Paragraf Maratonu (40 Soru)
Ad Soyad: ______________________ Tarih: 28.10.2026 40 soru 60 dakika
Çalışma Kağıdı
Paragraf Maratonu (40 Soru)
Sayfa numarası için yazdırma penceresinde "Üstbilgi/altbilgi"ni aç
40 soru · şıkları kağıt üzerinde işaretle, cevap anahtarı son sayfada
Sözel Anlam · Paragraf
1. Şehrin eski kütüphanesi, yıllarca kullanılmadığı için tozlu raflardan ibaret kalmıştı. Belediye, binayı yıkmak yerine onarıp yeniden hizmete açmaya karar verdi. Duvarlar boyandı, raflar yenilendi, eski kitaplar dijital ortama aktarıldı. ---- Böylece kütüphane, hem geçmişin izlerini taşıyan hem de bugünün ihtiyaçlarına yanıt veren bir mekâna dönüştü.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Sözel Anlam · Paragraf
2. Kıyı şeritlerinde yaşayan canlı türlerinin çoğu, hem karasal hem de deniz koşullarına belirli ölçüde uyum sağlamış özel fizyolojik yapılara sahiptir. Gelgitle birlikte saatlerce su altında kalıp ardından güneşe açık kalabilen bu canlılar, hem nem kaybına hem de tuz yoğunluğundaki ani değişime dayanabilecek mekanizmalar geliştirmiştir. Bu uyum, kıyı ekosistemlerinin, görünürdeki sakin yapısının aksine, canlılar için oldukça değişken ve zorlayıcı bir ortam sunduğunu göstermektedir. Dolayısıyla kıyı bölgelerini yalnızca dinlenme ve eğlence alanı olarak görmek, bu ortamın biyolojik karmaşıklığını gözden kaçırmaya neden olabilir.
Bu parçada yazarın temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
3. Su değirmenlerinde değirmentaşının ayarı, öğütülen unun inceliğini belirler. Taşlar fazla sıkıştırılırsa un çok ince olur ama sıcaklık yükselir; bu ısı da unun besin değerini ve kokusunu bozar. Taşlar gevşek bırakılırsa ısınma azalır, fakat un iri çıkar ve ekmeğe yaramaz. Usta değirmenci bu iki ucun arasında, suyun o günkü akışına göre ince bir denge arar. Suyun hızını yönlendiren savak da gün içinde değişebilir. Hızlı akan su taşları daha çabuk döndürür, yavaş akan su ise aynı ayarda bile farklı bir un çıkarır. Bu nedenle ------; her sabah suyun hızına, tahılın nemine bakarak ayarı yeniden yapmak zorundadır.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşünce akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Sözel Anlam · Paragraf
4. Şehrin dışındaki botanik bahçesinin bodrum katında, sıcaklığı sabit tutulan bir tohum bankası bulunur. Buraya toplanan tohumlar, gelecekte bir bitki türü yok olursa yeniden üretilebilmesi amacıyla saklanır. Bankanın sorumlusu, her tohumun etiketine yalnızca türün adını değil, toplandığı yılın iklim koşullarını da not eder. Ona göre «bir tohum, içinde yalnızca bir bitkiyi değil geçmiş bir mevsimi de taşır». Bu nedenle aynı türden farklı yıllara ait tohumlar, birbirinin yerine geçmez. Bankada saklanan bazı tohumlar, uygun koşullarda yüzyıl sonra bile çimlenebilir. Ancak sorumluya göre asıl zorluk saklamak değil, hangi tohumun öncelikli olarak toplanması gerektiğine karar vermektir. Nesli hızla azalan bitkilerin tohumları, bu yüzden listede her zaman ilk sıradadır. Bahçe yönetimi, son yıllarda çevredeki çiftçilerden de yerel tohum örnekleri toplamaya başlamıştır. Bu işbirliği, hem türlerin çeşitliliğini korumuş hem de çiftçilerle bahçe arasında güven ilişkisi kurmuştur. Sorumlu, topladığı her tohumun gelecekte kime, hangi amaçla verileceğini bilmediğini ama bunun önemli olmadığını söyler. Ona göre bir tohumu saklamak, onu kimin kullanacağını bilmeden bir mektup yazmaya benzer. Bahçede düzenlenen atölyelerde ziyaretçilere, en sık karşılaşılan hatanın tohumları nemden değil ışıktan korumayı ihmal etmek olduğu anlatılır. Sorumluya göre bu küçük ayrıntı, yıllarca süren bir çalışmayı bir anda boşa çıkarabilir.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
Sözel Anlam · Paragraf
5. Yön bulma uygulamalarının yaygınlaşmasından sonra bazı araştırmacılar, insanların mekânsal belleğinin zayıflayıp zayıflamadığını sordu. Bir kentte yapılan deneyde katılımcıların yarısına uygulama verildi, diğer yarısı kâğıt haritayla yola çıktı. Uygulama kullananlar hedefe daha hızlı vardı; ancak ertesi gün aynı yolu yardımsız tarif etmeleri istendiğinde büyük çoğunluğu dönüş noktalarını hatırlayamadı. Kâğıt harita kullananlar ise yolda daha çok duraklamış olsa da güzergâhı ayrıntısıyla anlatabildi. Bu sonuç, kolaylığın bedelinin bazen bellek olduğunu düşündürüyor.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
Sözel Anlam · Paragraf
6. Demirci, çeliği ısıtırken rengine bakar; kızıllıktan sarıya geçen ton, sıcaklığın ölçüsüdür. Metal fazla ısıtılırsa tane yapısı bozulur ve sonradan dövülse bile eski sağlamlığına kavuşmaz. Soğuk dövüldüğünde ise çatlar. Bu yüzden iyi bir demircinin ustalığı, çekici sallayan koldan çok, ateşe bakan gözdedir. Aynı çelik, sıcaklığı doğru yakalandığında birkaç vuruşta biçim alır; yanlış yakalandığında saatlerce uğraşılsa da kusuru kapanmaz. Çıraklar bu yüzden ilk yıllarını çekiç tutarak değil, ateşi izleyerek geçirir. Gücün her çırakta bulunabilen bir şey olması, sıcaklığı okumanın ise ancak yıllar içinde kazanılması da bunu doğrular.
