sekizgenacademy.com

Sözel Bölüm Denemesi — Orta (35 Soru)

Ad Soyad: ______________________     Tarih: 15.09.2026     35 soru 55 dakika

Çalışma Kağıdı

Sözel Bölüm Denemesi — Orta (35 Soru)

Sayfa numarası için yazdırma penceresinde "Üstbilgi/altbilgi"ni aç

35 soru · şıkları kağıt üzerinde işaretle, cevap anahtarı son sayfada

Sözel Anlam · Paragraf

1. Göller kışın yüzeyden donar; bu, suyun sıra dışı bir özelliğinden kaynaklanır. Çoğu madde soğudukça yoğunlaşırken su, dört derecenin altına inince tersine genleşmeye başlar. Böylece en soğuk su yüzeye çıkar, donar ve altındaki suyu dış soğuktan yalıtan bir kapak oluşturur. Bu kapak olmasaydı göller dipten yüzeye kadar donar ve içindeki canlıların çoğu kışı atlatamazdı. Küçük bir fiziksel ayrıntı, koca bir ekosistemin varlığını belirliyor.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?

A) Suyun belli bir sıcaklığın altında genleştiğine B) Suyun bu özelliğinin göl canlıları için önemli olduğuna C) Göllerin her kış tamamen donduğuna D) Buz tabakasının altındaki suyu yalıttığına E) Çoğu maddenin soğudukça yoğunlaştığına

Sözel Anlam · Paragraf

2. Küçük bir atölyede saatleri onaran usta, her parçayı büyüteçle tek tek inceler. Ona göre «bir saatin ruhu en küçük dişlisinde saklıdır». Yeni nesil tamirciler arızayı bulmak için doğrudan elektronik cihazlara başvururken o, önce saatin sesini dinlemeyi tercih eder. Sesteki en ufak düzensizlik, hangi dişlinin aşındığını ele verir. Usta, bu yöntemin yıllar süren bir alışkanlıkla kazanıldığını, hiçbir kitaptan öğrenilemeyeceğini söyler. Atölyesine gelen genç çıraklara ilk öğrettiği şey de aceleci olmamaktır. Ona göre bir saati doğru onarmak, zamanı anlamaktan geçer.

Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

A) Genç çıraklara verilen ilk öğüt, işi acele etmeden yapmaktır. B) Bir saati doğru onarabilmek, zamanın işleyişini kavramayı gerektirir. C) Ustaya göre saat tamirciliği, uzun süreli deneyimle kazanılan bir beceridir. D) Usta, elektronik cihazları hiçbir koşulda kullanmayacağını belirtmiştir. E) Usta, bir arızayı teşhis ederken saatin çıkardığı sese önem verir.

Sözel Anlam · Paragraf

3. Kıyıdan uzak küçük bir adadaki deniz feneri, bir asırdır aynı ailenin bakımı altındadır. Fenerci, her akşam ışığı yakmadan önce camları tek tek kontrol eder çünkü en ufak bir leke, ışığın denizdeki gemilere ulaşan gücünü belirgin biçimde azaltır. Eskiden fenerin kaynağı yağ lambasıyken bugün güneş paneliyle çalışan bir sistem kullanılmaktadır. Buna rağmen fenerci, teknolojinin değiştirdiği tek şeyin enerji kaynağı olduğunu, sorumluluğun hiç değişmediğini söyler. Fenerciye göre «bir fener, yalnızca yandığı için değil güvenildiği için ışıktır». Ona göre bu güven, yıllar süren düzenli bakımla kazanılır. Fenerci, çocukluğundan beri babasından öğrendiği bir alışkanlıkla, her fırtınadan sonra fenerin çevresini dolaşıp hasar olup olmadığını denetler. Bölgede modern radar sistemleri yaygınlaşsa da kaptanların çoğu, gece yaklaşırken hâlâ fenerin ışığını görmeden rahatlamaz. Fenerci, bu durumu teknolojiye güvensizlikten çok alışkanlığın gücüne bağlar. Yıllar içinde adaya turist ilgisi de artmış, fener artık hem bir çalışma yeri hem de küçük bir müzeye dönüşmüştür. Fenerci, ziyaretçilere fenerin tarihini anlatırken en çok, ışığın hiç sönmediği geceleri anlatmaktan keyif alır. Ona göre bir fenercinin en büyük başarısı, kimsenin fark etmediği sıradan bir gecedir. Çünkü sıradan bir gece, hiçbir geminin tehlikeye girmediği anlamına gelir.

Bu parçada altı çizili «bir fener, yalnızca yandığı için değil güvenildiği için ışıktır» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bir fenerin görevini yapabilmesi için sürekli yanması zorunlu değildir B) Denizciler fenerin ışığından çok radar sistemlerine güvenir C) Bir fenerin gerçek değeri, fiziksel olarak yanmasından çok denizcilerin ona duyduğu güvenden gelir D) Fenerin değeri, kullandığı enerji kaynağının maliyetiyle ölçülür E) Fenerin ışığı, yalnızca hava koşullarına göre değişir

Sözel Anlam · Paragraf

4. Bazı araştırmacılar, insan beyninin uyku sırasında da tamamen pasif olmadığını, aksine gün içinde edinilen bilgileri yeniden düzenlediğini savunuyor. Bu görüşe göre rüyalar, beynin bu düzenleme sürecinin bir yan ürünü olabilir. Araştırmacılar ayrıca yeterince uyumayan kişilerde öğrenme ve hatırlama becerilerinin zayıfladığını gözlemlemiş. Bununla birlikte uykunun kalitesinin, süresinden çok daha belirleyici olabileceği de tartışılan konular arasında.

