Sözel Bölüm Denemesi — Orta (35 Soru)
Ad Soyad: ______________________ Tarih: 15.09.2026 35 soru 55 dakika
Çalışma Kağıdı
Sözel Bölüm Denemesi — Orta (35 Soru)
Sayfa numarası için yazdırma penceresinde "Üstbilgi/altbilgi"ni aç
35 soru · şıkları kağıt üzerinde işaretle, cevap anahtarı son sayfada
Sözel Anlam · Paragraf
1. Göller kışın yüzeyden donar; bu, suyun sıra dışı bir özelliğinden kaynaklanır. Çoğu madde soğudukça yoğunlaşırken su, dört derecenin altına inince tersine genleşmeye başlar. Böylece en soğuk su yüzeye çıkar, donar ve altındaki suyu dış soğuktan yalıtan bir kapak oluşturur. Bu kapak olmasaydı göller dipten yüzeye kadar donar ve içindeki canlıların çoğu kışı atlatamazdı. Küçük bir fiziksel ayrıntı, koca bir ekosistemin varlığını belirliyor.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
Sözel Anlam · Paragraf
2. Küçük bir atölyede saatleri onaran usta, her parçayı büyüteçle tek tek inceler. Ona göre «bir saatin ruhu en küçük dişlisinde saklıdır». Yeni nesil tamirciler arızayı bulmak için doğrudan elektronik cihazlara başvururken o, önce saatin sesini dinlemeyi tercih eder. Sesteki en ufak düzensizlik, hangi dişlinin aşındığını ele verir. Usta, bu yöntemin yıllar süren bir alışkanlıkla kazanıldığını, hiçbir kitaptan öğrenilemeyeceğini söyler. Atölyesine gelen genç çıraklara ilk öğrettiği şey de aceleci olmamaktır. Ona göre bir saati doğru onarmak, zamanı anlamaktan geçer.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
Sözel Anlam · Paragraf
3. Kıyıdan uzak küçük bir adadaki deniz feneri, bir asırdır aynı ailenin bakımı altındadır. Fenerci, her akşam ışığı yakmadan önce camları tek tek kontrol eder çünkü en ufak bir leke, ışığın denizdeki gemilere ulaşan gücünü belirgin biçimde azaltır. Eskiden fenerin kaynağı yağ lambasıyken bugün güneş paneliyle çalışan bir sistem kullanılmaktadır. Buna rağmen fenerci, teknolojinin değiştirdiği tek şeyin enerji kaynağı olduğunu, sorumluluğun hiç değişmediğini söyler. Fenerciye göre «bir fener, yalnızca yandığı için değil güvenildiği için ışıktır». Ona göre bu güven, yıllar süren düzenli bakımla kazanılır. Fenerci, çocukluğundan beri babasından öğrendiği bir alışkanlıkla, her fırtınadan sonra fenerin çevresini dolaşıp hasar olup olmadığını denetler. Bölgede modern radar sistemleri yaygınlaşsa da kaptanların çoğu, gece yaklaşırken hâlâ fenerin ışığını görmeden rahatlamaz. Fenerci, bu durumu teknolojiye güvensizlikten çok alışkanlığın gücüne bağlar. Yıllar içinde adaya turist ilgisi de artmış, fener artık hem bir çalışma yeri hem de küçük bir müzeye dönüşmüştür. Fenerci, ziyaretçilere fenerin tarihini anlatırken en çok, ışığın hiç sönmediği geceleri anlatmaktan keyif alır. Ona göre bir fenercinin en büyük başarısı, kimsenin fark etmediği sıradan bir gecedir. Çünkü sıradan bir gece, hiçbir geminin tehlikeye girmediği anlamına gelir.
Bu parçada altı çizili «bir fener, yalnızca yandığı için değil güvenildiği için ışıktır» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
4. Bazı araştırmacılar, insan beyninin uyku sırasında da tamamen pasif olmadığını, aksine gün içinde edinilen bilgileri yeniden düzenlediğini savunuyor. Bu görüşe göre rüyalar, beynin bu düzenleme sürecinin bir yan ürünü olabilir. Araştırmacılar ayrıca yeterince uyumayan kişilerde öğrenme ve hatırlama becerilerinin zayıfladığını gözlemlemiş. Bununla birlikte uykunun kalitesinin, süresinden çok daha belirleyici olabileceği de tartışılan konular arasında.