Bu parçada, ana düşünceyi destekleyen yardımcı düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
7. Gün içinde öğrenilen bilgilerin kalıcı hâle gelmesinde uykunun payı uzun süredir tartışılıyor. Bir deneyde katılımcılara akşam bir dizi sözcük çifti öğretildi; yarısı uyudu, diğer yarısı aynı süre boyunca uyanık tutuldu. Sabah yapılan testte uyuyan grup belirgin biçimde daha çok çift hatırladı. Ancak uyanık tutulan grubun, ertesi gece uyuduktan sonra yapılan ikinci testte aradaki farkı büyük ölçüde kapattığı görüldü. Bu, uykunun bilgiyi pekiştirdiğini ama bunu yapmak için belli bir gece penceresine bağlı olmadığını düşündürüyor.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir?
Sözel Anlam · Paragraf
8. Şehrin gürültüsünden uzak bir tepede her ay bir araya gelen amatör gökyüzü gözlemcileri, teleskoplarını kurup gece boyunca nöbetleşe gözlem yapar. Grubun en deneyimli üyesi, yeni katılanlara önce yıldızları değil, gökyüzünün genel hareketini tanımayı öğretir. Ona göre «gökyüzü, sabırla okunması gereken yavaş bir kitaptır». Bu yüzden ilk gecelerde teleskop kullanımı yerine çıplak gözle gözlem yapılması istenir. Grup üyeleri, bulut örtüsü yüzünden çoğu ay en az bir gözlem gecesini iptal etmek zorunda kalır. Buna rağmen grup, on yılı aşkın süredir düzenli toplanmayı sürdürmüştür. Deneyimli üye, acele eden yeni üyelerin genellikle ilk aylarda hayal kırıklığına uğradığını söyler. Çünkü gökyüzündeki bir değişimi fark edebilmek, aynı bölgeyi defalarca gözlemlemeyi gerektirir. Grup, gözlemlerini ortak bir deftere kaydederek yıllar içinde küçük bir veri arşivi oluşturmuştur. Bu arşiv, zaman zaman üniversitedeki araştırmacılarla da paylaşılmaktadır. Deneyimli üyeye göre asıl öğrenilmesi gereken şey, gökyüzünü değil sabrı gözlemlemektir. Yeni üyelerden bazıları, birkaç ay sonra teleskopu bir kenara bırakıp yalnızca gözlemlemeyi tercih etmeye başlamıştır. Grup, her yılın sonunda bir araya gelip o yıl gözlemlenen en dikkat çekici olayı oylamayla seçer.
Bu parçada altı çizili «gökyüzü, sabırla okunması gereken yavaş bir kitaptır» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
9. Her yıl aynı mevsimde binlerce kilometre öteye göç eden kuşların bu uzun yolculuğu nasıl şaşırmadan tamamladığı uzun süre tam olarak açıklanamamıştır. Yıldızların konumundan yer çekimi alanına, güneşin açısından tanıdık coğrafi işaretlere kadar pek çok etken üzerinde durulmuş, fakat hiçbiri tek başına yeterli bulunmamıştır. Bugün araştırmacıların çoğu, kuşların bu etkenlerin birkaçını aynı anda kullandığı ve birinin yetersiz kaldığı durumda diğerine geçtiği görüşünde birleşmektedir. Bu bakış açısı, doğadaki pek çok karmaşık davranışı tek bir nedene bağlamanın ne denli eksik kalabileceğini de hatırlatmaktadır.