Bu parçaya göre aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Rüyalar, beynin bilgi düzenleme sürecinden bağımsız olarak ortaya çıkar. B) Uyku süresi, uyku kalitesinden her zaman daha önemlidir. C) Yetersiz uyku, öğrenme ve hatırlama üzerinde olumsuz etki yaratabilir. D) Beyin, uyku sırasında tüm işlevlerini durdurur. E) Araştırmacılar uykunun işlevi konusunda tam bir görüş birliğine varmıştır.

Sözel Anlam · Cümlede Anlam

5. Bir sağlık kuruluşunun raporuna göre, düzenli saatte yatıp kalkan kişilerin çoğu gün içinde kendini daha dinç hissettiğini belirtmiştir. Rapor, bu kişilerin yatma saatlerinin hafta içi ve hafta sonu birbirine çok yakın olduğunu da ortaya koymuştur.
Bu parçadan kesin olarak çıkarılabilecek yargı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Rapor, tüm yaş gruplarında aynı sonucu tespit etmiştir. B) Dinç hissetmenin tek nedeni düzenli uyku saatidir. C) Rapora göre, düzenli saatte yatıp kalkan kişilerin hafta içi ve hafta sonu yatma saatleri birbirine yakındır. D) Düzensiz uyuyan herkes kendini yorgun hisseder. E) Hafta sonu geç yatan kişiler asla dinç uyanamaz.

Sözel Anlam · Paragraf

6. Apartmanın arka bahçesi yıllarca çöp konteynerlerinin durduğu bir boşluktu. Bir kiracının balkonunda yetiştirdiği fidelerin fazlasını buraya dikmesiyle işler değişti. Önce birkaç komşu sulamaya yardım etti, sonra her daireye bir küçük parsel düştü. Bugün bahçede kimin domatesi daha erken kızardı diye tatlı bir yarış sürüyor; kavgaları bile bitiren şey, çoğu zaman bir avuç taze fesleğen oluyor. Bahçe büyüdükçe apartmanın toplantıları da kısaldı; çünkü konuşulacak şeyler çoktan bahçede konuşulmuş oluyor.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi söylenemez?

A) Bahçenin komşular arasındaki ilişkiyi geliştirdiği B) Bahçenin apartman yönetimi kararıyla kurulduğu C) Her daireye bahçeden bir bölüm ayrıldığı D) Bahçeye dönüşen alanın önceden çöp için kullanıldığı E) Bahçenin apartman toplantılarını kısalttığı

Sözel Anlam · Paragraf

7. Meydandaki yüz yıllık saat kulesi, geçen kış fırtınada hasar görünce belediye onu tamamen yenilemeyi planlamıştı. Ancak kentin en yaşlı ustası, kulenin yalnızca bozulan parçalarının değiştirilmesini, geri kalanının olduğu gibi korunmasını önerdi. Ustaya göre «bir kule, taşıdığı yıllarla birlikte konuşur; her çizik bir cümledir». Belediye başkanı önce bu öneriye şüpheyle yaklaştı çünkü tam yenileme daha hızlı ve ucuz görünüyordu. Usta, kulenin yüzeyindeki her izin, kentin geçmişinde yaşanmış bir olayla ilişkili olduğunu anlattı. Örneğin kulenin kuzey yüzündeki eski bir çatlak, elli yıl önceki büyük depremden kalmaydı. Bu ayrıntılar, meydanda büyüyen genç kuşağın çoğu tarafından bilinmiyordu. Usta, onarım sürecini halka açık yürütmeyi önerdi ki herkes kulenin hikâyesine tanık olsun. Belediye bu öneriyi kabul etti ve onarım, hafta sonları ziyarete açık bir atölye şeklinde yürütüldü. Süreç boyunca yaşlı sakinler, gençlere kuleyle ilgili hatıralarını anlattı. Onarım tamamlandığında kule, eskisinden daha parlak görünmüyordu ama daha çok kişi tarafından tanınır hâle gelmişti. Usta, bu sonucu beklediğini, çünkü amacın kuleyi yeni göstermek değil kuleyi hatırlanır kılmak olduğunu söyledi. Belediye başkanı, sürecin sonunda ustaya hak verdiğini açıkça belirtti.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Belediyeler, tarihi yapıların onarımını her zaman ustalara bırakmalıdır B) Gençler, geçmişe dair hikâyelerle hiç ilgilenmez C) Saat kuleleri, kentlerin en pahalı yapılarıdır D) Eski bir yapının izlerini korumak, onu toplumsal hafızanın bir parçası hâline getirebilir E) Bir yapının yenilenmesi, her zaman eskisinden daha değerli bir sonuç doğurur

Sözel Anlam · Paragraf

8. Kıyı kasabasındaki küçük tersanede tekneler, hâlâ elle işlenen ahşap kalıplarla inşa edilir. Usta tekne yapımcısına göre bir teknenin gövdesi, tahtanın doğal eğrisine karşı değil onunla birlikte şekillendirilmelidir. Bu yüzden her tahta, kesilmeden önce günlerce suda bekletilerek esnekliği test edilir. Ustaya göre «bir tahtayı zorlarsan teknen değil, ustan yenilir». Bu ilke gereği tersanede hiçbir parça, doğal eğrisinin tersine bükülerek kullanılmaz. Yapım süreci, tek bir tekne için bazen altı ayı bulabilir. Ustanın çırakları, önce çekiç kullanmayı değil, tahtanın sesini dinlemeyi öğrenir. Tersanede üretilen tekneler, bölgedeki balıkçılar arasında dayanıklılığıyla tanınır.