Bu parçaya göre aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Sözel Anlam · Cümlede Anlam
5. Bir sağlık kuruluşunun raporuna göre, düzenli saatte yatıp kalkan kişilerin çoğu gün içinde kendini daha dinç hissettiğini belirtmiştir. Rapor, bu kişilerin yatma saatlerinin hafta içi ve hafta sonu birbirine çok yakın olduğunu da ortaya koymuştur.
Bu parçadan kesin olarak çıkarılabilecek yargı aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
6. Apartmanın arka bahçesi yıllarca çöp konteynerlerinin durduğu bir boşluktu. Bir kiracının balkonunda yetiştirdiği fidelerin fazlasını buraya dikmesiyle işler değişti. Önce birkaç komşu sulamaya yardım etti, sonra her daireye bir küçük parsel düştü. Bugün bahçede kimin domatesi daha erken kızardı diye tatlı bir yarış sürüyor; kavgaları bile bitiren şey, çoğu zaman bir avuç taze fesleğen oluyor. Bahçe büyüdükçe apartmanın toplantıları da kısaldı; çünkü konuşulacak şeyler çoktan bahçede konuşulmuş oluyor.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi söylenemez?
Sözel Anlam · Paragraf
7. Meydandaki yüz yıllık saat kulesi, geçen kış fırtınada hasar görünce belediye onu tamamen yenilemeyi planlamıştı. Ancak kentin en yaşlı ustası, kulenin yalnızca bozulan parçalarının değiştirilmesini, geri kalanının olduğu gibi korunmasını önerdi. Ustaya göre «bir kule, taşıdığı yıllarla birlikte konuşur; her çizik bir cümledir». Belediye başkanı önce bu öneriye şüpheyle yaklaştı çünkü tam yenileme daha hızlı ve ucuz görünüyordu. Usta, kulenin yüzeyindeki her izin, kentin geçmişinde yaşanmış bir olayla ilişkili olduğunu anlattı. Örneğin kulenin kuzey yüzündeki eski bir çatlak, elli yıl önceki büyük depremden kalmaydı. Bu ayrıntılar, meydanda büyüyen genç kuşağın çoğu tarafından bilinmiyordu. Usta, onarım sürecini halka açık yürütmeyi önerdi ki herkes kulenin hikâyesine tanık olsun. Belediye bu öneriyi kabul etti ve onarım, hafta sonları ziyarete açık bir atölye şeklinde yürütüldü. Süreç boyunca yaşlı sakinler, gençlere kuleyle ilgili hatıralarını anlattı. Onarım tamamlandığında kule, eskisinden daha parlak görünmüyordu ama daha çok kişi tarafından tanınır hâle gelmişti. Usta, bu sonucu beklediğini, çünkü amacın kuleyi yeni göstermek değil kuleyi hatırlanır kılmak olduğunu söyledi. Belediye başkanı, sürecin sonunda ustaya hak verdiğini açıkça belirtti.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
8. Kıyı kasabasındaki küçük tersanede tekneler, hâlâ elle işlenen ahşap kalıplarla inşa edilir. Usta tekne yapımcısına göre bir teknenin gövdesi, tahtanın doğal eğrisine karşı değil onunla birlikte şekillendirilmelidir. Bu yüzden her tahta, kesilmeden önce günlerce suda bekletilerek esnekliği test edilir. Ustaya göre «bir tahtayı zorlarsan teknen değil, ustan yenilir». Bu ilke gereği tersanede hiçbir parça, doğal eğrisinin tersine bükülerek kullanılmaz. Yapım süreci, tek bir tekne için bazen altı ayı bulabilir. Ustanın çırakları, önce çekiç kullanmayı değil, tahtanın sesini dinlemeyi öğrenir. Tersanede üretilen tekneler, bölgedeki balıkçılar arasında dayanıklılığıyla tanınır.
