sekizgenacademy.com

Sözel Anlam Denemesi — Kısa (15 Soru)

Ad Soyad: ______________________     Tarih: 15.09.2026     15 soru 20 dakika

Çalışma Kağıdı

Sözel Anlam Denemesi — Kısa (15 Soru)

Sayfa numarası için yazdırma penceresinde "Üstbilgi/altbilgi"ni aç

15 soru · şıkları kağıt üzerinde işaretle, cevap anahtarı son sayfada

Sözel Anlam · Sözcükte Anlam

1. Yazar, roman boyunca kahramanın iç dünyasını «perdeyi azar azar aralayarak» okura sezdirir; hiçbir şeyi açıkça söylemez, her bölümde küçük bir ipucu bırakır.

Bu cümlede «perdeyi azar azar aralamak» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Okuru şaşırtan beklenmedik dönüşler yapmak B) Kahramanla ilgili gizemi sonuna kadar korumak C) Olayları zaman sırasına göre düzenli biçimde anlatmak D) Anlatımı ayrıntılı betimlemelerle zenginleştirmek E) Bir şeyi tümüyle açıklamadan, parça parça sezdirmek

Sözel Anlam · Cümlede Anlam

2. I. gitti
II. deniz kenarındaki küçük bir kasabaya
III. dikkatle planlayarak
IV. Aile
V. yaz tatili için aylar önce ayırdığı bütçeyi
Yukarıdaki sözcük grupları anlamlı ve kurallı bir cümle oluşturacak biçimde sıralandığında baştan dördüncü olur?

A) I B) II C) III D) IV E) V

Sözel Anlam · Cümlede Anlam

3. Bir okuma kulübünün üyeleri arasında yapılan ankette, haftada en az bir kitap bitiren üyelerin büyük çoğunluğunun kulübe düzenli olarak katıldığı görülmüştür. Ankete katılan üyelerin tamamı, kulüp toplantılarında okudukları kitabı tartışmaktan keyif aldığını belirtmiştir.
Bu parçadan kesin olarak çıkarılabilecek yargı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Kitap okumayan kişiler kulüp toplantılarından hiç keyif almaz. B) Kulübe düzenli katılan her üye haftada en az bir kitap bitirmektedir. C) Anket, kulüp üyelerinin okuma hızını artırdığını kanıtlamıştır. D) Ankete katılan üyelerin tamamı, kulüp toplantılarında kitap tartışmaktan keyif almaktadır. E) Kulübe katılmayan üyeler daha az kitap okumaktadır.

Sözel Anlam · Cümlede Anlam

4. Üniversite kütüphanesindeki günlük ziyaretçi sayısı, sınav dönemlerinde normal döneme göre üç kat artmaktadır. Sınav döneminde kütüphanenin çalışma saatleri de gece yarısına kadar uzatılmaktadır.
Bu parçadan kesin olarak çıkarılabilecek yargı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Sınav dönemi bitince kütüphane tamamen kapatılmaktadır. B) Çalışma saatlerinin uzatılması ziyaretçi sayısını üç katına çıkarmıştır. C) Kütüphane, sınav dönemi dışında hiç ziyaretçi kabul etmemektedir. D) Öğrencilerin tamamı sınavlara kütüphanede çalışarak hazırlanmaktadır. E) Kütüphane, sınav döneminde normal döneme göre daha uzun süre hizmet vermektedir.

Sözel Anlam · Paragraf

5. Kent yönetimleri her yıl yeni bir slogan seçiyor: yeşil kent, akıllı kent, yaşanabilir kent. Sloganlar değişiyor, kaldırımlar değişmiyor. Bir tekerlekli sandalyenin geçemediği kaldırım, kentin en pahalı tanıtım filminde bile görünmüyor. Kent, afişlerde vaat ettiği şeyi sokakta yapmadıkça bu sözcükler yalnızca boya olarak kalıyor. Sorun, hedefin yanlış olması değil; hedefe hiç yürünmemesi.

Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?

A) Kentteki yeşil alanların yapılaşma nedeniyle azalmasından B) Kentin olanaklarının halka yeterince tanıtılmamasından C) Kent sloganlarının her yıl gereksiz yere değiştirilmesinden D) Tanıtım filmlerine kaldırımlardan çok para harcanmasından E) Kent yönetimlerinin söylemle uygulama arasındaki uçurumu kapatmamasından

Sözel Anlam · Paragraf

6. Bazı eğitimciler, ödevlerin öğrencilerin ders dışında da konuya yoğunlaşmasını sağladığını, bu nedenle öğrenmeyi pekiştirdiğini savunur. Buna karşılık başka bir kesim, aşırı ödev yükünün öğrencilerde derse karşı isteksizlik yarattığını ve serbest zamanlarını kısıtladığını öne sürer. İki görüş de kendi içinde haklı gerekçelere dayansa da konu hâlâ eğitimciler arasında tartışılmaya devam etmektedir.

Bu parçanın anlatımında ağırlıklı olarak hangi anlatım biçiminden yararlanılmıştır?

A) Tartışma B) Öyküleme C) Betimleme D) Kişileştirme E) Benzetme

Sözel Anlam · Paragraf

7. (I) Son olarak nalı ata özenle çakarak işini tamamladı. (II) Örsün üzerinde çubuğu dövüp at ayağı biçimine soktu. (III) Nalı soğuk suya daldırarak sertleştirdi. (IV) Köy demircisi, atların ayaklarına uygun nal hazırlamak için ocağı yaktı. (V) Demir çubuğu kor hâline gelene dek ısıttı.
Bu cümleler anlamlı bir paragraf oluşturacak biçimde sıralandığında baştan dördüncü cümle hangisi olur?

A) I B) II C) III D) IV E) V

Sözel Anlam · Paragraf

8. Otomatik çeviri araçları, günlük yazışmaları bir dilden diğerine saniyeler içinde aktarıyor. Bu hız, dil öğrenmeye harcanan yılların artık gereksiz olduğu izlenimini uyandırabilir. Oysa çeviri, sözcükleri değil, sözcüklerin ardındaki niyeti taşımak zorundadır; bir şakanın, bir imanın ya da kibar bir reddin başka dilde nasıl kurulacağını araç değil, iki kültürü de tanıyan bir insan bilir. Araçlar bu tanışıklığı taklit edebilir ama yerine geçemez. Öyleyse dil öğrenmenin geleceği, araçların yerini almakta değil, araçların ne zaman yanıldığını görebilmekte yatıyor.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?

A) Araçların insana özgü bir yetiyi taklit edebildiğine B) Dil bilmenin araçların hatalarını fark etmeyi sağladığına C) Niyet aktarımının kültürel tanışıklık gerektirdiğine D) Çeviri araçlarının günlük yazışmaları hızla aktardığına E) Çeviri araçlarının teknik metinlerde insanı geride bıraktığına

Sözel Anlam · Paragraf

9. Dağ dereleri, ovadaki nehirlerden çok farklı bir canlı topluluğu barındırır. Su hızlı aktığından buradaki böcek larvaları, taşlara tutunmalarını sağlayan kancalı bacaklar ya da yassı gövdeler geliştirmiştir. Suyun soğuk olması, içindeki oksijen miktarını yüksek tutar; bu da hızlı akıntıya dayanabilen canlıların bol besinle karşılaşması demektir. Balıklar ise akıntının zayıfladığı kaya diplerinde bekleyip sürüklenen larvaları yakalar. Bu yüzden derenin en sakin görünen köşeleri, aslında en yoğun avlanma alanlarıdır.

Bu parçada dağ dereleriyle ilgili aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?