Komşu kasabada açılan yeni bir tesis ise tekneleri bilgisayar kontrollü makinelerle, çok daha kısa sürede üretmektedir. Bu tesiste bir teknenin gövdesi, ustanın atölyesindekinin onda biri kadar bir sürede tamamlanabilmektedir. Usta, bu hızın kendisini rahatsız etmediğini, yalnızca farklı bir ihtiyaca hizmet ettiğini söyler. Ona göre makineyle üretilen tekneler de güvenlidir, ancak her teknenin kendine özgü bir "karakteri" olmaz. Yeni tesisin sahibi ise geleneksel yöntemin artık günümüz talebini karşılayamayacağını savunmaktadır. Buna karşın iki taraf da, iyi bir teknenin ölçütünün üretim hızı değil suyla kurduğu denge olduğu konusunda hemfikirdir. Bölgedeki balıkçıların bir kısmı hâlâ geleneksel tersaneyi tercih ederken bir kısmı yeni tesisin sunduğu düşük fiyatı önemsemektedir.

Bu parçada altı çizili «bir tahtayı zorlarsan teknen değil, ustan yenilir» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Tekne yapımında en önemli unsur ustanın deneyimi değil kullanılan aracın kalitesidir B) İyi bir usta, her koşulda tahtayı istediği şekle sokabilir C) Tahtanın doğal yapısı, yalnızca deneyimsiz ustalar için bir sorun oluşturur D) Malzemenin doğasına aykırı davranmak, sonunda ustanın becerisinin yetersiz kalmasına yol açar E) Bir teknenin dayanıklılığı, yapım süresine bağlı değildir

Sözel Anlam · Paragraf

9. Sabah yürüyüşü yapanların çoğu, bunu sağlığı için başladığını söyler; ama yıllarca sürdürenlerin gerekçesi başka. Onlar için yürüyüş, günün henüz kimseye ait olmadığı tek zaman dilimidir. Telefonlar susar, sokaklar boştur, düşünceler yavaşlar. Yürüyüşü bırakanların çoğu, dizleri ağrıdığı için değil, bu sessiz saati bir toplantıya ya da bir işe kaptırdığı için bırakır. Sağlık gerekçesi başlatır; sessizlik sürdürür.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi söylenebilir?

A) Yürüyüşün sürdürülmesinde sağlık dışı bir gerekçe daha belirleyicidir B) Sabah yürüyüşünün sağlığa yararı kanıtlanmamıştır C) Yürüyüşü bırakanların çoğunda sağlık sorunları görülür D) Yürüyüş yapanların çoğu telefonlarını evde bırakır E) Sabah yürüyüşü yapanlar akşam yürüyüşünü sevmez

Sözel Anlam · Paragraf

10. Kıyıdan uzak küçük bir adadaki deniz feneri, bir asırdır aynı ailenin bakımı altındadır. Fenerci, her akşam ışığı yakmadan önce camları tek tek kontrol eder çünkü en ufak bir leke, ışığın denizdeki gemilere ulaşan gücünü belirgin biçimde azaltır. Eskiden fenerin kaynağı yağ lambasıyken bugün güneş paneliyle çalışan bir sistem kullanılmaktadır. Buna rağmen fenerci, teknolojinin değiştirdiği tek şeyin enerji kaynağı olduğunu, sorumluluğun hiç değişmediğini söyler. Fenerciye göre «bir fener, yalnızca yandığı için değil güvenildiği için ışıktır». Ona göre bu güven, yıllar süren düzenli bakımla kazanılır. Fenerci, çocukluğundan beri babasından öğrendiği bir alışkanlıkla, her fırtınadan sonra fenerin çevresini dolaşıp hasar olup olmadığını denetler. Bölgede modern radar sistemleri yaygınlaşsa da kaptanların çoğu, gece yaklaşırken hâlâ fenerin ışığını görmeden rahatlamaz. Fenerci, bu durumu teknolojiye güvensizlikten çok alışkanlığın gücüne bağlar. Yıllar içinde adaya turist ilgisi de artmış, fener artık hem bir çalışma yeri hem de küçük bir müzeye dönüşmüştür. Fenerci, ziyaretçilere fenerin tarihini anlatırken en çok, ışığın hiç sönmediği geceleri anlatmaktan keyif alır. Ona göre bir fenercinin en büyük başarısı, kimsenin fark etmediği sıradan bir gecedir. Çünkü sıradan bir gece, hiçbir geminin tehlikeye girmediği anlamına gelir.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Fenerin son yıllarda turistik bir ilgi görmeye başladığı B) Fenerin artık güneş enerjisiyle çalıştığı C) Fenerin bakımını hangi kurumun denetlediği D) Fenercinin mesleği babasından öğrendiği E) Kaptanların radar varken bile fenerin ışığına güvendiği

Sözel Anlam · Paragraf

11. Otomatik çeviri araçları, günlük yazışmaları bir dilden diğerine saniyeler içinde aktarıyor. Bu hız, dil öğrenmeye harcanan yılların artık gereksiz olduğu izlenimini uyandırabilir. Oysa çeviri, sözcükleri değil, sözcüklerin ardındaki niyeti taşımak zorundadır; bir şakanın, bir imanın ya da kibar bir reddin başka dilde nasıl kurulacağını araç değil, iki kültürü de tanıyan bir insan bilir. Araçlar bu tanışıklığı taklit edebilir ama yerine geçemez. Öyleyse dil öğrenmenin geleceği, araçların yerini almakta değil, araçların ne zaman yanıldığını görebilmekte yatıyor.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?