Komşu kasabada açılan yeni bir tesis ise tekneleri bilgisayar kontrollü makinelerle, çok daha kısa sürede üretmektedir. Bu tesiste bir teknenin gövdesi, ustanın atölyesindekinin onda biri kadar bir sürede tamamlanabilmektedir. Usta, bu hızın kendisini rahatsız etmediğini, yalnızca farklı bir ihtiyaca hizmet ettiğini söyler. Ona göre makineyle üretilen tekneler de güvenlidir, ancak her teknenin kendine özgü bir "karakteri" olmaz. Yeni tesisin sahibi ise geleneksel yöntemin artık günümüz talebini karşılayamayacağını savunmaktadır. Buna karşın iki taraf da, iyi bir teknenin ölçütünün üretim hızı değil suyla kurduğu denge olduğu konusunda hemfikirdir. Bölgedeki balıkçıların bir kısmı hâlâ geleneksel tersaneyi tercih ederken bir kısmı yeni tesisin sunduğu düşük fiyatı önemsemektedir.
Bu parçada altı çizili «bir tahtayı zorlarsan teknen değil, ustan yenilir» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
9. Sabah yürüyüşü yapanların çoğu, bunu sağlığı için başladığını söyler; ama yıllarca sürdürenlerin gerekçesi başka. Onlar için yürüyüş, günün henüz kimseye ait olmadığı tek zaman dilimidir. Telefonlar susar, sokaklar boştur, düşünceler yavaşlar. Yürüyüşü bırakanların çoğu, dizleri ağrıdığı için değil, bu sessiz saati bir toplantıya ya da bir işe kaptırdığı için bırakır. Sağlık gerekçesi başlatır; sessizlik sürdürür.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi söylenebilir?
Sözel Anlam · Paragraf
10. Kıyıdan uzak küçük bir adadaki deniz feneri, bir asırdır aynı ailenin bakımı altındadır. Fenerci, her akşam ışığı yakmadan önce camları tek tek kontrol eder çünkü en ufak bir leke, ışığın denizdeki gemilere ulaşan gücünü belirgin biçimde azaltır. Eskiden fenerin kaynağı yağ lambasıyken bugün güneş paneliyle çalışan bir sistem kullanılmaktadır. Buna rağmen fenerci, teknolojinin değiştirdiği tek şeyin enerji kaynağı olduğunu, sorumluluğun hiç değişmediğini söyler. Fenerciye göre «bir fener, yalnızca yandığı için değil güvenildiği için ışıktır». Ona göre bu güven, yıllar süren düzenli bakımla kazanılır. Fenerci, çocukluğundan beri babasından öğrendiği bir alışkanlıkla, her fırtınadan sonra fenerin çevresini dolaşıp hasar olup olmadığını denetler. Bölgede modern radar sistemleri yaygınlaşsa da kaptanların çoğu, gece yaklaşırken hâlâ fenerin ışığını görmeden rahatlamaz. Fenerci, bu durumu teknolojiye güvensizlikten çok alışkanlığın gücüne bağlar. Yıllar içinde adaya turist ilgisi de artmış, fener artık hem bir çalışma yeri hem de küçük bir müzeye dönüşmüştür. Fenerci, ziyaretçilere fenerin tarihini anlatırken en çok, ışığın hiç sönmediği geceleri anlatmaktan keyif alır. Ona göre bir fenercinin en büyük başarısı, kimsenin fark etmediği sıradan bir gecedir. Çünkü sıradan bir gece, hiçbir geminin tehlikeye girmediği anlamına gelir.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Sözel Anlam · Paragraf
11. Otomatik çeviri araçları, günlük yazışmaları bir dilden diğerine saniyeler içinde aktarıyor. Bu hız, dil öğrenmeye harcanan yılların artık gereksiz olduğu izlenimini uyandırabilir. Oysa çeviri, sözcükleri değil, sözcüklerin ardındaki niyeti taşımak zorundadır; bir şakanın, bir imanın ya da kibar bir reddin başka dilde nasıl kurulacağını araç değil, iki kültürü de tanıyan bir insan bilir. Araçlar bu tanışıklığı taklit edebilir ama yerine geçemez. Öyleyse dil öğrenmenin geleceği, araçların yerini almakta değil, araçların ne zaman yanıldığını görebilmekte yatıyor.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
Sözel Anlam · Paragraf
12. Eski bir liman kentinin kütüphanesi, kitapların dışarı çıkarılmasına asla izin vermezdi. Bu kural yüzyıllarca yakınmayla karşılandı; okurlar kitabı yanında götürmek isterdi. Sonra bir yangın, kentin evlerindeki bütün kitapları kül etti; kütüphane taş bina olduğundan içindekiler kurtuldu. Kural, o güne kadar bir engel gibi görünürken bir anda kentin belleğini koruyan tek şey oldu. Bir kısıtlamanın değeri, çoğu zaman onun neyi önlediği görülmeden anlaşılmaz.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Sözcükte Anlam
13. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "düşmek" sözcüğü mecaz anlamda kullanılmıştır?