Bu parçanın yazarının kuşların yön bulma yeteneğine yaklaşımı için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Sözel Anlam · Paragraf
10. Şehir müzesinin bodrum katındaki restorasyon atölyesi, yıllar içinde hasar görmüş tabloları ve heykelleri özgün hâline yaklaştırmaya çalışır. Atölyenin başındaki restoratöre göre bir eseri onarmak, onu yeniden boyamak değil, kaybolan izleri saygıyla tamamlamaktır. Restoratör, hangi rengin özgün olduğuna karar veremediği noktalarda boyamayı tamamlamak yerine o bölgeyi bilinçli olarak yarım bırakır. Ona göre «bir eserin geçmişini gizlemek, onu ikinci kez kaybetmektir». Bu ilke gereği restorasyon atölyesinde hiçbir onarım, orijinal malzemenin üzerini tamamen örtecek şekilde yapılmaz. Restoratör, çıraklarına ilk öğrettiği kuralın "emin değilsen dokunma" olduğunu söyler. Bazı eserlerin onarımı, tek bir santimetrekarelik alan için haftalarca sürebilir. Atölyede kullanılan malzemelerin çoğu, eserin yapıldığı döneme uygun olacak şekilde özel olarak hazırlanır.
Müze yönetimi, son yıllarda restorasyon sürecini ziyaretçilerden gizlemek yerine camlı bir bölmeyle sergilemeye başlamıştır. Bu değişiklik ilk başta restoratörü rahatsız etmiş, çünkü çalışırken izlenmek ona yabancı gelmiştir. Zamanla restoratör, ziyaretçilerin sorularının kendi işine bakış açısını da zenginleştirdiğini fark etmiştir. Müzeye gelen çocuklar, restorasyonu izleyerek eserlerin "hazır" değil "hâlâ yaşayan" nesneler olduğunu öğrenmeye başlamıştır. Müze yönetimi, bu uygulamanın ziyaretçi sayısını da belirgin biçimde artırdığını belirtmiştir. Restoratöre göre asıl kazanç ziyaretçi sayısı değil, insanların bir eserin arkasındaki emeği fark etmesidir. Müze, önümüzdeki yıl restorasyon sürecini konu alan küçük bir belgesel hazırlamayı planlamaktadır.
Bu parçada altı çizili «bir eserin geçmişini gizlemek, onu ikinci kez kaybetmektir» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
11. (I) Kuruyunca yünler sıcak bir kahverengi tona bürünmüştü. (II) Kabukları uzun süre kaynatarak koyu bir renk elde etti. (III) Bir dokumacı, yünlerini boyamak için doğal bir yöntem denemek istedi. (IV) Yünleri bu karışıma daldırıp birkaç saat bekletti. (V) Bahçesindeki soğan kabuklarını topladı.
Bu cümleler anlamlı bir paragraf oluşturacak biçimde sıralandığında baştan ikinci cümle hangisi olur?
Sözel Anlam · Paragraf
12. Yeraltında ışıktan yoksun, sıcaklığı ve nemi yıl boyunca neredeyse sabit kalan mağara ortamları, hem jeologlar hem de biyologlar için eşsiz bir araştırma alanı sunar. Mağara tabanında biriken sarkıt ve dikitlerin katmanları, binlerce yıllık yağış ve sıcaklık değişimlerinin izini taşıdığından, geçmiş iklimi yeniden kurmak isteyen araştırmacılara güvenilir bir kayıt sağlar. Öte yandan bu karanlık ortamda yaşamını sürdürmeyi başaran bazı canlı türleri, görme yetisini büyük ölçüde yitirmiş, bunun karşılığında dokunma ve koku duyularını geliştirmiştir. Dolayısıyla bir mağara, yalnızca jeolojik bir oluşum değil, kendine özgü bir ekosistemin de barınağıdır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
13. Bisikletle ulaşımın yaygınlaşması konusunda birinci görüşe göre sorun altyapıdır: kentte ayrılmış yollar yoksa insanlar bisiklete binmeyi akıllarına bile getirmez. İkinci görüşe göre ise asıl engel alışkanlıktır: yolu açılan hiçbir kent, sürücülerin ve yayaların davranışı değişmeden bisiklet kentine dönüşmemiştir. Her iki görüşün de ortak kaygısı, bisikletin kentte güvenli ve sürekli bir ulaşım seçeneği olarak yer bulmasıdır; fark, bu amaca hangi yoldan ulaşılacağındadır. Deneyimli kentlerin bazıları yol yapmakla, bazıları kampanya yürütmekle işe başlamıştır. Yazara göre iki görüş birbirinin alternatifi değildir; çünkü alışkanlık değişimi çoğunlukla somut bir imkânla başlar. Ancak imkân da yalnızca kullanıldığı ölçüde değer kazanır. Yine de ilk adım, ayrılmış yolların kendisi olmalıdır.
Yazar, ikinci görüşten aşağıdaki noktaların hangisinde ayrılmaktadır?
Sözel Anlam · Paragraf
14. Dağ dereleri, ovadaki nehirlerden çok farklı bir canlı topluluğu barındırır. Su hızlı aktığından buradaki böcek larvaları, taşlara tutunmalarını sağlayan kancalı bacaklar ya da yassı gövdeler geliştirmiştir. Suyun soğuk olması, içindeki oksijen miktarını yüksek tutar; bu da hızlı akıntıya dayanabilen canlıların bol besinle karşılaşması demektir. Balıklar ise akıntının zayıfladığı kaya diplerinde bekleyip sürüklenen larvaları yakalar. Bu yüzden derenin en sakin görünen köşeleri, aslında en yoğun avlanma alanlarıdır.