A) Araçların insana özgü bir yetiyi taklit edebildiğine B) Dil bilmenin araçların hatalarını fark etmeyi sağladığına C) Niyet aktarımının kültürel tanışıklık gerektirdiğine D) Çeviri araçlarının günlük yazışmaları hızla aktardığına E) Çeviri araçlarının teknik metinlerde insanı geride bıraktığına

Sözel Anlam · Paragraf

12. Eski bir liman kentinin kütüphanesi, kitapların dışarı çıkarılmasına asla izin vermezdi. Bu kural yüzyıllarca yakınmayla karşılandı; okurlar kitabı yanında götürmek isterdi. Sonra bir yangın, kentin evlerindeki bütün kitapları kül etti; kütüphane taş bina olduğundan içindekiler kurtuldu. Kural, o güne kadar bir engel gibi görünürken bir anda kentin belleğini koruyan tek şey oldu. Bir kısıtlamanın değeri, çoğu zaman onun neyi önlediği görülmeden anlaşılmaz.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bazı kuralların yararının ancak kötü bir olay yaşandığında görülebildiği B) Okurların kısıtlayıcı kütüphane kurallarını sürekli çiğnediği C) Yangınların eski liman kentlerinde sıklıkla yaşandığı D) Kütüphanelerin kent belleğini koruyan başlıca kurumlar olduğu E) Taş binaların ahşap yapılardan her zaman daha güvenli olduğu

Sözel Anlam · Sözcükte Anlam

13. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "düşmek" sözcüğü mecaz anlamda kullanılmıştır?

A) Merdivenden inerken ayağı kayıp düştü. B) Ağaçtaki elma olgunlaşınca dallardan düştü. C) Yağmur damlaları çatıya düşerken ses çıkarıyordu. D) Elindeki bardak yere düşüp kırıldı. E) Sınavda beklenmedik sorularla karşılaşınca moralinin düştüğünü fark etti.

Sözel Anlam · Cümlede Anlam

14. I. gitti
II. deniz kenarındaki küçük bir kasabaya
III. dikkatle planlayarak
IV. Aile
V. yaz tatili için aylar önce ayırdığı bütçeyi
Yukarıdaki sözcük grupları anlamlı ve kurallı bir cümle oluşturacak biçimde sıralandığında baştan dördüncü olur?

A) I B) II C) III D) IV E) V

Sözel Anlam · Sözcükte Anlam

15. "Yönetici, ekibindeki herkesin fikrini önemseyen kapsayıcı bir tutum sergiliyordu." cümlesindeki altı çizili sözcüğün (kapsayıcı) zıt anlamlısı aşağıdakilerden hangisidir?

A) esnek B) dışlayıcı C) hoşgörülü D) katılımcı E) birleştirici

Sözel Anlam · Paragraf

16. Her sonbaharda binlerce kilometre öteye göç eden turna sürüleri, rotalarını doğuştan değil, deneyimli bireylerden öğrenerek belirler. Sürüde en önde uçan kuşlar genellikle en yaşlı ve en tecrübeli bireylerdendir. Araştırmacılara göre «bir turna sürüsü, kanatlarıyla değil hafızasıyla yol alır». Genç kuşlar ilk göçlerinde yalnızca izler, rotayı ezberlemeye çalışmaz. Ancak birkaç göç mevsimi geçtikten sonra aynı genç kuşlar, rotanın büyük bölümünü kendi başlarına hatırlayabilir hâle gelir. Bilim insanları, sürüden ayrılıp insan eliyle yetiştirilen turnaların rotayı hiç öğrenemediğini gözlemlemiştir. Bu durum, rotanın genetik değil sosyal bir bilgi olduğunu göstermektedir. Sürüdeki en yaşlı birey öldüğünde, rotanın bir kısmı bazen sürüyle birlikte kaybolabilmektedir. Bu yüzden bazı araştırma grupları, yaşlı turnaların rotalarını insan yapımı uçan araçlarla gençlere öğretmeyi denemiştir. Bu yöntem, özellikle rotasını tamamen kaybetmiş küçük sürülerde başarılı sonuçlar vermiştir. Araştırmacılar, bu yöntemin doğal öğrenmenin yerini almadığını, yalnızca acil durumlarda kullanıldığını vurgular. Turnaların rotayı öğrenme süreci, insan dilinin kuşaktan kuşağa aktarılmasına sıkça benzetilir. Araştırmacılara göre bu benzerlik, göçün yalnızca fiziksel değil aynı zamanda kültürel bir olgu olduğunu düşündürmektedir.

Bu parçada altı çizili «bir turna sürüsü, kanatlarıyla değil hafızasıyla yol alır» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Turna sürülerinin büyüklüğü, rota bilgisinin doğruluğunu belirler B) Göç, turnalar için yalnızca fiziksel bir zorluktur C) Turnalar, rotalarını yalnızca görme duyularıyla belirler D) Bir sürünün göç edebilmesi, fiziksel gücünden çok biriktirdiği deneyime bağlıdır E) Turna sürülerinin uçuş hızı, rota bilgisinden daha belirleyicidir

Sözel Anlam · Paragraf

17. Ekrandan okumanın kâğıttan okumadan farklı olup olmadığı üzerine yapılan çalışmalar birbirine zıt sonuçlar veriyor. Kısa metinlerde iki ortam arasında anlama farkı neredeyse yok; ancak uzun ve yoğun metinlerde kâğıt okuyanların olayların sırasını daha iyi hatırladığı görülüyor. Bunun bir açıklaması, kâğıdın okura sayfa kalınlığı üzerinden nerede olduğunu sürekli hissettirmesi. Ekranda ise metin, bir kaydırma çubuğu dışında hiçbir konum ipucu vermez. Yani fark, ortamın kendisinde değil, ortamın okura sunduğu yön duygusunda olabilir.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi söylenebilir?