Sözel Anlam · Cümlede Anlam
14. I. gitti
II. deniz kenarındaki küçük bir kasabaya
III. dikkatle planlayarak
IV. Aile
V. yaz tatili için aylar önce ayırdığı bütçeyi
Yukarıdaki sözcük grupları anlamlı ve kurallı bir cümle oluşturacak biçimde sıralandığında baştan dördüncü olur?
Sözel Anlam · Sözcükte Anlam
15. "Yönetici, ekibindeki herkesin fikrini önemseyen kapsayıcı bir tutum sergiliyordu." cümlesindeki altı çizili sözcüğün (kapsayıcı) zıt anlamlısı aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
16. Her sonbaharda binlerce kilometre öteye göç eden turna sürüleri, rotalarını doğuştan değil, deneyimli bireylerden öğrenerek belirler. Sürüde en önde uçan kuşlar genellikle en yaşlı ve en tecrübeli bireylerdendir. Araştırmacılara göre «bir turna sürüsü, kanatlarıyla değil hafızasıyla yol alır». Genç kuşlar ilk göçlerinde yalnızca izler, rotayı ezberlemeye çalışmaz. Ancak birkaç göç mevsimi geçtikten sonra aynı genç kuşlar, rotanın büyük bölümünü kendi başlarına hatırlayabilir hâle gelir. Bilim insanları, sürüden ayrılıp insan eliyle yetiştirilen turnaların rotayı hiç öğrenemediğini gözlemlemiştir. Bu durum, rotanın genetik değil sosyal bir bilgi olduğunu göstermektedir. Sürüdeki en yaşlı birey öldüğünde, rotanın bir kısmı bazen sürüyle birlikte kaybolabilmektedir. Bu yüzden bazı araştırma grupları, yaşlı turnaların rotalarını insan yapımı uçan araçlarla gençlere öğretmeyi denemiştir. Bu yöntem, özellikle rotasını tamamen kaybetmiş küçük sürülerde başarılı sonuçlar vermiştir. Araştırmacılar, bu yöntemin doğal öğrenmenin yerini almadığını, yalnızca acil durumlarda kullanıldığını vurgular. Turnaların rotayı öğrenme süreci, insan dilinin kuşaktan kuşağa aktarılmasına sıkça benzetilir. Araştırmacılara göre bu benzerlik, göçün yalnızca fiziksel değil aynı zamanda kültürel bir olgu olduğunu düşündürmektedir.
Bu parçada altı çizili «bir turna sürüsü, kanatlarıyla değil hafızasıyla yol alır» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
17. Ekrandan okumanın kâğıttan okumadan farklı olup olmadığı üzerine yapılan çalışmalar birbirine zıt sonuçlar veriyor. Kısa metinlerde iki ortam arasında anlama farkı neredeyse yok; ancak uzun ve yoğun metinlerde kâğıt okuyanların olayların sırasını daha iyi hatırladığı görülüyor. Bunun bir açıklaması, kâğıdın okura sayfa kalınlığı üzerinden nerede olduğunu sürekli hissettirmesi. Ekranda ise metin, bir kaydırma çubuğu dışında hiçbir konum ipucu vermez. Yani fark, ortamın kendisinde değil, ortamın okura sunduğu yön duygusunda olabilir.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi söylenebilir?