Bu parçada dağ dereleriyle ilgili aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?
Sözel Anlam · Paragraf
15. Bir bilgiyi tek seferde uzun süre çalışmak yerine, aynı bilgiyi artan aralıklarla birkaç kez tekrar etmek, kalıcı öğrenme açısından daha etkili bulunmuştur. Örneğin bir gün boyunca kesintisiz dört saat çalışan bir öğrenci ile aynı dört saati bir hafta boyunca günde yarım saat olacak şekilde bölen bir öğrenci karşılaştırıldığında, ikinci öğrencinin bir ay sonra yapılan sınavda daha başarılı olduğu gözlemlenmiştir. Bu fark, beynin bilgiyi pekiştirmek için tekrarlar arasında belirli bir unutma payına ihtiyaç duymasıyla açıklanmaktadır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Sözel Anlam · Paragraf
16. Kalabalık bir caddede yürüyen biri, önce etrafındaki tüm sesleri aynı yoğunlukta duyar; motor sesi, konuşmalar, inşaat gürültüsü iç içe geçmiştir. Ancak birkaç dakika sonra zihin, bu karmaşadan kendine gerekli olanı ayıklamaya başlar ve örneğin arkasından gelen bir bisikletin zilini fark eder. Bu süzme yeteneği, sesleri tek tek susturmaz; yalnızca hangisine öncelik verileceğini yeniden düzenler. Kentte uzun süre yaşayanlarda bu düzenleme o denli gelişir ki bazı sesler artık arka plana çekilir ve neredeyse duyulmaz hâle gelir.
Bu parçada geçen «arka plana» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
17. Şehir kütüphanesinin en üst katı, yalnızca sessiz okuma için ayrılmıştır. Buraya girenler telefonlarını kapatmak zorunda değildir ama sesli konuşmak kesinlikle yasaktır. Kat görevlisi, gürültüye neden olan kişiyi uyarmak yerine önce yanına oturup birkaç dakika sessizce beklemeyi tercih eder. Bu küçük jest, çoğu zaman kişiyi kendiliğinden sessizliğe davet eder. Görevliye göre «sessizlik, sözle değil örnekle ekilen bir tohumdur». Yıllar içinde bu yöntem, katın en gürültücü ziyaretçilerini bile sadık birer sessiz okura dönüştürmüştür. Kütüphane yönetimi bu uygulamayı diğer katlara da yaymayı planlamaktadır.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Sözel Anlam · Paragraf
18. (I) Bahçe mimarı, küçük bir avluyu yeşil alana dönüştürmek istedi. (II) Toprağın eğimini dikkate alarak su birikmesini önleyecek bir drenaj planladı. (III) Gölge seven bitkileri duvar diplerine, güneş seven bitkileri ortaya yerleştirdi. (IV) Birkaç ay içinde avlu, renkli çiçeklerle dolu bir köşeye dönüştü. (V) Bitkilerin çoğu komşu şehirdeki bir fidanlıktan getirtilmişti.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Sözel Anlam · Paragraf
19. Bir klavyede yazı yazmak, parmakların önceden belirlenmiş tuşlara basmasından ibaretken; elle yazmak, her harfin biçimini anlık olarak oluşturan ince kas hareketlerini gerektirir. Klavyeyle yazılan bir metin, kim tarafından yazılırsa yazılsın aynı yazı tipinde görünürken, elle yazılmış bir metin, yazarına özgü eğim, basınç ve harf biçimiyle neredeyse bir parmak izi gibi kişiye özgüdür. Üstelik çocuklarda el yazısı pratiğinin, ince motor becerilerin gelişimine klavye kullanımından daha fazla katkı sağladığı gözlemlenmiştir. Bu nedenle dijitalleşmenin yaygınlaştığı günümüzde bile el yazısının tamamen bir kenara bırakılması önerilmemektedir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Sözel Anlam · Paragraf
20. Vadinin girişindeki eski değirmen, artık yalnızca turistlerin uğrak yeri olsa da değirmenci torunu onu hâlâ çalışır durumda tutar. Ona göre «bir değirmenin gücü hızda değil sabırda saklıdır». Coşkun bir sel, taşı bir anda hızla döndürse de kısa sürede tükenip değirmeni durdurur. Oysa ince ve sürekli bir akış, saatlerce kesintisiz un öğütebilir. Torun, bu gözlemi yıllar içinde ziyaretçilere anlatarak küçük bir atölye dersine dönüştürmüştür. Değirmenin dişlileri artık müzelik olsa da mekanizmanın kendisi hâlâ gerçek buğdayı öğütebilecek durumdadır.