A) Ekrandan okuma kısa metinlerde kâğıttan daha etkilidir B) Okuma ortamındaki fark uzun metinlerde belirginleşmektedir C) Kâğıttan okuyanlar ekrandan okuyanlardan daha hızlı okur D) Çalışmalar ekrandan okumanın zararlı olduğunu kanıtlamıştır E) Ekran okuyucular uzun metinleri genellikle yarım bırakır

Sözel Anlam · Paragraf

18. Bir marangozluk atölyesinde çıraklık, önce en basit işlerle başlar. Çırak, ilk aylarında yalnızca tahtayı zımparalamayı ve aletleri düzenli tutmayı öğrenir. ---- Zamanla çırağın elinde basit bir masa ayağı şekillenmeye başlar. Yıllar içindeki bu küçük adımlar, onu kendi eserlerini üretebilen bir ustaya dönüştürür.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Oysa çıraklık artık hiçbir atölyede uygulanmayan eski bir yöntemdir. B) Bu yüzden çırak işe başlar başlamaz kendi atölyesini açar. C) Ancak usta, çırağın bu işlerle hiç ilgilenmesini istemez. D) Bu sabırlı bekleyiş, çırağın ustanın elindeki inceliği zamanla fark etmesini sağlar. E) Bu nedenle atölyedeki tüm aletler her akşam değiştirilir.

Sözel Anlam · Paragraf

19. Ağaç baskıda sanatçı, resmi tersten düşünmek zorundadır. Kalıba oyulan her çizgi, kâğıda basıldığında sağı solu değişmiş olarak çıkar; üstelik oyulan yerler değil, oyulmayan yerler boya alır. Bu yüzden baskı sanatçısı, çizmek istediği şeyi değil, çizmek istemediği şeyi keskiyle kaldırır. Yeni başlayanlar bu tersliğe uzun süre alışamaz; ilk kalıplarında harfler ters, gölgeler ışık olur. Ustalar ise bir süre sonra bu ters düşünmeyi o kadar içselleştirir ki taslakları bile aynadan bakar gibi çizmeye başlar.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir?

A) Yeni başlayanların çoğunun bu sanatı bıraktığına B) Ağaç baskının diğer baskı türlerinden daha uzun sürdüğüne C) Kalıp için yumuşak ağaçların tercih edildiğine D) Ustaların taslak çizmeye gerek duymadığına E) Ağaç baskıda kalıbın oyulmayan kısımlarının baskıda görünür olduğuna

Sözel Anlam · Paragraf

20. Amatör bir gökbilimci, kendi bahçesine kurduğu küçük teleskopla aylarca gökyüzünü izledi. Başlangıçta yalnızca Ay'ın yüzeyindeki kraterleri seçebiliyordu. ---- Bu ilerleme onu daha güçlü bir mercek edinmeye yöneltti. Sonunda komşu bir gezegenin halkasını fark edebilecek netliğe ulaştı.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Oysa Ay'ın yüzeyi çıplak gözle de aynı netlikte görülebilir. B) Zamanla gözü bu görüntülere alıştıkça daha soluk yıldızları da ayırt etmeye başladı. C) Ancak teleskobunu hiçbir zaman doğru şekilde kuramadı. D) Bu nedenle artık yalnızca gündüz gözlem yapmayı tercih ediyordu. E) Bu yüzden gökyüzünü izlemekten tamamen vazgeçti.

Sözel Anlam · Paragraf

21. (I) Ardından çerçevelere ince bir balmumu tabakası yerleştirdi. (II) Birkaç hafta içinde arılar yeni kovanı hızla doldurmaya başladı. (III) Bir arıcı, yeni sezon için boş bir kovan hazırlamaya karar verdi. (IV) Kovanı bahçenin güneş alan ama rüzgârdan korunan bir köşesine yerleştirdi. (V) Önce kovanın içini temizleyip güneşte kuruttu.
Bu cümleler anlamlı bir paragraf oluşturacak biçimde sıralandığında baştan üçüncü cümle hangisi olur?

A) I B) II C) III D) IV E) V

Sözel Anlam · Paragraf

22. Şehir müzesinin bodrum katındaki restorasyon atölyesi, yıllar içinde hasar görmüş tabloları ve heykelleri özgün hâline yaklaştırmaya çalışır. Atölyenin başındaki restoratöre göre bir eseri onarmak, onu yeniden boyamak değil, kaybolan izleri saygıyla tamamlamaktır. Restoratör, hangi rengin özgün olduğuna karar veremediği noktalarda boyamayı tamamlamak yerine o bölgeyi bilinçli olarak yarım bırakır. Ona göre «bir eserin geçmişini gizlemek, onu ikinci kez kaybetmektir». Bu ilke gereği restorasyon atölyesinde hiçbir onarım, orijinal malzemenin üzerini tamamen örtecek şekilde yapılmaz. Restoratör, çıraklarına ilk öğrettiği kuralın "emin değilsen dokunma" olduğunu söyler. Bazı eserlerin onarımı, tek bir santimetrekarelik alan için haftalarca sürebilir. Atölyede kullanılan malzemelerin çoğu, eserin yapıldığı döneme uygun olacak şekilde özel olarak hazırlanır.