Sözel Anlam · Paragraf
18. Bir marangozluk atölyesinde çıraklık, önce en basit işlerle başlar. Çırak, ilk aylarında yalnızca tahtayı zımparalamayı ve aletleri düzenli tutmayı öğrenir. ---- Zamanla çırağın elinde basit bir masa ayağı şekillenmeye başlar. Yıllar içindeki bu küçük adımlar, onu kendi eserlerini üretebilen bir ustaya dönüştürür.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Sözel Anlam · Paragraf
19. Ağaç baskıda sanatçı, resmi tersten düşünmek zorundadır. Kalıba oyulan her çizgi, kâğıda basıldığında sağı solu değişmiş olarak çıkar; üstelik oyulan yerler değil, oyulmayan yerler boya alır. Bu yüzden baskı sanatçısı, çizmek istediği şeyi değil, çizmek istemediği şeyi keskiyle kaldırır. Yeni başlayanlar bu tersliğe uzun süre alışamaz; ilk kalıplarında harfler ters, gölgeler ışık olur. Ustalar ise bir süre sonra bu ters düşünmeyi o kadar içselleştirir ki taslakları bile aynadan bakar gibi çizmeye başlar.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir?
Sözel Anlam · Paragraf
20. Amatör bir gökbilimci, kendi bahçesine kurduğu küçük teleskopla aylarca gökyüzünü izledi. Başlangıçta yalnızca Ay'ın yüzeyindeki kraterleri seçebiliyordu. ---- Bu ilerleme onu daha güçlü bir mercek edinmeye yöneltti. Sonunda komşu bir gezegenin halkasını fark edebilecek netliğe ulaştı.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Sözel Anlam · Paragraf
21. (I) Ardından çerçevelere ince bir balmumu tabakası yerleştirdi. (II) Birkaç hafta içinde arılar yeni kovanı hızla doldurmaya başladı. (III) Bir arıcı, yeni sezon için boş bir kovan hazırlamaya karar verdi. (IV) Kovanı bahçenin güneş alan ama rüzgârdan korunan bir köşesine yerleştirdi. (V) Önce kovanın içini temizleyip güneşte kuruttu.
Bu cümleler anlamlı bir paragraf oluşturacak biçimde sıralandığında baştan üçüncü cümle hangisi olur?
Sözel Anlam · Paragraf
22. Şehir müzesinin bodrum katındaki restorasyon atölyesi, yıllar içinde hasar görmüş tabloları ve heykelleri özgün hâline yaklaştırmaya çalışır. Atölyenin başındaki restoratöre göre bir eseri onarmak, onu yeniden boyamak değil, kaybolan izleri saygıyla tamamlamaktır. Restoratör, hangi rengin özgün olduğuna karar veremediği noktalarda boyamayı tamamlamak yerine o bölgeyi bilinçli olarak yarım bırakır. Ona göre «bir eserin geçmişini gizlemek, onu ikinci kez kaybetmektir». Bu ilke gereği restorasyon atölyesinde hiçbir onarım, orijinal malzemenin üzerini tamamen örtecek şekilde yapılmaz. Restoratör, çıraklarına ilk öğrettiği kuralın "emin değilsen dokunma" olduğunu söyler. Bazı eserlerin onarımı, tek bir santimetrekarelik alan için haftalarca sürebilir. Atölyede kullanılan malzemelerin çoğu, eserin yapıldığı döneme uygun olacak şekilde özel olarak hazırlanır.
Müze yönetimi, son yıllarda restorasyon sürecini ziyaretçilerden gizlemek yerine camlı bir bölmeyle sergilemeye başlamıştır. Bu değişiklik ilk başta restoratörü rahatsız etmiş, çünkü çalışırken izlenmek ona yabancı gelmiştir. Zamanla restoratör, ziyaretçilerin sorularının kendi işine bakış açısını da zenginleştirdiğini fark etmiştir. Müzeye gelen çocuklar, restorasyonu izleyerek eserlerin "hazır" değil "hâlâ yaşayan" nesneler olduğunu öğrenmeye başlamıştır. Müze yönetimi, bu uygulamanın ziyaretçi sayısını da belirgin biçimde artırdığını belirtmiştir. Restoratöre göre asıl kazanç ziyaretçi sayısı değil, insanların bir eserin arkasındaki emeği fark etmesidir. Müze, önümüzdeki yıl restorasyon sürecini konu alan küçük bir belgesel hazırlamayı planlamaktadır.