Bu parçada altı çizili «bir değirmenin gücü hızda değil sabırda saklıdır» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
21. (I) Kütüphaneci, nadir bir el yazmasını nemden korumak için özel bir dolaba yerleştirdi. (II) Kütüphanenin girişindeki okuma salonu geçen ay yeniden döşenmişti. (III) Dolabın içindeki nem oranını düzenli olarak ölçmeye başladı. (IV) Kitabın sayfalarını doğrudan güneş ışığından uzak tuttu. (V) Bu önlemler sayesinde el yazması yıllar sonra bile ilk günkü gibi kaldı.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Sözel Anlam · Paragraf
22. Her sonbaharda binlerce kilometre öteye göç eden turna sürüleri, rotalarını doğuştan değil, deneyimli bireylerden öğrenerek belirler. Sürüde en önde uçan kuşlar genellikle en yaşlı ve en tecrübeli bireylerdendir. Araştırmacılara göre «bir turna sürüsü, kanatlarıyla değil hafızasıyla yol alır». Genç kuşlar ilk göçlerinde yalnızca izler, rotayı ezberlemeye çalışmaz. Ancak birkaç göç mevsimi geçtikten sonra aynı genç kuşlar, rotanın büyük bölümünü kendi başlarına hatırlayabilir hâle gelir. Bilim insanları, sürüden ayrılıp insan eliyle yetiştirilen turnaların rotayı hiç öğrenemediğini gözlemlemiştir. Bu durum, rotanın genetik değil sosyal bir bilgi olduğunu göstermektedir. Sürüdeki en yaşlı birey öldüğünde, rotanın bir kısmı bazen sürüyle birlikte kaybolabilmektedir. Bu yüzden bazı araştırma grupları, yaşlı turnaların rotalarını insan yapımı uçan araçlarla gençlere öğretmeyi denemiştir. Bu yöntem, özellikle rotasını tamamen kaybetmiş küçük sürülerde başarılı sonuçlar vermiştir. Araştırmacılar, bu yöntemin doğal öğrenmenin yerini almadığını, yalnızca acil durumlarda kullanıldığını vurgular. Turnaların rotayı öğrenme süreci, insan dilinin kuşaktan kuşağa aktarılmasına sıkça benzetilir. Araştırmacılara göre bu benzerlik, göçün yalnızca fiziksel değil aynı zamanda kültürel bir olgu olduğunu düşündürmektedir.
Bu parçada altı çizili «bir turna sürüsü, kanatlarıyla değil hafızasıyla yol alır» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
23. Şehrin dışındaki botanik bahçesinin bodrum katında, sıcaklığı sabit tutulan bir tohum bankası bulunur. Buraya toplanan tohumlar, gelecekte bir bitki türü yok olursa yeniden üretilebilmesi amacıyla saklanır. Bankanın sorumlusu, her tohumun etiketine yalnızca türün adını değil, toplandığı yılın iklim koşullarını da not eder. Ona göre «bir tohum, içinde yalnızca bir bitkiyi değil geçmiş bir mevsimi de taşır». Bu nedenle aynı türden farklı yıllara ait tohumlar, birbirinin yerine geçmez. Bankada saklanan bazı tohumlar, uygun koşullarda yüzyıl sonra bile çimlenebilir. Ancak sorumluya göre asıl zorluk saklamak değil, hangi tohumun öncelikli olarak toplanması gerektiğine karar vermektir. Nesli hızla azalan bitkilerin tohumları, bu yüzden listede her zaman ilk sıradadır. Bahçe yönetimi, son yıllarda çevredeki çiftçilerden de yerel tohum örnekleri toplamaya başlamıştır. Bu işbirliği, hem türlerin çeşitliliğini korumuş hem de çiftçilerle bahçe arasında güven ilişkisi kurmuştur. Sorumlu, topladığı her tohumun gelecekte kime, hangi amaçla verileceğini bilmediğini ama bunun önemli olmadığını söyler. Ona göre bir tohumu saklamak, onu kimin kullanacağını bilmeden bir mektup yazmaya benzer. Bahçede düzenlenen atölyelerde ziyaretçilere, en sık karşılaşılan hatanın tohumları nemden değil ışıktan korumayı ihmal etmek olduğu anlatılır. Sorumluya göre bu küçük ayrıntı, yıllarca süren bir çalışmayı bir anda boşa çıkarabilir.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Sözel Anlam · Paragraf
24. Köylünün 'karıncalar yuvalarını yükseltirse yağmur gelir' demesi, ilk bakışta batıl inanç gibi durur. Oysa karıncanın nem ve basınç değişimini hissetmesi şaşırtıcı değildir; böcek, bedeninin küçüklüğü nedeniyle havadaki değişime insandan önce tepki verir. Elbette bu gözlemlerin hepsi doğru çıkmaz; birçoğu rastlantıya dayanır. Yine de kuşaklar boyu tekrarlanan işaretlerden bir kısmı, ölçüm aleti olmadan havayı izlemenin bir yolu olarak işe yaramıştır. Bu gözlemler çoğunlukla bir olayın ardından başkasının gelmesine dayanır; neden-sonuç ilişkisi kurulamayanlar unutulur, tutanlar ise kuşaktan kuşağa aktarılan kısa deyişlere dönüşür. Bunları topyekûn küçümsemek, ayıklamaktan daha kolaydır ama daha az bilimseldir.