Müze yönetimi, son yıllarda restorasyon sürecini ziyaretçilerden gizlemek yerine camlı bir bölmeyle sergilemeye başlamıştır. Bu değişiklik ilk başta restoratörü rahatsız etmiş, çünkü çalışırken izlenmek ona yabancı gelmiştir. Zamanla restoratör, ziyaretçilerin sorularının kendi işine bakış açısını da zenginleştirdiğini fark etmiştir. Müzeye gelen çocuklar, restorasyonu izleyerek eserlerin "hazır" değil "hâlâ yaşayan" nesneler olduğunu öğrenmeye başlamıştır. Müze yönetimi, bu uygulamanın ziyaretçi sayısını da belirgin biçimde artırdığını belirtmiştir. Restoratöre göre asıl kazanç ziyaretçi sayısı değil, insanların bir eserin arkasındaki emeği fark etmesidir. Müze, önümüzdeki yıl restorasyon sürecini konu alan küçük bir belgesel hazırlamayı planlamaktadır.

Bu parçanın birinci ve ikinci bölümü karşılaştırıldığında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) İkinci bölüm, birinci bölümde anlatılanların yanlış olduğunu göstermektedir B) Birinci bölüm halkla ilişkileri, ikinci bölüm restorasyon tekniklerini ele almaktadır C) Birinci bölüm restorasyonun ilkelerini, ikinci bölüm bu sürecin halka açılmasının etkilerini ele almaktadır D) Birinci bölüm müzenin tarihini, ikinci bölüm eserlerin fiyatını konu almaktadır E) Her iki bölüm de yalnızca restoratörün kişisel geçmişini anlatmaktadır

Sözel Anlam · Paragraf

23. Sonbahar rüzgârı, vadinin üzerine ince bir sis tabakası gibi çökmüştü. Kızıla dönen yapraklar, hafif esintiyle dallardan ayrılıp yavaşça toprağa süzülüyordu. Uzaktaki tepelerin ardından yükselen güneş, ışıklarını sisin arasından süzerek vadiye altın rengi bir görünüm veriyordu. Derenin kıyısındaki söğütler, suyun akışına eşlik eder gibi hafifçe sallanıyordu.

Bu parçanın anlatımında ağırlıklı olarak hangi anlatım biçiminden yararlanılmıştır?

A) Betimleme B) Öyküleme C) Tartışma D) Karşılaştırma E) Örneklendirme

Sözel Anlam · Paragraf

24. Yüksek dağ ormanlarında yağmur az yağsa da ağaçlar sürekli ıslaktır. Bunun nedeni, vadiden yükselen sisin ağaç yapraklarına çarparak damlacıklara dönüşmesidir. Yapraklar bu damlacıkları toplar, gövdeye ve oradan toprağa iletir. Ölçümler, bazı ormanlarda bu yolla toplanan suyun yağmurla gelenden fazla olduğunu gösteriyor. Ağaçlar kesildiğinde sis yine gelir; ama onu tutacak yaprak olmadığından su, dağı aşıp gider.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir?

A) Sisin yalnızca sabah saatlerinde ormana ulaştığına B) Yüksek dağ ormanlarında yağmurun hiç yağmadığına C) Sisten toplanan suyun içme suyu olarak kullanıldığına D) Ağaçların yok olmasının sisten su elde edilmesini engellediğine E) Yapraklı ağaçların iğne yapraklılardan daha çok su topladığına

Sözel Anlam · Paragraf

25. Şehir müzesinin bodrum katındaki restorasyon atölyesi, yıllar içinde hasar görmüş tabloları ve heykelleri özgün hâline yaklaştırmaya çalışır. Atölyenin başındaki restoratöre göre bir eseri onarmak, onu yeniden boyamak değil, kaybolan izleri saygıyla tamamlamaktır. Restoratör, hangi rengin özgün olduğuna karar veremediği noktalarda boyamayı tamamlamak yerine o bölgeyi bilinçli olarak yarım bırakır. Ona göre «bir eserin geçmişini gizlemek, onu ikinci kez kaybetmektir». Bu ilke gereği restorasyon atölyesinde hiçbir onarım, orijinal malzemenin üzerini tamamen örtecek şekilde yapılmaz. Restoratör, çıraklarına ilk öğrettiği kuralın "emin değilsen dokunma" olduğunu söyler. Bazı eserlerin onarımı, tek bir santimetrekarelik alan için haftalarca sürebilir. Atölyede kullanılan malzemelerin çoğu, eserin yapıldığı döneme uygun olacak şekilde özel olarak hazırlanır.

Müze yönetimi, son yıllarda restorasyon sürecini ziyaretçilerden gizlemek yerine camlı bir bölmeyle sergilemeye başlamıştır. Bu değişiklik ilk başta restoratörü rahatsız etmiş, çünkü çalışırken izlenmek ona yabancı gelmiştir. Zamanla restoratör, ziyaretçilerin sorularının kendi işine bakış açısını da zenginleştirdiğini fark etmiştir. Müzeye gelen çocuklar, restorasyonu izleyerek eserlerin "hazır" değil "hâlâ yaşayan" nesneler olduğunu öğrenmeye başlamıştır. Müze yönetimi, bu uygulamanın ziyaretçi sayısını da belirgin biçimde artırdığını belirtmiştir. Restoratöre göre asıl kazanç ziyaretçi sayısı değil, insanların bir eserin arkasındaki emeği fark etmesidir. Müze, önümüzdeki yıl restorasyon sürecini konu alan küçük bir belgesel hazırlamayı planlamaktadır.