Bu parçanın birinci ve ikinci bölümü karşılaştırıldığında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Sözel Anlam · Paragraf
23. Sonbahar rüzgârı, vadinin üzerine ince bir sis tabakası gibi çökmüştü. Kızıla dönen yapraklar, hafif esintiyle dallardan ayrılıp yavaşça toprağa süzülüyordu. Uzaktaki tepelerin ardından yükselen güneş, ışıklarını sisin arasından süzerek vadiye altın rengi bir görünüm veriyordu. Derenin kıyısındaki söğütler, suyun akışına eşlik eder gibi hafifçe sallanıyordu.
Bu parçanın anlatımında ağırlıklı olarak hangi anlatım biçiminden yararlanılmıştır?
Sözel Anlam · Paragraf
24. Yüksek dağ ormanlarında yağmur az yağsa da ağaçlar sürekli ıslaktır. Bunun nedeni, vadiden yükselen sisin ağaç yapraklarına çarparak damlacıklara dönüşmesidir. Yapraklar bu damlacıkları toplar, gövdeye ve oradan toprağa iletir. Ölçümler, bazı ormanlarda bu yolla toplanan suyun yağmurla gelenden fazla olduğunu gösteriyor. Ağaçlar kesildiğinde sis yine gelir; ama onu tutacak yaprak olmadığından su, dağı aşıp gider.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir?
Sözel Anlam · Paragraf
25. Şehir müzesinin bodrum katındaki restorasyon atölyesi, yıllar içinde hasar görmüş tabloları ve heykelleri özgün hâline yaklaştırmaya çalışır. Atölyenin başındaki restoratöre göre bir eseri onarmak, onu yeniden boyamak değil, kaybolan izleri saygıyla tamamlamaktır. Restoratör, hangi rengin özgün olduğuna karar veremediği noktalarda boyamayı tamamlamak yerine o bölgeyi bilinçli olarak yarım bırakır. Ona göre «bir eserin geçmişini gizlemek, onu ikinci kez kaybetmektir». Bu ilke gereği restorasyon atölyesinde hiçbir onarım, orijinal malzemenin üzerini tamamen örtecek şekilde yapılmaz. Restoratör, çıraklarına ilk öğrettiği kuralın "emin değilsen dokunma" olduğunu söyler. Bazı eserlerin onarımı, tek bir santimetrekarelik alan için haftalarca sürebilir. Atölyede kullanılan malzemelerin çoğu, eserin yapıldığı döneme uygun olacak şekilde özel olarak hazırlanır.
Müze yönetimi, son yıllarda restorasyon sürecini ziyaretçilerden gizlemek yerine camlı bir bölmeyle sergilemeye başlamıştır. Bu değişiklik ilk başta restoratörü rahatsız etmiş, çünkü çalışırken izlenmek ona yabancı gelmiştir. Zamanla restoratör, ziyaretçilerin sorularının kendi işine bakış açısını da zenginleştirdiğini fark etmiştir. Müzeye gelen çocuklar, restorasyonu izleyerek eserlerin "hazır" değil "hâlâ yaşayan" nesneler olduğunu öğrenmeye başlamıştır. Müze yönetimi, bu uygulamanın ziyaretçi sayısını da belirgin biçimde artırdığını belirtmiştir. Restoratöre göre asıl kazanç ziyaretçi sayısı değil, insanların bir eserin arkasındaki emeği fark etmesidir. Müze, önümüzdeki yıl restorasyon sürecini konu alan küçük bir belgesel hazırlamayı planlamaktadır.
