: 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.'" Kaynağı belirtmezsen hem sözün ağırlığını kaybedersin hem de okuyucu onu atasözü sanır.
Yazım kurallarını da unutma. Alıntıladığın atasözü ya da özdeyiş tırnak içine alınır. Cümle biçimindeki atasözü büyük harfle başlar ve sonuna nokta konur.
Son ve en önemlisi: konuyla ilgisi olmayan bir atasözünü zorla yerleştirme. İlgisiz bir söz, yazıyı zenginleştirmez; tersine yazarın konuyu kavramadığını gösterir.
T.8.4.7
Paragrafa uygun atasözünü seçme
Aşağıdaki paragrafın sonuna, anlatılan düşünceyi destekleyecek en uygun atasözü hangisidir?
"Sınıfça hazırladığımız panoyu tek başına yapmayı denemiştim. Üç gün uğraştım, yarısı bile bitmedi. Sonra arkadaşlarımla görev paylaştık; kimimiz yazıları yazdı, kimimiz resimleri kesti, kimimiz yapıştırdı. Aynı işi bir öğleden sonrada bitirdik. ..."
A) Ayağını yorganına göre uzat.
B) Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
C) Sona kalan dona kalır.
D) Ağaç yaşken eğilir.
- Önce paragrafın savunduğu düşünceyi bir cümleyle söyleyelim: tek başına zor olan iş, birlikte çalışılınca kolay ve hızlı biter.
- Şimdi seçenekleri bu düşünceyle karşılaştıralım.
- A) "Ayağını yorganına göre uzat." → Olanakları aşan istekten söz eder. Paragrafta bütçe, olanak sınırı gibi bir konu yok. Uymuyor.
- B) "Bir elin nesi var, iki elin sesi var." → Birlikte çalışmanın tek başına çalışmaktan güçlü olduğunu söyler. Paragraftaki üç günlük tek başına uğraş ile bir öğleden sonrada biten ortak çalışma karşıtlığı tam olarak bunu anlatıyor. Uyuyor.
- C) "Sona kalan dona kalır." → Geç kalmanın zararından söz eder. Paragrafta gecikme değil, iş bölümü anlatılıyor. Uymuyor.
- D) "Ağaç yaşken eğilir." → Eğitimin küçük yaşta verilmesiyle ilgilidir. Konuyla ilgisi yok.
- Cevap: B seçeneği.
- Buradan çıkan yazma kuralı şu: atasözünü paragrafın konusuna değil, çıkardığı DÜŞÜNCEYE göre seç. Paragrafta "okul" geçiyor diye eğitimle ilgili bir atasözü koymak (D seçeneğinin tuzağı) en sık yapılan hatadır. Sözcük benzerliği değil, yargı benzerliği aranır.
T.8.4.7
Yazarken düşülen dört hata
Deyim ve atasözü kullanmak yazıyı zenginleştirir; ama yanlış kullanmak yazıyı zayıflatır. Kompozisyonlarda en sık karşılaşılan dört hata şunlar.
Birincisi, anlamını bilmeden kullanmak. "Sınavdan yüksek not alınca eli ayağına dolaştı." Bu cümle yanlıştır; "eli ayağına dolaşmak" telaştan şaşırmak demektir, sevinmek değil. Emin olmadığın deyimi yazma; bildiğin bir deyimi doğru yerde kullanmak, bilmediğin süslü bir deyimi yanlış yere koymaktan çok daha iyidir.
İkincisi, üst üste yığmak. "Sınav sonucunu duyunca etekleri zil çaldı, ağzı kulaklarına vardı, havalara uçtu." Üç deyim de aynı şeyi anlatıyor. Anlatım zenginleşmiyor, tekrar oluyor. Bir cümlede bir deyim yeter.
Üçüncüsü, konuya uymayan atasözü koymak. Paragrafında sabırdan söz ediyorsan sona "Ağaç yaşken eğilir." koyman bir katkı sağlamaz. Atasözü, anlattığın düşünceyi desteklemelidir; yazının süsü değildir.
Dördüncüsü, kalıbı bozmak. "Kılı kırk kesmek", "ağzı kulaklarına ulaşmak", "kulak takmamak" gibi biçimler yazıda hemen göze batar. Deyimi olduğu gibi yaz.
Bir de küçük bir yazım hatırlatması: atasözünü alıntılıyorsan tırnak içine al ve cümle olduğu için sonuna nokta koy. Özdeyişte ayrıca sözün sahibini belirt.
T.8.4.7
Yanlış kullanılan deyimi bulma
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde deyim, anlamına uygun kullanılmamıştır?
A) Bahçedeki fidanları tek tek inceledi, kılı kırk yararak budadı.
B) Ödülü aldığını duyunca sevincinden eli ayağına dolaştı.
C) Uyarılara kulak asmayınca aynı hatayı bir kez daha yaptı.
D) Yarışı bırakmayı hiç düşünmedi, sonuna kadar direndi; havlu atmadı.
- Her cümlede deyimin anlamını yerine koyup cümlenin tutarlı kalıp kalmadığına bakalım.
- A) "Kılı kırk yarmak" = çok ince eleyip sık dokumak, en küçük ayrıntıya dikkat etmek. Cümlede fidanları tek tek inceleyip özenle budama anlatılıyor. Anlam oturuyor, doğru kullanım.