Bu parçada altı çizili «bir eserin geçmişini gizlemek, onu ikinci kez kaybetmektir» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bir eserin değeri, yalnızca sergilendiği müzeye bağlıdır B) Restorasyon, eserin fiziksel bütünlüğünü hiçbir zaman tam olarak sağlayamaz C) Restoratörler, eserlerin orijinal rengini her zaman kesin olarak bilir D) Bir eserin izlerini yok sayarak onarmak, o esere ait tarihsel bilgiyi de yok etmek anlamına gelir E) Eserler, restore edilmeden önce zaten değerlerini kaybetmiş sayılır

Sözel Anlam · Paragraf

26. Kıyı kasabasındaki küçük tersanede tekneler, hâlâ elle işlenen ahşap kalıplarla inşa edilir. Usta tekne yapımcısına göre bir teknenin gövdesi, tahtanın doğal eğrisine karşı değil onunla birlikte şekillendirilmelidir. Bu yüzden her tahta, kesilmeden önce günlerce suda bekletilerek esnekliği test edilir. Ustaya göre «bir tahtayı zorlarsan teknen değil, ustan yenilir». Bu ilke gereği tersanede hiçbir parça, doğal eğrisinin tersine bükülerek kullanılmaz. Yapım süreci, tek bir tekne için bazen altı ayı bulabilir. Ustanın çırakları, önce çekiç kullanmayı değil, tahtanın sesini dinlemeyi öğrenir. Tersanede üretilen tekneler, bölgedeki balıkçılar arasında dayanıklılığıyla tanınır.

Komşu kasabada açılan yeni bir tesis ise tekneleri bilgisayar kontrollü makinelerle, çok daha kısa sürede üretmektedir. Bu tesiste bir teknenin gövdesi, ustanın atölyesindekinin onda biri kadar bir sürede tamamlanabilmektedir. Usta, bu hızın kendisini rahatsız etmediğini, yalnızca farklı bir ihtiyaca hizmet ettiğini söyler. Ona göre makineyle üretilen tekneler de güvenlidir, ancak her teknenin kendine özgü bir "karakteri" olmaz. Yeni tesisin sahibi ise geleneksel yöntemin artık günümüz talebini karşılayamayacağını savunmaktadır. Buna karşın iki taraf da, iyi bir teknenin ölçütünün üretim hızı değil suyla kurduğu denge olduğu konusunda hemfikirdir. Bölgedeki balıkçıların bir kısmı hâlâ geleneksel tersaneyi tercih ederken bir kısmı yeni tesisin sunduğu düşük fiyatı önemsemektedir.

Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Geleneksel tersanede bir teknenin yapımı aylarca sürebilmektedir B) Tahtalar, kesilmeden önce belirli bir süre suda bekletilmektedir C) Usta, yeni tesisin üretim hızından rahatsızlık duyduğunu belirtmiştir D) Yeni tesiste üretilen teknelerin de güvenli olduğu kabul edilmektedir E) Bölgedeki balıkçıların tercihleri, tersaneler arasında farklılık göstermektedir

Sözel Anlam · Paragraf

27. (I) Çizilen çizgileri makasla dikkatlice keser. (II) Kalıbı kumaşın üzerine tebeşirle çizer. (III) Terzi, dikeceği elbise için önce kumaşı düz bir masaya serer. (IV) Kesilen parçaları dikiş makinesinde birleştirir. (V) Son olarak elbiseyi ütüleyip son hâlini verir.
Bu parçada anlam akışına göre numaralanmış cümlelerden hangileri birbiriyle yer değiştirmelidir?

A) I ve III B) II ve III C) I ve II D) III ve V E) IV ve V

Sözel Anlam · Paragraf

28. Aynı türden kuşların farklı vadilerde farklı ötüşleri olduğu uzun süredir biliniyor. Bu farklılık, yavru kuşların ötüşü doğuştan bilmemesinden, çevresindeki yetişkinlerden dinleyerek öğrenmesinden kaynaklanıyor. Bir vadideki küçük bir söyleyiş değişikliği, kuşaklar boyunca aktarıldıkça o vadiye özgü bir ağıza dönüşüyor. Araştırmacılar, bu ağızların zamanla türlerin ayrışmasına katkı sunup sunmadığını henüz kesin olarak bilmiyor. Ancak kimi bölgelerde dişilerin kendi vadisinin ötüşünü tercih ettiği gözlemleniyor.

Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı vardır?

A) Dişi kuşlar yabancı ötüşleri neden reddetmektedir? B) Ağız farkları türlerin ayrışmasına ne ölçüde katkı sunmaktadır? C) Hangi kuş türlerinde ötüş farkı en belirgindir? D) Vadiler arasındaki ötüş farkı nasıl ortaya çıkmaktadır? E) Kuşlar ötüşü kaç haftada öğrenmektedir?

Sözel Anlam · Paragraf

29. Ovada akan bir nehir hiçbir zaman düz gitmez; kıvrılır, döner, bazen kendi eski yatağına geri bakar. Bu kıvrımlar bir kararsızlık değil, «suyun toprakla yaptığı uzun bir pazarlıktır». Her dönemeçte nehir bir kıyıyı oyar, karşı kıyıya kum bırakır; böylece ovayı her yıl biraz daha yeniden çizer. Nehri düzleştiren kanallar bu pazarlığı bitirir; su hızlanır, toprak taşınır, kıyılar çıplak kalır. Nehrin dolambacı, ovayı hem şekillendiren hem koruyan şeydir.