Bu parçada altı çizili «bir eserin geçmişini gizlemek, onu ikinci kez kaybetmektir» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
26. Kıyı kasabasındaki küçük tersanede tekneler, hâlâ elle işlenen ahşap kalıplarla inşa edilir. Usta tekne yapımcısına göre bir teknenin gövdesi, tahtanın doğal eğrisine karşı değil onunla birlikte şekillendirilmelidir. Bu yüzden her tahta, kesilmeden önce günlerce suda bekletilerek esnekliği test edilir. Ustaya göre «bir tahtayı zorlarsan teknen değil, ustan yenilir». Bu ilke gereği tersanede hiçbir parça, doğal eğrisinin tersine bükülerek kullanılmaz. Yapım süreci, tek bir tekne için bazen altı ayı bulabilir. Ustanın çırakları, önce çekiç kullanmayı değil, tahtanın sesini dinlemeyi öğrenir. Tersanede üretilen tekneler, bölgedeki balıkçılar arasında dayanıklılığıyla tanınır.
Komşu kasabada açılan yeni bir tesis ise tekneleri bilgisayar kontrollü makinelerle, çok daha kısa sürede üretmektedir. Bu tesiste bir teknenin gövdesi, ustanın atölyesindekinin onda biri kadar bir sürede tamamlanabilmektedir. Usta, bu hızın kendisini rahatsız etmediğini, yalnızca farklı bir ihtiyaca hizmet ettiğini söyler. Ona göre makineyle üretilen tekneler de güvenlidir, ancak her teknenin kendine özgü bir "karakteri" olmaz. Yeni tesisin sahibi ise geleneksel yöntemin artık günümüz talebini karşılayamayacağını savunmaktadır. Buna karşın iki taraf da, iyi bir teknenin ölçütünün üretim hızı değil suyla kurduğu denge olduğu konusunda hemfikirdir. Bölgedeki balıkçıların bir kısmı hâlâ geleneksel tersaneyi tercih ederken bir kısmı yeni tesisin sunduğu düşük fiyatı önemsemektedir.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Sözel Anlam · Paragraf
27. (I) Çizilen çizgileri makasla dikkatlice keser. (II) Kalıbı kumaşın üzerine tebeşirle çizer. (III) Terzi, dikeceği elbise için önce kumaşı düz bir masaya serer. (IV) Kesilen parçaları dikiş makinesinde birleştirir. (V) Son olarak elbiseyi ütüleyip son hâlini verir.
Bu parçada anlam akışına göre numaralanmış cümlelerden hangileri birbiriyle yer değiştirmelidir?
Sözel Anlam · Paragraf
28. Aynı türden kuşların farklı vadilerde farklı ötüşleri olduğu uzun süredir biliniyor. Bu farklılık, yavru kuşların ötüşü doğuştan bilmemesinden, çevresindeki yetişkinlerden dinleyerek öğrenmesinden kaynaklanıyor. Bir vadideki küçük bir söyleyiş değişikliği, kuşaklar boyunca aktarıldıkça o vadiye özgü bir ağıza dönüşüyor. Araştırmacılar, bu ağızların zamanla türlerin ayrışmasına katkı sunup sunmadığını henüz kesin olarak bilmiyor. Ancak kimi bölgelerde dişilerin kendi vadisinin ötüşünü tercih ettiği gözlemleniyor.
Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı vardır?
Sözel Anlam · Paragraf
29. Ovada akan bir nehir hiçbir zaman düz gitmez; kıvrılır, döner, bazen kendi eski yatağına geri bakar. Bu kıvrımlar bir kararsızlık değil, «suyun toprakla yaptığı uzun bir pazarlıktır». Her dönemeçte nehir bir kıyıyı oyar, karşı kıyıya kum bırakır; böylece ovayı her yıl biraz daha yeniden çizer. Nehri düzleştiren kanallar bu pazarlığı bitirir; su hızlanır, toprak taşınır, kıyılar çıplak kalır. Nehrin dolambacı, ovayı hem şekillendiren hem koruyan şeydir.
Bu parçada altı çizili sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Mantık · Sözel Mantık
30. Aylin, Barış ve Ceren bir elektronik mağazasından birer ürün (telefon, tablet, saat) satın almıştır; her biri farklı bir ürün almıştır. Her ürünün rengi siyah ya da beyazdır; ödemesi ise peşin ya da taksitle yapılmıştır.
- Telefon alan kişi siyah ürün almamıştır.
- Ceren tablet almamıştır.