A) Larvaların akıntıya karşı geliştirdiği uyumlara B) Sakin görünen köşelerin yoğun avlanma alanı olduğuna C) Hangi mevsimde su düzeyinin yükseldiğine D) Balıkların akıntının zayıfladığı yerlerde beklediğine E) Soğuk suyun oksijen miktarını yüksek tuttuğuna

Sözel Anlam · Paragraf

10. Kıyı kasabasındaki küçük tersanede tekneler, hâlâ elle işlenen ahşap kalıplarla inşa edilir. Usta tekne yapımcısına göre bir teknenin gövdesi, tahtanın doğal eğrisine karşı değil onunla birlikte şekillendirilmelidir. Bu yüzden her tahta, kesilmeden önce günlerce suda bekletilerek esnekliği test edilir. Ustaya göre «bir tahtayı zorlarsan teknen değil, ustan yenilir». Bu ilke gereği tersanede hiçbir parça, doğal eğrisinin tersine bükülerek kullanılmaz. Yapım süreci, tek bir tekne için bazen altı ayı bulabilir. Ustanın çırakları, önce çekiç kullanmayı değil, tahtanın sesini dinlemeyi öğrenir. Tersanede üretilen tekneler, bölgedeki balıkçılar arasında dayanıklılığıyla tanınır.

Komşu kasabada açılan yeni bir tesis ise tekneleri bilgisayar kontrollü makinelerle, çok daha kısa sürede üretmektedir. Bu tesiste bir teknenin gövdesi, ustanın atölyesindekinin onda biri kadar bir sürede tamamlanabilmektedir. Usta, bu hızın kendisini rahatsız etmediğini, yalnızca farklı bir ihtiyaca hizmet ettiğini söyler. Ona göre makineyle üretilen tekneler de güvenlidir, ancak her teknenin kendine özgü bir "karakteri" olmaz. Yeni tesisin sahibi ise geleneksel yöntemin artık günümüz talebini karşılayamayacağını savunmaktadır. Buna karşın iki taraf da, iyi bir teknenin ölçütünün üretim hızı değil suyla kurduğu denge olduğu konusunda hemfikirdir. Bölgedeki balıkçıların bir kısmı hâlâ geleneksel tersaneyi tercih ederken bir kısmı yeni tesisin sunduğu düşük fiyatı önemsemektedir.

Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

A) Bir teknenin gövdesi, yeni tesiste çok daha kısa sürede tamamlanabilmektedir B) Bölgedeki balıkçıların tamamı aynı tercihi paylaşmamaktadır C) Tahtanın doğal eğrisine uygun çalışmak, geleneksel yöntemin temel ilkelerinden biridir D) Usta ve yeni tesisin sahibi, iyi bir teknenin ölçütü konusunda ortak bir görüşe sahiptir E) Yeni tesiste üretilen tekneler, geleneksel tersanedeki teknelerden daha uzun ömürlüdür

Sözel Anlam · Paragraf

11. Küçük bir atölyede saatleri onaran usta, her parçayı büyüteçle tek tek inceler. Ona göre «bir saatin ruhu en küçük dişlisinde saklıdır». Yeni nesil tamirciler arızayı bulmak için doğrudan elektronik cihazlara başvururken o, önce saatin sesini dinlemeyi tercih eder. Sesteki en ufak düzensizlik, hangi dişlinin aşındığını ele verir. Usta, bu yöntemin yıllar süren bir alışkanlıkla kazanıldığını, hiçbir kitaptan öğrenilemeyeceğini söyler. Atölyesine gelen genç çıraklara ilk öğrettiği şey de aceleci olmamaktır. Ona göre bir saati doğru onarmak, zamanı anlamaktan geçer.