Bu parçada altı çizili sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Suyun toprağı zamanla tamamen aşındırması B) Nehrin yatağını her yıl aynı yerden geçirmesi C) Nehrin ovada bir yön belirleyememesi D) Toprağın suyu içine çekerek tutması E) Nehir ile toprağın karşılıklı etkileşimle dengeye ulaşması

Sözel Mantık · Sözel Mantık

30. Aylin, Barış ve Ceren bir elektronik mağazasından birer ürün (telefon, tablet, saat) satın almıştır; her biri farklı bir ürün almıştır. Her ürünün rengi siyah ya da beyazdır; ödemesi ise peşin ya da taksitle yapılmıştır.
- Telefon alan kişi siyah ürün almamıştır.
- Ceren tablet almamıştır.
- Barış'ın ödemesi peşindir.
- Saat alan kişinin ödemesi taksitledir.
- Aylin'in ürünü siyahtır.
- Ceren'in ödemesi Barış'ınkiyle aynı değildir.
Barış'ın telefon aldığı bilindiğine göre, aşağıdakilerden hangisi kesin olarak doğrudur?

A) Ceren saat almıştır. B) Aylin peşin ödemiştir. C) Barış taksitle ödemiştir. D) Ceren'in ürünü siyahtır. E) Aylin saat almıştır.

Sözel Mantık · Sözel Mantık

31. Bir işyerinde Pazartesi'den Cuma'ya kadar beş günlük nöbeti Aslı ile Burak adlı iki çalışan paylaşmaktadır; her gün nöbeti bu ikisinden yalnızca biri tutar ve her nöbet sabah ya da akşam vardiyasında tutulur.
- Bu beş günde Aslı 3 gün, Burak 2 gün nöbet tutmuştur.
- Aynı kişi art arda üç gün nöbet tutmamıştır.
- Pazartesi nöbetini Burak tutmamıştır.
- Aslı hiçbir gün akşam vardiyasında nöbet tutmamıştır.
- Çarşamba günkü vardiya akşamdır.
Perşembe nöbetini Burak'ın tuttuğu bilindiğine göre, aşağıdakilerden hangisi kesin olarak doğrudur?

A) Cuma nöbetini Aslı tutar ve vardiyası sabahtır. B) Salı nöbetini Burak tutar. C) Çarşamba nöbetini Aslı tutar. D) Perşembe vardiyası akşamdır. E) Cuma vardiyası akşamdır.

Sözel Mantık · Sözel Mantık

32. Nil, Onur, Pelin ve Rana adlı dört koşucu bir yarışı beraberlik olmadan tamamlamıştır. Şu bilgiler verilmiştir:
1) Onur, Pelin'den hemen önce bitirmiştir.
2) Nil, birinci olmamıştır.
3) Rana, Onur'dan önce bitirmiştir.
4) Pelin son sırada değildir.
Buna göre yarışı kim son sırada (dördüncü) tamamlamıştır?

A) Nil B) Belirlenemez C) Rana D) Pelin E) Onur

Sözel Mantık · Sözel Mantık

33. Aslı, Barış, Cansu, Doğa ve Ege adlı beş arkadaş sinemada yan yana dizilmiş, soldan sağa 1'den 5'e kadar numaralandırılmış koltuklarda oturmaktadır. Şu bilgiler verilmiştir:
1) Aslı, 1 numaralı koltukta oturmaktadır.
2) Ege, Barış'ın hemen solunda oturmaktadır.
3) Cansu, Doğa'nın hemen sağında oturmaktadır.
4) Barış, 5 numaralı koltukta oturmamaktadır.
Buna göre Doğa hangi numaralı koltukta oturmaktadır?

A) 3 B) 5 C) 2 D) 4 E) Belirlenemez

Sözel Mantık · Sözel Mantık

34. Bir işyerinde Pazartesi'den Cuma'ya kadar beş günlük nöbeti Aslı ile Burak adlı iki çalışan paylaşmaktadır; her gün nöbeti bu ikisinden yalnızca biri tutar ve her nöbet sabah ya da akşam vardiyasında tutulur.
- Bu beş günde Aslı 3 gün, Burak 2 gün nöbet tutmuştur.
- Aynı kişi art arda üç gün nöbet tutmamıştır.
- Pazartesi nöbetini Burak tutmamıştır.
- Aslı hiçbir gün akşam vardiyasında nöbet tutmamıştır.
- Çarşamba günkü vardiya akşamdır.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi kesinlikle olamaz?

A) Aslı akşam vardiyasında nöbet tutar. B) Perşembe nöbetini Burak tutar. C) Pazartesi nöbetini Aslı tutar. D) Salı nöbetini Burak tutar. E) Çarşamba vardiyası akşamdır.

Sözel Mantık · Sözel Mantık

35. Kaya, Lida ve Mira adlı üç kişi ya her zaman doğru söyleyen bir 'doğrucu' ya da her zaman yalan söyleyen bir 'yalancıdır'. Bu üç kişi şu ifadeleri vermiştir:
- Kaya: "Lida ve Mira'nın ikisi de yalancıdır."
- Lida: "Kaya doğrucudur."
- Mira: "Kaya ile Lida aynı türdendir (ikisi de doğrucu ya da ikisi de yalancıdır)."
Buna göre aşağıdakilerden hangisi kesinlikle doğrudur?

A) Kaya yalancı, Lida doğrucu, Mira yalancıdır. B) Kaya doğrucu, Lida yalancı, Mira doğrucudur. C) Üçü de yalancıdır. D) Üçü de doğrucudur. E) Kaya yalancı, Lida yalancı, Mira doğrucudur.

Cevap Anahtarı

1-C 2-D 3-C 4-C 5-C 6-B 7-D 8-D 9-A 10-C 11-E 12-A 13-E 14-B 15-B 16-D 17-B 18-D 19-E 20-B 21-A 22-C 23-A 24-D 25-D 26-C 27-A 28-D 29-E 30-A 31-A 32-A 33-D 34-A 35-E

8genales · ALES Hazırlık · sekizgenacademy.com