Yazarın bu parçadaki asıl amacı aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
25. Sepet örücülüğünde kullanılan dallar, kesildikten hemen sonra değil, birkaç ay kurutulup sonra yeniden ıslatılarak işlenir. Taze dal örülürken kolay bükülür; ancak kuruduğunda çeker ve örgü gevşer. Kurutulup ıslatılan dal ise son biçimini aldıktan sonra bir daha çekmez. Bu yüzden usta örücüler, bahar başında kestikleri dalları yaz boyunca gölgede bekletir. Sabır burada bir erdem değil, ürünün dağılmaması için bir zorunluluktur.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi söylenemez?
Sözel Anlam · Paragraf
26. Öğrenciler artık bir metni okuduklarında ilk olarak hangi sorunun çıkacağını düşünüyor. Metinde neyin anlatıldığı değil, neyin sorulacağı önemli hâle geldi. Bu tutum, onları hızlı çözücü yapıyor ama merak eden okur olmaktan uzaklaştırıyor. Bir paragrafın peşinden gitmek, ondaki bir fikri saatlerce evirip çevirmek, sınav takvimine sığmıyor. Böylece okuma, bir keşif değil, bir ayıklama işlemine dönüşüyor.
Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?
Sözel Anlam · Paragraf
27. Kumullar, sürekli yer değiştiren tepeleriyle bitkiler için en güç yaşam alanlarından biridir. Burada tutunabilen az sayıdaki tür, kumun üzerine örtüldüğünde gövdesini uzatarak yeniden yüzeye çıkabilir. Kökleri ise yatay olarak metrelerce yayılır; böylece hem kumu bir arada tutar hem de seyrek yağmurları geniş bir alandan toplar. Bu bitkiler olmasaydı rüzgâr kumu iç kesimlere taşır, tarım alanlarını örterdi. Kıyı yönetimlerinin bu türleri koruma altına alması, bir bitkiden çok, bir engeli korumak anlamına gelir.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi söylenemez?
Sözel Anlam · Paragraf
28. Eski bir saat tamircisi, atölyesine getirilen bozuk bir kol saatini masasına yerleştirdi. Kapağını açtığında içindeki dişlilerden birinin yerinden çıktığını fark etti. ---- Saati yeniden birleştirip kurduğunda akrep ve yelkovan pürüzsüzce dönmeye başladı.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Sözel Anlam · Paragraf
29. Farklı kuşaklardan aile üyelerinin bir araya geldiği sohbetlerde, iletişim güçlüğünün çoğu zaman kullanılan sözcüklerden değil, haber alma ve paylaşma alışkanlıklarındaki farklılıktan kaynaklandığı görülür. Yaşlı kuşak, bir haberi genellikle uzun bir anlatıyla ve ayrıntılarıyla aktarmayı tercih ederken, genç kuşak kısa ve öz bir mesajla yetinmeye alışkındır. Bu farklılık, taraflardan biri sabırla dinlemeyi, diğeri ise ayrıntı vermeyi öğrendiğinde bir çatışma değil, karşılıklı bir zenginleşme kaynağına dönüşebilir. Nitekim pek çok aile büyüğü, torunlarından yeni teknolojileri öğrenirken, torunlar da büyüklerinden sabırlı dinleme alışkanlığını edinebilmektedir.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Sözel Anlam · Paragraf
30. Zeytin ağaçlarının bir yıl bol, ertesi yıl az ürün vermesi, yörede uzun süre ağacın «yorulmasıyla» açıklandı. Oysa gözlemler, asıl nedenin budama ve hasat biçimi olduğunu gösteriyor: bol yılda dalları sert silkeleyen üretici, ertesi yıl çiçek açacak genç sürgünleri de koparmış oluyor. Sürgünleri koruyan, hasadı eliyle ve erken yapan üreticilerin bahçelerinde ise yıllar arası dalgalanma belirgin biçimde azalıyor. Bununla birlikte bu yöntem işçilik maliyetini artırdığından geniş bahçelerde her zaman uygulanamıyor. Ağacın doğal bir döngüsü olmadığı da söylenemez; ancak bu döngü, uygun bakımla zayıflatılabilen bir eğilimdir, değişmez bir kader değil. Yöre halkı bu bilgiyi kuşaklardır birbirine aktarır.
Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
Sözel Anlam · Paragraf
31. Kıyı kasabasındaki küçük tersanede tekneler, hâlâ elle işlenen ahşap kalıplarla inşa edilir. Usta tekne yapımcısına göre bir teknenin gövdesi, tahtanın doğal eğrisine karşı değil onunla birlikte şekillendirilmelidir. Bu yüzden her tahta, kesilmeden önce günlerce suda bekletilerek esnekliği test edilir. Ustaya göre «bir tahtayı zorlarsan teknen değil, ustan yenilir». Bu ilke gereği tersanede hiçbir parça, doğal eğrisinin tersine bükülerek kullanılmaz. Yapım süreci, tek bir tekne için bazen altı ayı bulabilir. Ustanın çırakları, önce çekiç kullanmayı değil, tahtanın sesini dinlemeyi öğrenir. Tersanede üretilen tekneler, bölgedeki balıkçılar arasında dayanıklılığıyla tanınır.