Bu parçada altı çizili «bir saatin ruhu en küçük dişlisinde saklıdır» sözüyle asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Yeni nesil tamircilerin ustadan daha başarılı olduğu B) Bir işin kalitesinin, gözden kaçan en ufak ayrıntılarında ortaya çıktığı C) Saatlerin çoğu zaman tamir edilemeyecek kadar eskidiği D) Dişlilerin bir saatin en pahalı parçası olduğu E) Ustaların işlerini birbirinden gizli tuttuğu

Sözel Anlam · Paragraf

12. Kasabanın saat kulesi, iki yüz yıl önce bir tüccarın bağışıyla dikildi. Kule saati, uzun süre kasabadaki tek saat olduğundan pazar, okul ve tarla işleri onun vuruşlarına göre düzenlendi. Cep saatleri yaygınlaşınca kulenin vuruşları kimseye yeni bir bilgi vermez oldu; ama kimse onun susmasını da istemedi. Bugün kule, saati göstermekten çok, kasabanın ortak zamanının bir anısı olarak bakımı yapılan bir yapı. Bir işlevin sona ermesi, o işlevi taşıyan şeyin anlamını her zaman bitirmiyor.

Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?

A) Kasabalıların kuleye bir anı değeri yüklediğine B) Kulenin bugün de kasabanın en yüksek yapısı olduğuna C) Kulenin bir kişinin bağışıyla yapıldığına D) Kule saatinin bilgi verme işlevini yitirdiğine E) Kulenin bir zamanlar kasabanın gündelik düzenini belirlediğine

Sözel Anlam · Paragraf

13. Mahallenin kullanılmayan bir arsasında başlatılan toplum bahçesi projesi, ilk yılında yalnızca on iki gönüllüyle başlamıştı. Proje koordinatörüne göre bir toplum bahçesinin asıl ürünü sebze değil, komşuluk ilişkileridir. Gönüllüler, önce toprağı hazırlamak yerine kimin hangi bölümden sorumlu olacağını tartışarak haftalar geçirdi. Koordinatöre göre «bir bahçeyi birlikte kurmak, önce anlaşmazlığı ekip sonra hasat etmektir». İlk aylarda bazı gönüllüler, ortak kararların yavaş alınmasından şikâyet ederek projeden ayrıldı. Kalan gönüllüler ise zamanla ortak bir çalışma takvimi oluşturarak süreci basitleştirdi. İlk hasat, beklenenden az olsa da katılımcılar arasında büyük bir memnuniyet yarattı. Proje, ilk yılın sonunda mahalledeki diğer boş arsalar için de bir örnek olarak gösterilmeye başlandı.

İkinci yıl, bahçeye katılan gönüllü sayısı üç katına çıktı ve bahçe iki ayrı bölüme genişletildi. Koordinatör, bu büyümenin yönetimi zorlaştırdığını, artık herkesin her kararı birlikte almasının mümkün olmadığını fark etti. Bu yüzden bahçe, küçük gruplar hâlinde kendi bölümünden sorumlu olacak şekilde yeniden düzenlendi. Bu değişiklik, ilk yılın aksine kararların çok daha hızlı alınmasını sağladı. Bazı eski gönüllüler, yeni düzenin bahçenin ilk yıllardaki ortak ruhunu zayıflattığını düşünmektedir. Koordinatöre göre büyüyen her topluluk, bir noktada ortaklığı esneklikle dengelemek zorunda kalır. Proje, üçüncü yılında mahalledeki okulla iş birliği yaparak öğrencilere de küçük bir bölüm ayırmayı planlamaktadır.

Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Proje, üçüncü yılında okulla iş birliği yapmayı planlamaktadır B) Bazı eski gönüllüler, yeni düzenin ilk yıllardaki ortak ruhu zayıflattığını düşünmektedir C) Koordinatör, bahçenin büyümesinin yönetimini kolaylaştırdığını belirtmiştir D) İlk yıl bazı gönüllüler, kararların yavaş alınmasından rahatsızlık duymuştur E) Bahçenin büyümesi, karar alma sürecinde değişikliğe gidilmesine yol açmıştır