- Barış'ın ödemesi peşindir.
- Saat alan kişinin ödemesi taksitledir.
- Aylin'in ürünü siyahtır.
- Ceren'in ödemesi Barış'ınkiyle aynı değildir.
Barış'ın telefon aldığı bilindiğine göre, aşağıdakilerden hangisi kesin olarak doğrudur?
Sözel Mantık · Sözel Mantık
31. Bir işyerinde Pazartesi'den Cuma'ya kadar beş günlük nöbeti Aslı ile Burak adlı iki çalışan paylaşmaktadır; her gün nöbeti bu ikisinden yalnızca biri tutar ve her nöbet sabah ya da akşam vardiyasında tutulur.
- Bu beş günde Aslı 3 gün, Burak 2 gün nöbet tutmuştur.
- Aynı kişi art arda üç gün nöbet tutmamıştır.
- Pazartesi nöbetini Burak tutmamıştır.
- Aslı hiçbir gün akşam vardiyasında nöbet tutmamıştır.
- Çarşamba günkü vardiya akşamdır.
Perşembe nöbetini Burak'ın tuttuğu bilindiğine göre, aşağıdakilerden hangisi kesin olarak doğrudur?
Sözel Mantık · Sözel Mantık
32. Nil, Onur, Pelin ve Rana adlı dört koşucu bir yarışı beraberlik olmadan tamamlamıştır. Şu bilgiler verilmiştir:
1) Onur, Pelin'den hemen önce bitirmiştir.
2) Nil, birinci olmamıştır.
3) Rana, Onur'dan önce bitirmiştir.
4) Pelin son sırada değildir.
Buna göre yarışı kim son sırada (dördüncü) tamamlamıştır?
Sözel Mantık · Sözel Mantık
33. Aslı, Barış, Cansu, Doğa ve Ege adlı beş arkadaş sinemada yan yana dizilmiş, soldan sağa 1'den 5'e kadar numaralandırılmış koltuklarda oturmaktadır. Şu bilgiler verilmiştir:
1) Aslı, 1 numaralı koltukta oturmaktadır.
2) Ege, Barış'ın hemen solunda oturmaktadır.
3) Cansu, Doğa'nın hemen sağında oturmaktadır.
4) Barış, 5 numaralı koltukta oturmamaktadır.
Buna göre Doğa hangi numaralı koltukta oturmaktadır?
Sözel Mantık · Sözel Mantık
34. Bir işyerinde Pazartesi'den Cuma'ya kadar beş günlük nöbeti Aslı ile Burak adlı iki çalışan paylaşmaktadır; her gün nöbeti bu ikisinden yalnızca biri tutar ve her nöbet sabah ya da akşam vardiyasında tutulur.
- Bu beş günde Aslı 3 gün, Burak 2 gün nöbet tutmuştur.
- Aynı kişi art arda üç gün nöbet tutmamıştır.
- Pazartesi nöbetini Burak tutmamıştır.
- Aslı hiçbir gün akşam vardiyasında nöbet tutmamıştır.
- Çarşamba günkü vardiya akşamdır.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi kesinlikle olamaz?
Sözel Mantık · Sözel Mantık
35. Kaya, Lida ve Mira adlı üç kişi ya her zaman doğru söyleyen bir 'doğrucu' ya da her zaman yalan söyleyen bir 'yalancıdır'. Bu üç kişi şu ifadeleri vermiştir:
- Kaya: "Lida ve Mira'nın ikisi de yalancıdır."
- Lida: "Kaya doğrucudur."
- Mira: "Kaya ile Lida aynı türdendir (ikisi de doğrucu ya da ikisi de yalancıdır)."
Buna göre aşağıdakilerden hangisi kesinlikle doğrudur?
Cevap Anahtarı
1-C 2-D 3-C 4-C 5-C 6-B 7-D 8-D 9-A 10-C 11-E 12-A 13-E 14-B 15-B 16-D 17-B 18-D 19-E 20-B 21-A 22-C 23-A 24-D 25-D 26-C 27-A 28-D 29-E 30-A 31-A 32-A 33-D 34-A 35-E
8genales · ALES Hazırlık · sekizgenacademy.com