Komşu kasabada açılan yeni bir tesis ise tekneleri bilgisayar kontrollü makinelerle, çok daha kısa sürede üretmektedir. Bu tesiste bir teknenin gövdesi, ustanın atölyesindekinin onda biri kadar bir sürede tamamlanabilmektedir. Usta, bu hızın kendisini rahatsız etmediğini, yalnızca farklı bir ihtiyaca hizmet ettiğini söyler. Ona göre makineyle üretilen tekneler de güvenlidir, ancak her teknenin kendine özgü bir "karakteri" olmaz. Yeni tesisin sahibi ise geleneksel yöntemin artık günümüz talebini karşılayamayacağını savunmaktadır. Buna karşın iki taraf da, iyi bir teknenin ölçütünün üretim hızı değil suyla kurduğu denge olduğu konusunda hemfikirdir. Bölgedeki balıkçıların bir kısmı hâlâ geleneksel tersaneyi tercih ederken bir kısmı yeni tesisin sunduğu düşük fiyatı önemsemektedir.
Bu parçada altı çizili «bir tahtayı zorlarsan teknen değil, ustan yenilir» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
32. Bir davranışın alışkanlığa dönüşmesi, o davranışın belirli bir ortamda tekrar tekrar sergilenmesiyle gerçekleşir. Zamanla, davranışı tetikleyen ortam öğesi ile davranışın kendisi zihinde güçlü bir bağ kurar; kişi bu bağı fark etmeden harekete geçer. Yerleşik bir alışkanlığı değiştirmek, yalnızca iradeyi zorlamakla değil, tetikleyici ortamı değiştirmekle kolaylaşır. Üstelik günlük hayatta küçük görünen değişiklikler, uzun vadede birikerek büyük farklar yaratabilir; bu nedenle davranış değişikliğinde sabır ve süreklilik belirleyicidir.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Sözel Anlam · Paragraf
33. Eski çarşının ara sokağındaki küçük atölyede çalışan marangoz Hasan Usta, kırk yılı aşkın bir süredir aynı tezgâhın başında ahşaba şekil veriyordu. Genç ustalar makineleşmenin getirdiği hızdan söz ederken o, her parçayı elle işlemekten vazgeçmiyordu. Ona göre bir sandalyenin ayağını zımparalamak, sadece pürüzü gidermek değil, o parçaya emek vermekti. Müşterileri bazen aynı işi daha ucuza ve hızlıca yaptırabileceklerini söylese de Hasan Usta, aceleye getirilen işin ömrünün kısa olduğunu düşünüyordu. Yıllar geçtikçe atölyesine gelenler azalsa da o, üretim şeklini hiç değiştirmedi.
Bu parçadan Hasan Usta ile ilgili aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
Sözel Anlam · Paragraf
34. (I) Bir çömlekçi, yeni bir vazo yapmadan önce çamuru hazırlar. (II) Çamurun içindeki hava kabarcıklarını çıkarmak için onu uzun süre yoğurur. (III) Şekillendirme bitince vazoyu gölgede yavaşça kurutur. (IV) Ardından çamuru çark üzerine yerleştirip şekil vermeye başlar. (V) Son olarak vazoyu fırında pişirerek dayanıklı hâle getirir.
Bu parçada anlam akışına göre numaralanmış cümlelerden hangileri birbiriyle yer değiştirmelidir?