Sözel Anlam · Paragraf

14. Şehir müzesinin bodrum katındaki restorasyon atölyesi, yıllar içinde hasar görmüş tabloları ve heykelleri özgün hâline yaklaştırmaya çalışır. Atölyenin başındaki restoratöre göre bir eseri onarmak, onu yeniden boyamak değil, kaybolan izleri saygıyla tamamlamaktır. Restoratör, hangi rengin özgün olduğuna karar veremediği noktalarda boyamayı tamamlamak yerine o bölgeyi bilinçli olarak yarım bırakır. Ona göre «bir eserin geçmişini gizlemek, onu ikinci kez kaybetmektir». Bu ilke gereği restorasyon atölyesinde hiçbir onarım, orijinal malzemenin üzerini tamamen örtecek şekilde yapılmaz. Restoratör, çıraklarına ilk öğrettiği kuralın "emin değilsen dokunma" olduğunu söyler. Bazı eserlerin onarımı, tek bir santimetrekarelik alan için haftalarca sürebilir. Atölyede kullanılan malzemelerin çoğu, eserin yapıldığı döneme uygun olacak şekilde özel olarak hazırlanır.

Müze yönetimi, son yıllarda restorasyon sürecini ziyaretçilerden gizlemek yerine camlı bir bölmeyle sergilemeye başlamıştır. Bu değişiklik ilk başta restoratörü rahatsız etmiş, çünkü çalışırken izlenmek ona yabancı gelmiştir. Zamanla restoratör, ziyaretçilerin sorularının kendi işine bakış açısını da zenginleştirdiğini fark etmiştir. Müzeye gelen çocuklar, restorasyonu izleyerek eserlerin "hazır" değil "hâlâ yaşayan" nesneler olduğunu öğrenmeye başlamıştır. Müze yönetimi, bu uygulamanın ziyaretçi sayısını da belirgin biçimde artırdığını belirtmiştir. Restoratöre göre asıl kazanç ziyaretçi sayısı değil, insanların bir eserin arkasındaki emeği fark etmesidir. Müze, önümüzdeki yıl restorasyon sürecini konu alan küçük bir belgesel hazırlamayı planlamaktadır.

Bu parçada altı çizili «bir eserin geçmişini gizlemek, onu ikinci kez kaybetmektir» sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bir eserin değeri, yalnızca sergilendiği müzeye bağlıdır B) Restorasyon, eserin fiziksel bütünlüğünü hiçbir zaman tam olarak sağlayamaz C) Restoratörler, eserlerin orijinal rengini her zaman kesin olarak bilir D) Bir eserin izlerini yok sayarak onarmak, o esere ait tarihsel bilgiyi de yok etmek anlamına gelir E) Eserler, restore edilmeden önce zaten değerlerini kaybetmiş sayılır

Sözel Anlam · Paragraf

15. Cam üfleme atölyesinde çıraklar ilk aylarda yalnızca izler. Usta, akkor hâldeki camı borunun ucunda döndürürken tek bir söz etmez; öğrenme, «gözle işitilen bir dil» üzerinden ilerler. Çırak, camın ne zaman yumuşayıp ne zaman katılaştığını ustanın bileğinin hızından okumayı öğrenir. Sözlü açıklama, bu bilginin ancak küçük bir bölümünü taşıyabilir. Bu yüzden bu zanaatta kitap değil, atölye vardır.

Bu parçada altı çizili sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Camın sesinin ustaya durumunu haber vermesi B) Bilginin sözle değil, görerek edinilmesi C) Ustanın çırağa bakışlarıyla uyarıda bulunması D) Atölyede konuşmanın yasak olması E) Çırağın ustanın sözlerini dikkatle dinlemesi

Cevap Anahtarı

1-E 2-B 3-D 4-E 5-E 6-A 7-C 8-E 9-C 10-E 11-B 12-B 13-C 14-D 15-B

8genales · ALES Hazırlık · sekizgenacademy.com