- B) "Eli ayağına dolaşmak" = telaştan, heyecandan şaşırıp ne yapacağını bilememek. Bu deyimde olumsuz bir panik vardır. Cümlede ise sevinç anlatılıyor ve deyim "sevincinden" sözcüğüne bağlanmış. Deyimin taşıdığı telaş ile cümledeki sevinç birbirini tutmuyor. Yanlış kullanım burada.
- C) "Kulak asmamak" = söyleneni önemsememek. Cümlenin devamında aynı hatanın tekrarlandığı söyleniyor; uyarıların dikkate alınmadığı anlaşılıyor. Doğru kullanım.
- D) "Havlu atmak" = pes etmek, mücadeleyi bırakmak. Cümle "bırakmayı düşünmedi, direndi" diyor ve deyim olumsuz biçimde kullanılmış: "havlu atmadı". Tutarlı, doğru kullanım.
- Cevap: B seçeneği.
- Doğrusu şöyle olmalıydı: "Ödülü aldığını duyunca etekleri zil çaldı." ya da "…ağzı kulaklarına vardı."
- Bu soru tipini çözmenin yolu şu: deyimi cümleden çıkar, yerine anlamını yaz, cümleyi baştan oku. Cümle kendi içinde çelişiyorsa kullanım yanlıştır.
T.8.4.7
LGS'de bu konu nasıl sorulur?
Bu konudan gelen sorular neredeyse tamamen beş kalıptan biriyle gelir. Hangi kalıpla karşılaştığını soruyu okurken anlarsan zaman kazanırsın.
1. "Altı çizili deyimin cümleye kattığı anlam aşağıdakilerden hangisidir?" → Deyimi tanımıyorsan panikleme; cümlenin geri kalanına bak, deyimin yol açtığı sonucu bul.
2. "Aşağıdaki cümlelerin hangisinde deyim, anlamına uygun kullanılmamıştır?" → Deyimin yerine anlamını koyup cümleyi yeniden oku. Cümle kendi içinde çelişiyorsa yanlış kullanım odur.
3. "Aşağıdakilerden hangisi bir atasözü / deyim / özdeyiş değildir?" → Üç soru sırasını uygula: ders veriyor mu, söyleyeni belli mi, tek başına cümle mi?
4. "Bu parçada anlatılan durumu en iyi anlatan atasözü hangisidir?" → Paragrafın konusuna değil, çıkardığı düşünceye bak. Ortak sözcük taşıyan seçenek genellikle çeldiricidir.
5. "Bu deyimin/atasözünün parçaya katkısı nedir?" → Kazanımın asıl sorusu budur. Anlamı söylemekle yetinme; deyimde kısaltma-somutlaştırma-etkileyicilik, atasözünde destekleme-inandırıcılık-kültür aktarımı de.
Çalışma yöntemi olarak şunu öner: her gün okuduğun bir metinde geçen bir deyimi seç, önce anlamını yaz, sonra "bu deyim çıkarılsaydı metin ne kaybederdi?" sorusuna bir cümlelik cevap ver. Bu konuyu ezberleyerek değil, bu alışkanlıkla kazanırsın.
Aklında kalsın
Deyim: en az iki sözcükten oluşan, kalıplaşmış, çoğunlukla mecazlı söz öbeğidir. Öğüt vermez, yalnızca bir durumu adlandırır; tek başına cümle değildir, bir cümlenin içine girer. Örnek: "etekleri zil çalmak".
Atasözü: kalıplaşmış, genel bir yargı bildiren, öğüt veren ya da deneyim aktaran sözdür. Çoğu kez tek başına tam bir cümledir ve söyleyeni bilinmez. Örnek: "Damlaya damlaya göl olur."
Özdeyiş (vecize): kısa ve etkili bir sözdür; atasözünden tek farkı SÖYLEYENİNİN BELLİ olmasıdır. Örnek: "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." (Atatürk)
Üçünü ayırmanın yolu iki sorudur: ders veriyor mu? Vermiyorsa deyimdir. Veriyorsa söyleyeni belli mi? Belliyse özdeyiş, değilse atasözü.
Metne katkı (T.8.3.6): Deyim anlatımı kısaltır, soyut duyguyu somutlaştırır, anlatımı etkileyici ve doğal kılar. Atasözü ve özdeyiş düşünceyi destekler, yazıya inandırıcılık kazandırır, kültürü aktarır ve düşünceyi özetleyerek akılda kalıcı hâle getirir. Sorularda anlamı söylemek yetmez; katkıyı yazmalısın.
Yazarken (T.8.4.7): Deyimi duygunun en yoğun olduğu yerde tek başına kullan; atasözü ve özdeyişi girişte konuyu açmak, sonuçta düşünceyi mühürlemek için koy. Özdeyişte sözün sahibini belirt, alıntıyı tırnak içine al.
Dört tuzağı unutma. Bir: her mecazlı söz deyim değildir, deyim olmanın şartı KALIPLAŞMADIR ("göz atmak" var, "göz bakmak" yok). İki: benzeyen çiftleri karıştırma — "Ayağını yorganına göre uzat." atasözü, "ayağını denk almak" deyimdir. Üç: aynı öbek bir cümlede gerçek, başka cümlede mecaz olabilir; kararı BAĞLAM verir. Dört: bazı deyimler gerçek anlamlıdır ("el ele tutuşmak"), mecaz yokluğu deyimliği ortadan kaldırmaz.