Sözel Anlam · Paragraf
35. Aylık bütçesini düzenli tutan bir kişi, genellikle harcamalarını sabit ve değişken olmak üzere iki gruba ayırır. Kira, fatura gibi sabit giderler her ay aşağı yukarı aynı kalırken; market, ulaşım gibi değişken giderler aya göre dalgalanabilir. Değişken giderlerin aylık ortalaması hesaplanıp bütçeye bu şekilde yansıtıldığında, ay sonunda beklenmedik bir açık oluşma riski azalır. Böylece gelir ile giderler arasındaki dengeyi korumak, her harcamayı tek tek izlemekten çok, bu iki grubu ayrı yönetmekle mümkün olur.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Sözel Anlam · Paragraf
36. Masal anlatıcıları aynı masalı iki kez anlatırken birbirinin aynısı olmayan iki anlatı ortaya çıkarır; dinleyici kitlesi, mevsim, hatta gecenin saati bile ayrıntıları değiştirir. Bu durum çoğu zaman masalın «bozulması» olarak görülür ve yazıya geçirme çabaları değişmeyen bir asıl metin arar. Oysa anlatıcının serbestliği masalın kusuru değil, onu yaşatan mekanizmasıdır: dinleyiciye göre biçim değiştiren masal, dinleyicisini yitirmeden kuşaktan kuşağa geçebilir; çünkü her yeni dinleyici, masala kendi sorusunu getirir. Kalıba dökülmüş bir metin ise korunur ama konuşulmaz hâle gelir. Her anlatımda biraz değişen masal, bu yüzden hiçbir zaman ikinci kez aynı odada söylenmiş olmaz.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sözel Anlam · Paragraf
37. Yorgancı, pamuğu atmadan önce uzun süre elinde tartar; çünkü dolgunun eşit yayılması, yorganın hem sıcaklığını hem ömrünü belirler. Kumaş ne kadar özenle işlenirse işlensin, içindeki dolgu topaklanmışsa yorgan bir iki kışta yamuk bir yığına döner. Pamuğun atılması, yani liflerin yay ve tokmakla tek tek ayrıştırılması, işin en yorucu ve en sabır isteyen aşamasıdır. Usta, kumaşın üzerine serdiği dolguyu eliyle yoklar, kalın kalan yerleri yeniden dağıtır ve yorgan dikilmeden önce bu işlemi birkaç kez yineler. Acele edilen bir yorganda bu yoklama atlandığı için, ilk yıkamadan sonra beliren topaklar geri dönülemez bir kusura dönüşür. ........ Yorgancılar bu yüzden, dışarıdan görünen işçiliğe değil, içeride kalan dengeye övünür.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşünce akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Sözel Anlam · Paragraf
38. Kasabaya ilk telefon hattı çekildiğinde tek cihaz postanede duruyordu. Görüşmek isteyen, sırasını bekler, memurun bağladığı hatta yüksek sesle konuşurdu; çünkü hattın öbür ucundaki ses zayıf gelirdi. Herkes herkesin konuştuğunu duyduğundan telefon, bir süre için kasabanın en az özel iletişim aracıydı. Evlere hat çekildiğinde bu açıklık bitti; ama insanların bir kısmı, postanedeki o ortak bekleyişi özlediğini yıllar sonra bile söyledi. Bir teknolojinin kişiselleşmesi, onun etrafında oluşan topluluğu da dağıtabiliyor.
Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı vardır?
Sözel Anlam · Paragraf
39. Kıyı kasabasındaki küçük tersanede tekneler, hâlâ elle işlenen ahşap kalıplarla inşa edilir. Usta tekne yapımcısına göre bir teknenin gövdesi, tahtanın doğal eğrisine karşı değil onunla birlikte şekillendirilmelidir. Bu yüzden her tahta, kesilmeden önce günlerce suda bekletilerek esnekliği test edilir. Ustaya göre «bir tahtayı zorlarsan teknen değil, ustan yenilir». Bu ilke gereği tersanede hiçbir parça, doğal eğrisinin tersine bükülerek kullanılmaz. Yapım süreci, tek bir tekne için bazen altı ayı bulabilir. Ustanın çırakları, önce çekiç kullanmayı değil, tahtanın sesini dinlemeyi öğrenir. Tersanede üretilen tekneler, bölgedeki balıkçılar arasında dayanıklılığıyla tanınır.
Komşu kasabada açılan yeni bir tesis ise tekneleri bilgisayar kontrollü makinelerle, çok daha kısa sürede üretmektedir. Bu tesiste bir teknenin gövdesi, ustanın atölyesindekinin onda biri kadar bir sürede tamamlanabilmektedir. Usta, bu hızın kendisini rahatsız etmediğini, yalnızca farklı bir ihtiyaca hizmet ettiğini söyler. Ona göre makineyle üretilen tekneler de güvenlidir, ancak her teknenin kendine özgü bir "karakteri" olmaz. Yeni tesisin sahibi ise geleneksel yöntemin artık günümüz talebini karşılayamayacağını savunmaktadır. Buna karşın iki taraf da, iyi bir teknenin ölçütünün üretim hızı değil suyla kurduğu denge olduğu konusunda hemfikirdir. Bölgedeki balıkçıların bir kısmı hâlâ geleneksel tersaneyi tercih ederken bir kısmı yeni tesisin sunduğu düşük fiyatı önemsemektedir.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Sözel Anlam · Paragraf
40. Yüksek dağ ormanlarında yağmur az yağsa da ağaçlar sürekli ıslaktır. Bunun nedeni, vadiden yükselen sisin ağaç yapraklarına çarparak damlacıklara dönüşmesidir. Yapraklar bu damlacıkları toplar, gövdeye ve oradan toprağa iletir. Ölçümler, bazı ormanlarda bu yolla toplanan suyun yağmurla gelenden fazla olduğunu gösteriyor. Ağaçlar kesildiğinde sis yine gelir; ama onu tutacak yaprak olmadığından su, dağı aşıp gider.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir?
Cevap Anahtarı
1-A 2-E 3-B 4-B 5-A 6-C 7-E 8-D 9-E 10-D 11-E 12-B 13-C 14-C 15-A 16-B 17-C 18-E 19-D 20-B 21-B 22-D 23-A 24-E 25-B 26-A 27-A 28-C 29-C 30-D 31-D 32-E 33-E 34-C 35-C 36-C 37-B 38-D 39-C 40-D
8genales · ALES Hazırlık · sekizgenacademy.com